ARAMA MOTORU :


Google Arama
www.erimsever.com

Site Haritası



Yukarı Çık
Afrika Dili - Güney Afrika Almanca - Almanya Arapça - Arabistan Arnavutça - Arnavutluk Azerice - Azerbaycan Baskça - İspanya Belarusça - Beyaz Rusya Bengalce - Bengal Bulgarca - Bulgaristan Çekce - Çekoslovakya Çince - Basitleştirilmiş Çince - Geleneksel Danca - Danimarka Endonezya Dili - Endonezya Ermenice - Ermenistan Eskenazi Dili - Almanya Yahudileri Estçe - Estonya Farsça - İran Filipince - Filipinler Fince - Finlandiya Fransızca - Fransa Galce - Galler Galiçyaca - Galiçya Gücerat Dili - Hindistan Gürcüce - Gürcistan Haiti Creole Dili - Haiti Hırvatça - Hırvatistan Hintçe - Hindistan Flemenkçe - Hollanda İbranice - İsrail İngilizce - Amerika, İngiltere İrlandaca - İrlanda İspanyolca - İspanya İsveçce - İsviçre İtalyanca - İtalya İzlandaca - İzlanda Japonca - Japonya Kannada (Karnataka) Katalanka - Catalan Andorran Korece - Kore Latince - Meksika Lehçe - Polonya Letonca - Letonya Litvanyaca - Litvanya Macarca - Macaristan Makedonyaca - Makedonya Malayca - Malezya Maltaca - Malta Norveççe - Norveç Portekizce - Portekiz Romence - Romanya Rusça - Rusya Sırpça - Sırbistan Slovakça - Slovakya Slovence - Slovakya Svahili - Jameyka Tamil - Hindistan Tayca - Tayland Telugu - Sri-Lanka Ukraynaca - Ukrayna Urduca - Pakistan Vietnamca - Vietnam Yidce - Rusya Yahudileri Yunanca - Yunanistan


Zinde bir gün için sabah işe başlamadan önce veya müşterimizin karşısına çıkmadan "yalnızken" yapılabilecek yüz egzersizleri...



KURNAZ AVUKAT :

Bir avukat adam ve bir sarışın kadın Newyork'tan Los Angeles'a giden uçakta yan yana oturuyorlarmış.
Yolculuk uzun sürdüğünden avukat geçen zamanı eğlenceli kılmak için bir oyun düşünmüş ve kadına doğru eğilerek;
- "Bir oyuna ne dersin?" diye sormuş. Kadın yorgun oldugundan avukatı kibarca reddetmiş ve uyumak için gözlerini kapatmış.
Ancak adam ısrarla kadına;
- "Oyun çok kolay, ve eglenceli. Sana bir soru soracağım, cevabı bilemezsen bana $5 vereceksin, bilirsen ben sana, sonra sen soracaksın."
Kadın yine kibarca reddetmiş ve uyumaya calışmış.
Adam, kadın sarışın olduğu için oyunu kolayca kazanacağını düşünerek ısrarlarını arttırmış. Bir teklif daha yapmış :

- "Eğer cevabı sen bilemezsen bana $5 verirsin, eğer ben bilemezsem sana $50 veririm" demiş.

Kadın ısrarlara dayanamayarak bu yeni teklifi kabul etmiş.
Adam ilk soruyu sormuş.
- "Ay ile dünya arasındaki uzaklık ne kadardır?"
Kadın tek söz söylemeden çantasından $5 çıkarıp adama uzatmış.
- "Şimdi sıra bende" diyerek sorusunu sormuş;
- "Tepeye üç ayakla tırmanıp dört ayakla aşağıya inen şey nedir?"
Adam kadına şaşkın şaşkın bakıp epeyce bir düşündükten sonra, cüzdanından $50 çıkarıp kadına uzatmış.
Kadın kibarca parayı alıp çantasına koyduktan sonra uyumak için hazırlanırken, adam yenilmenin verdiği acıyla sormuş;

- "Cevap ne?".

Kadın yine tek kelime etmeden çantasını açmış ve $5 çıkarıp adama uzatmış ve artık uyumaya devam etmiş.



AVM :

Delikanlı küçük kasabasından çıkıp şehrin en büyük marketinde işe başvurur. Burada her şey ama her şey satılmaktadır.

Patron sorar:
- Daha önce hiç satıcılık yaptın mı?

- Evet, kasabadaki tek markette çalışmıştım.

Patronun gözü çocuğu tutar:
- İyi, yarın başlıyorsun.

Ertesi gün akşam olur ve patron çocugu karşısına alır:
- Evet, bugün kaç satış yaptın?

- Bir!

- Ne! Bir mi? Diğerleri 20-30 satış yaptılar. Nasıl bir tane olur? Kaç dolar tuttu peki?

- 320.334 dolar tuttu.

Patron şaşırır:
- Nasıl becerdin bunu?

- Adama başta küçük boy bir olta, sonra orta boy ve sonra da büyük boy bir olta sattım. Adama nerede balık tutacağını sordum. Kıyıda deyince bir tekneye ihtiyacı olduğunu söyledim. Tekne bölümüne indik ve çift motorlu, yelkenli, lüks bir yat sattım. Vosvosuyla bunu çekemeyecegini söyleyince son model 4x4 bir jeep de sattım.

Patron şoka girmiştir:
- Ne diyorsun, bütün bunları bir küçük olta almaya gelen bir adama mı sattın?

Genç satıcı cevap verir :

- Yok aslında karısı için kanatlı ped almaya gelmişti... Ben de ona şöyle dedim:
"Hafta sonun mahvolmuş, sen en iyisi balığa git."



TEMEL U2 KONSERİNDE :

Temel ile Dursun Londra’da gezinirken bakmışlar ki ahali haldır huldur bir yere gidiyor. Sormuşlar, U2’nun konseri varmış.
Bizimkiler : “ Cidelum, biz de corelum.” deyip soluğu stadyumda almışlar. Konser başlamış. Millet coşkuyla şarkılara eşlik ediyor, bizimkiler de eğlenir gibi yapıyor.
Solistleri Bono birden müziği durdurup elini şaklatmış. Herkes şaşkın. İki üç saniye sonra bir daha şaklatmış. Bir daha...
Sonra :
“Elimi niye şaklatıyorum biliyor musunuz?” diye kalabalığa sormuş...
On binlerce kişiden çıt yok...
Bono, sorusunu kendisi cevaplandırmış :

“Afrika açlık çekiyor. Ben elimi her çırptığımda oralarda bir çocuk ölüyor.”

Refah toplumunun bireyleri bu gerçeğin böyle ifade edilmesinden şaşkın, şoklanmış gibi soliste bakarken gerilerden Temel’in sesi yükselmiş...

“ ... evladı, sen de elini çırpma o zaman ! "



KAÇA MALOUR ? :

Para hesabını yeni yapmaya başlayan küçük oğlan sormuş:

- Baba, evlenmek kaça mal olur?

Babası cevap vermiş:

- Bilmiyorum oğlum, ben hala ödüyorum.



ŞÖFÖR :

Biraz yol aldıktan sonra arkada oturan müşteri taksi şöförüne bir şey sormak için hafifçe omzuna dokunur. Şöför bir çığlık atıp, direksiyonun kontrolünü kaybeder ve kaldırıma çıkıp, arabayı zar zor durdurur ve arkaya dönüp müşteriye: "Bir daha bunu yaparsan gözünü patlatırım!" diye bağırır.

Müşteri;
"Azıcık dokunmanın sizi bu kadar korkutup sıçratacağını düşünemedim, özür dilerim," der.

Kendini toparlamış olan şöför, müşteriye dönüp:
"Haklısınız, sizin kabahatiniz yok, bugün benim ilk günüm, 25 senedir cenaze arabası şoförüydüm de"



LANETLE :

Papaz ölmek üzere olan adamın üzerine eğilir, "Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle."

Adamdan ses çıkmaz.

Papaz tekrarlar;
"Ölmeden önce şeytanı ve onun kötülüklerini lanetle."

Ama adam hala susuyordur.

Papaz kızar,
"Neden şeytanı ve kötülüklerini lanetlemiyorsun be adam?"

"Nereye gideceğimi bilmeden kimse hakkında yorum yapmak istemiyorum."



TEMEL ASKERDE :

Tabur'a yeni bir komutan gelmiş ve askerleri toplayarak bir konuşma yapacağını belirtmiş.
Bütün askerler toplanmışlar ve komutan başlamış konuşmaya :
- Bugün tanışmak için sizleri buraya topladım. Benim adım "Zeki", soyadım "Kırç". Tekrar ediyorum, Kırç... Arada R var... Sakın ola diliniz sürçmesin çok fena yaparım. Herkes ezberlesin hata istemem !
Askerler dağılmışlar ve herkes "Arada R var, arada R var" diye içinden ezbere koyulmuş.
Komutan ise bu konuda ne kadar hassas olduğunu göstermek için sağda solda gördüğü askere soruyormuş :
- Sen !
- Emredin komutanım !
- Soyadım ne benim ?!
- Kırç komutanım.
- Aferin ! İşinin başına !
Komutan böyle hergün bir kaç kere soyadını soruyor ve kimse şaşırmıyormuş.
Temel ise bu konuda çok sancılıymış. Ya birgün piyango kendisine çıkarsa ve şaşırırsa diye daralıp dururmuş.
Nihayet birgün tören esnasında komutan aniden arkasına dönmüş ve Temel'i işaret ederek:
- Sen ! Soyadım ne benim ?!
Temel heyecandan konuşamıyor, nutku tutulmuş. Yaprak gibi sallanmaya başlamış.
Komutan gayet sinirli;
- Sana söylüyorum, cevap ver, asabımı bozma !
Hemen arkasındaki arkadaşı bakmış Temel'in başı belaya girecek, hemen fısıldamış :
- Arada R var, arada R var...
Bunun üzerine Temel cevap vermiş:
- Gört !!!



TEMELİN KAYNANASI :

Temel bir gün kahveye girmiş. Üstü başı yırtıkmış. Ne oldu diye sormuşlar.
- Temel: "Kaynanamı gömdük."diye cevap vermiş.
- Kahvedekiler: "İyi de bu halin ne?"
- Temel: "Biraz direndi de."



KEKEME :

Çocuk kayıt olmak için okula gider.
Müdür sorar : Oğlum adın ne ?
Çocuk : Mememehmet Yayayayakut
Müdür : Oğlum kekeme misin sen ?
Çocuk : Hayır hocam, babam kekemeydi, nüfus memuru da şerefsizin biriymiş...



SARHOŞ :

Adam geç saatte zil zurna sarhoş eve geldi. Karısı uyuyordu. Tuvalet ihtiyacını giderdikten sonra karısının yanına geldi ve kadını uyandırdı.
- Karıcığım,
- Ne var ?
- Sen ne mükemmel bir kadınsın be, bir tanesin.
- Ne oldu gene?
- Ne olacak tuvaletimize o otomatik lambayı ne zaman taktırdın? Harika olmuş.
- Ne diyorsun sen ne lambası?
- Valla ne bileyim hayatım, tuvaletin kapısını açınca ışık yanıyor kapatınca sönüyor.
Bu duyan kadın öfkeyle yerinden fırladı :
- Allah belanı versin pis sarhoş yine mi buzdolabına işedin...



TEMEL SINAVDA :

Temel üniversite sınavına girmiş. Her soruda yazı-tura atarak cevapları vermiş.
İki saat sonra öğrencilerin çoğu sınav kağıdını verip salonu terk etmiş, Temel hala yazı tura atıyor.
Öğretmen gelmiş başına dikilmiş :
Temel zaten hepsini yazı tura atıyorsun, hala bitiremedin mi?
Temel : Hocam bir saat önce bitirdim. Şimdi de cevaplarımı kontrol edeyrum !

HABER 05 Ekim 2010 Salı :

ÖSYM bu kez işi sıkı tutacak
ÖSYM yaptığı sınavlarda, bugüne kadar yapıla gelen uygulamalara ilave olarak, güvenliği daha da artırmak amacıyla bazı tedbirlerin uygulanacağı bildirildi.
Alınan yeni tedbirlere göre, sınavların yapıldığı binalara girişte adayların ve sınav görevlilerinin üstleri emniyet güçleri tarafından elle ve detektörle aranacak; cep telefonu, saat, kablosuz iletişim sağlayan bluetooth ve benzeri cihazlar ile küpe, broş, metal para gibi metal içerikli eşyalar ve her türlü elektronik/mekanik cihaz bina içine alınmayacak. Kaynak



BABAM KIZIYOR :

Ali okula yeni başlamıştı, öğretmen gelenlerin ve babalarının isimlerini soruyordu. Sıra Aliye gelmişti.

İsmin ne?
Ali

Babanın ismi ne?
Baba

Evladım babanın başka ismi yokmu?
Öğretmenim üç kardeşim var, hepimiz baba diyoruz. Ama başkaları Ahmet diyor.

Babanın adı Ahmet desene..
Ben Ahmet deyince kızıyor öğretmenim.



BEN NE DİYORUM ? :

Küçük Aylin'e teyzesi bir lira vermişti.
Küçük kız bir şey demeden parayı cebine attı.

Bunun üzerine annesi söze karıştı.
-Aylin, teyzene ne demen lazım?

Aylin düşünürken annesi yardım etmek istedi.
-Baban bana para verdiği zaman ben ne diyorum?

Birden gözleri parlayan Aylin:
-Hepsi bu kadar mı? diye atıldı.



PSİKOLOG - YATAĞIN ALTI :

Psikoloğa giden adam, 'geceleri uyuyamıyorum efendim' demiş, 'sürekli yatağın altında biri var gibi geliyor. Yatağın altına girip orada uyumayı deniyorum. Bu defa da yatağın üstünde biri var gibi geliyor...'
Adamı dikkatle dinleyen psikolog 'Hallederiz bu saplantıyı' demiş. 'Bana haftada iki kere geleceksiniz. 6 aylık bir tedavi sonunda sizi iyileştireceğimi umuyorum.'
'Her viziteye ne kadar ödeyeceğim?'
'Her vizite 100 TL, buna göre 6 ayda 4 bin 800 TL ödeyeceksiniz'
Adam gitmiş, o gidiş... Psikolog, birkaç ay sonra adama sokakta rastlamış:
'Ne oldu, hastalığınız?'
'2,5 TL'ye hallettim...'

'Nasıl oldu?'
'Sizden çıktıktan sonra, ilerdeki kafeye uğradım. Kolamı içerken garsonla rahatsızlığımı sohbet ettik. 'Karyolanın bacaklarını kes' dedi... Kestim; mesele halloldu...



ALIŞVERİŞ :

Kadının biri alışveriş için şehre inmiş, ilk girdiği dükkanda harika ayakkabılar bulmuş, ikincide de nefis bir elbise.. Üçüncü dükkanda %50 indirim, gözlerine inanamazken birden cep telefonu çalmış..
Hattaki kadın doktor ona kocasının feci bir trafik kazası geçirdiğini, durumunun kritik olduğunu, yoğun bakıma kaldırıldığını söylemiş..
Kadın doktora; “Kocasına çarşıda olduğunu iletmesini, bir an önce orada olacağını” söyleyerek telefonu kapatmış, ama akabinde hayatının en verimli alışverişini yapmakta olduğunu fark etmiş ve hastaneye gitmeden 1-2 mağazaya daha girmiş, birkaç saat sonra sabah alışverişini bir fincan kremalı kahve ile tamamlanmış ki birden kocasını hatırlamış.. Suçluluk duygusu ile hastaneye koşmuş..
Koridorda doktoruna rastlayıp kocasını sormuş..
Bayan doktor, kadının elindeki paketlere bakıp “Buraya hemen gelmek yerine alışverişine devam ettin değil mi?..” demiş bağırarak, “Sanırım kendinle gurur duyuyor olmalısın..
Adam burda yoğun bakımda, sen mağaza mağaza dolaş.. İyi be..! Ama bu senin son alışverişin olacak.. Artık ömrünün sonuna kadar onun hastabakıcısı olacaksın, hem de başından 1 dakika bile ayrılamadan.. !”
Kadın son derece üzgün başını önüne eğmiş..

Bayan doktor, onun bu haline uzun uzun baktıktan sonra kıkırdamaya başlamış,

“Şaka yapıyorum kıııız şakaaaa.. Takıldım sana.. Kocan öldü.. Vallahi öldü.. Hadi aç bakayım şu poşetleri de neler aldın bi görelim..!”.



TEMEL DUŞTA :

Temel duş almaya girer, şampuanı saçlarına boşaltıp ovalamaya başlar. Sırtını keselemeye gelen annesi sorar :
- Oğlum kafanı ıslatmayacak mısın ?..
- Temel cevap verir : Yok anne bu şampuan kuru saçlar içinmiş...



KARNE MESAJI :

Şehir dışında okuyan çocuk, ağabeyine cebinden mesaj çekiyor :

Karnede 5 kırık, babamı hazırla !

Abi'den cevap mesajı :

Babam hazır, sen de hazırlan !



TUZ RUHU :

Dursun birgün Temel'e gelerek :
- Ula Temel geçen gün senin inek hastalandığında ne yaptun ?
Temel de;
- Benim ineğe tuz ruhu içuttum der
Bu sözlerden sonra Dursun evine gider ve ertesi gün yine çıkar gelir ve Temel'e;
Ula Temel benum ineğe tuzruhi içurttum öldi!..
Temel'de Dursun'a doğru dönerek;
Biliyrum benum inek de ölmişti..



TEMEL KAMYON ŞÖFÖRÜ :

Temel Kamyon şoförü.. Kamyon çok yüklü, yükseklik 6 metre...
Bir köprüye yaklaşıyor..
Köprünün üstünde azami yükseklik 4 metre yazıyor.
Temel sağına soluna bakıyor ve :
"Polis yok geçerim" diyor.

Resim benzer bir gazete haberinden alınmıştır.

KÖPRÜ :

Kamyon şoförünün 'Dikkat alçak köprü!' yazısını görmesiyle köprünün altına sıkışması bir olmuş.

İkaz levhasının daha önceye konması gerektiğini düşünen sinirli şoförün yanına gelen polis,

"Sıkıştın demek," deyince, adam dayanamamış:

"Hayır Memur bey! Köprüyü taşıyordum, mazotum bitti!"



SINAV MAZERETİ :

4 üniversite öğrencisi, uyanamadıkları için matematik finaline geç kalırlar ve okula gidince hocaya arabalarının lastiğinin patladığını söylerler...

Hoca ilk başta inanmaz ama öğrencilerinin yalvarmalarına dayanamayarak, onları 3 gün sonra sınav yapacağını söyler.

Sınav günü gelince hoca, 4 öğrencinin hepsini 4 ayrı sınıfa yerleştirip sınav sorularını dağıtır.

Sınav geçme sistemi şöyledir: 100 üzerinden 50 puan alan herkes sınavı geçebilir...

Hocanın hazırladığı sınavda ise ön sayfada 10'ar puanlık 4 tane basit matematik sorusu vardır...

Bunları kolayca çözerler.

Arka sayfada ise 60 puanlık 1 soru vardır: "Hangi lastik patladı?"



MEKTUP :

Adam oğlunun odasının önünden geçerken hayretle bakakaldı.. Yatağı güzelce toplanmıştı ve odası hiç olmadığı kadar derli toplu görünüyordu. Sonra adam yastığın üzerine bırakılmış mektup zarfını fark etti. Üzerinde ‘Babama’ yazıyordu.
Aklından geçen bin bir kötü düşünceyle mektup zarfını açtı ve titreyen elleriyle mektubu okudu:

Sevgili baba; Sana bu satırları derin bir pişmanlık ve üzüntü içinde yazıyorum. Kız arkadaşımla kaçmak zorundaydım çünkü seni ve annemi yaşanacak rezaletten uzak tutmak istedim. Gerçek tutku ve aşkı ben Sedef’le buldum ve o öyle tatlı ki anlatamam... Şunu biliyordum siz onun vücudunun her yerine taktığı küpeleri, derisine işlettiği dövmeleri, kendine has o çılgın giyim tarzını asla ama asla onaylamayacaktınız ve tabi benden çok büyük olması da bir sorundu. Fakat benim için bunlar değildi gerçek tutku ve gerçek aşk...
Baba Sedef hamile! Sedef’in dediğine göre çok mutlu olacağız. Ormanda kendine ait bir karavanı ve tüm kış yetecek kadar da yakacağı var. Bir sürü çocuğa sahip olma düşüncesi rüyalarımızı süslüyor. Sedef benim gözlerimi esrar gerçegine açtı ve artık biliyorum ki esrar kimseye zarar vermez. Esrar yetiştirecek ve insanlara pazarlayacağız ve yine bu sayede ihtiyacımız olan kokain ve extacy’ye ulaşacağız.
Artık tam anlamıyla bilime yalvarıyoruz, dualar ediyoruz şu AİDS'in çaresi bulunsun ve Sedef sağlığına kavuşsun diye... O kesinlikle iyileşmeyi hak ediyor.

Endişelenmeyi bırak baba ben 15 yaşındayım ve kendi başımın çaresine bakabilirim. Eminim birgün geri döneceğiz ve sen kendi torunlarını tanıyacak, seveceksin.

Oğlun Cahit


NOT: Baba yazdığım mektubun tek kelimesi bile doğru değil. Ben Fatih’lerdeyim. Sadece sana; masamın üzerinde seni bekleyen karneden daha kötü şeylerin olduğunu hatırlatmak istedim..



TRENİ KAÇIRMAK :

Üç arkadaş tren istasyonuna gitmişler. İçlerinden biri gişeye yaklaşıp bilet almış ve trenin kalkmasına ne kadar zaman olduğunu sormuş.
–  Bir saat on beş dakika... 
Arkadaşlarına dönmüş:  
–  Daha çok var, hadi gidip şu karşıki kafede çay içelim... 
Oradan buradan derken lâf lâfı açmış... Birden tren düdüğüyle kendilerine gelmişler. Koşarak dışarı fırlamışlar ama, nafile...  Tren kaçmış...
Sormuşlar:  
–  Sonraki tren ne zaman?
–  Bir buçuk saat sonra...
Yine dönmüşler kafeye. Yine çay, yine lâf ve derken yine düdük sesi... Koşmuşlar ama bu defa da treni kaçırmışlar.
Bir saat sonra bir tren daha varmış. Dönmüşler kafeye... Ama bu kez uyanık duruyorlar. Trenin sesini duyar duymaz kalkmışlar ve koşmaya başlamışlar.
İçlerinden ikisi; biri bir vagona, diğeri başka vagona zar zor yetişmiş... Üçüncü ise geride kalmış ve yetişememiş... 
Bir  süre  dövündükten  sonra  başlamış  katıla katıla gülmeye.  
Durumu gören istasyon memuru dayanamayıp sormuş:  
–  Hem treni kaçırdın hem gülüyorsun! 
– Nasıl gülmeyeyim!... Onlar beni uğurlamaya gelmişti...



AVRUPA GEZİSİ :

Adam kaynanasıyla birlikte Avrupa gezisine çıkacaktı, arkadaşı sordu:
- Yahu sen hep kaynanandan yakınıp durmaz mıydın? Şimdi de Avrupa gezisine mi çıkarıyorsun?
- Ne yapayım kardeşim, sık sık "Avrupa'yı görmeden Allah canımı almasın!" deyip duruyor... Benimki, bir umut işte...



KADININ İYİSİ :

Necip Fazıl'a sormuşlar;

- Kadının iyisini nasıl anlarsın?
- Konuşmasına bakarım.. demiş..
- Ya hiç konuşmuyorsa? demişler..
- O kadar iyisine rastlamadım...



RİCA :

- Aşkım, Fransızca seni seviyorum desene..
- Fransızca seni seviyorum..
- ...



AKRABA :

Ben 24 yaşındayım ve 44 yaşında bir dul bayanla evlendim. Kendisinin de 25 yaşında bir kızı var. Babam ise bu kız ile evlendi. Böylelikle babam, karımın kızı ile evlendiği için damadım olmuş oldu. Bunun üzerine kızım da babamla evlendiği için üvey annem olmuş oldu. Hanımımın ve benim geçen sene bir oğlumuz oldu. Oğlum hanımımın kızının erkek kardeşi oldu, aynı zamanda babamın da eniştesi. Bir de üvey annemin erkek kardeşi olduğu için dayı oldu. Anlıyacağınız benim oğlum benim dayım oldu. Babamın eşi sene sonunda dünyaya bir erkek çocuğu getirdi. O babamın oğlu olduğu için benim de erkek kardeşim, ve de kızımın oğlu olduğu için de torunum. Yani ben torunumun erkek kardeşiyim. Ayrıca bir annenin evladının babası eşi olduğuna göre ben de eşimin kızının babasıyım ve kızımın erkek çocuğunun erkek kardeşiyim. Kısacası kendimin büyükbabasıyım.



FUTBOL VE KADIN :

- Kadınlar neden futbol oynamaz ?
- Neden?
- Çünkü 11 kadın aynı elbiseyi giyerek bir arada duramaz..



100 METRE :

İki arkadaş sohbet ediyorlar:
–  Bizim Temel, yüz metreyi 10 saniyenin altında koşuyor!
Diğeri hemen itiraz etmiş:
–  Olmaz öyle şey! Ancak dünya rekortmeni bu kadar hızlı koşabilir.
–  Belki ama, bizim Temel kestirme bir yol biliyor.



NE YESEM :

Temel dahiliyeci olmuş ve buna bir gün kadının biri gelmiş, demiş ki :

- Doktor bey ne yesem onu çıkarıyorum. Pasta yiyorum pasta çıkıyor, ekmek yiyorum ekmek çıkıyor, demiş.

Temel de :
- O zaman bok ye, demiş.



DOKTOR KONTROLÜ :
Uyarı : Bu fıkra sonrasında "lazım" kelimesini günlük hayatınızda duyunca bu fıkrayı hatırlayabilirsiniz !

Adamın biri doktora gitmiş. "Kalbim çok atıyor" demiş.

Uzun bir muayeneden sonra doktor "Atmaması lazım" demiş.

Adam doğru bir eczaneye gitmiş ve "Atmaması var mı" demiş.
Eczacı şaşırarak : "Beyefendi Atmaması bizde olmaz ,siz köşedeki veterinere gidin" demiş.
Adam veterinerden 4 kutu at mamasını almış ve bir ay boyunca kullanmış.

Sonuç mükemmel, fakat 4 ay sonra adamın kalp şikayetleri yeniden başlamış ve doğru veterinere gitmiş ve 4 kutu daha at maması istemiş.

Veteriner "kusura bakmayın at maması ithalatı artık yapılmıyor. Bizde de bitti" demiş.

Adam telaşla doktoruna gitmiş ve "atmaması bitmiş" demiş.

Doktor da "Bitmemesi lazım" demiş...



ÖKSÜRÜK TEDAVİSİ :

Adamın biri çok kuvvetli öksürüğe yakalanmış, bu derdi ile ilgili işe giderken arkadaşı olan doktora uğramış. Randevü almadığından doktor kendisini 2 hasta arasına sıkıştırmış.

Muayene sonucu biraz da telaşla adama yanlışlıkla öksürük ilacı yerine müshil ilacı vermiş.

Birkaç saat sonra hastalarından biraz fırsat bulabildiğinde arkadaşı aklına gelmiş ve telefonla hatırını sormak istemiş.

Doktor :
- Nasıl oldun ilacın etkisi rahatlattımı seni ?

Adam :
- Yok, geçmedi.. Ama artık cesaret edemiyorum...



GAZ SORUNU :

Kadının biri doktora gitmiş :
- "Doktor bey benim biraz garip bir problemim var ben çok sık ve fazla gaz çıkarıyorum, ancak neyse ki hiç ses ve koku çıkmıyor, yine de her dakika her dakika bayağı rahatsız olmaya başladım, lütfen bir çare bulun." demiş.
Doktor birkaç ilaç yazmış ve 1 hafta sonra kontrole gelmesini rica edip kadını yollamış.

Aradan 1 hafta bile geçmeden kadın yine gelmiş.
- "Doktor bey ne yaptınız? Yine çok sık gaz çıkarıyorum ama bu sefer bir koku çıkıyor bir koku çıkıyor, dayanılır gibi değil; istediğiniz kadar cam, kapı açın saatlerce gitmek bilmiyor."

Doktor memnuniyetle cevap vermiş :
- "Hmmm güzel, demek burnunuzu tedavi edebildik, şimdi sıra kulağınızda."



ÇAY'IN FAYDALARI :

Yüzü gözü mosmor bir kadın doktora gider.

Doktor : Ne oldu size ?

Kadın : Doktor bey, ne yapacağımı bilemiyorum. Kocam ne zaman içip de eve sarhoş dönse beni gebertene kadar dövüyor.

Doktor : Bu konuda size çok işe yarayan bir çözümüm var hanımefendi. Kocanız sarhoş olarak eve geldiğinde elinize bir bardak şekerli çay alın ve kocanız yatıp uyuyana kadar ağzınıza alacağınız bir yudum çayı ağızınız içinde sürekli dolaştırın...

İki hafta sonra, aynı kadın, eli yüzü düzgün şekilde doktoru ziyaret eder.

Kadın : Evet doktor, harika bir çözümdü bu. Kocam eve sarhoş geldiği her seferinde, yatıp uyuyana kadar ağzıma bir yudum çay alıp ağzımı çalkalar gibi ağzımda dolaştırdım; ve kocam bana hiç dokunmadı.

Doktor : Gördünüz mü, ağzınızı kapalı tutmak ne kadar çok işe yarıyor...





HIZLI HEDİYE :

Şehrin en zengini üç adam bir araya gelmiş konuşuyorlarmış.

Birincisi demiş ki, "karıma öyle bir hediye aldım ki, 6 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor."
Diğerleri anlamamışlar. "Ne aldın?" diye sormuşlar.
"Beyaz bir Porsche aldım. Çok mutlu oldu." diye cevap vermiş.

İkinci adam demiş ki, "Ben de geçen doğum gününde karıma 4 saniyede 0'dan 100'e çıkan birşey almıştım."
Hemen anlamışlar tabi ki : "Heey, yoksa Ferrari mi aldın ?"
Adam gülümsemiş : "Evet, kıpkırmızı bir Ferrari aldım. Gerçekten de ona çok yakışıyor" demiş.
Bu sefer üçüncü adama sormuşlar : "Peki sen ne aldın karına ?"

Adam demiş ki : "Ben öyle birşey aldım ki; sadece 2 saniyede 0'dan 100'e çıkıyor."
Diğerlerir şaşırmışlar : "Atıyorsun !" demişler, "Öyle bir araba olmaz ki ?!"
Adam cevap vermiş : "Araba aldığımı kim söyledi ? İşte bunu aldım"



YAŞLILIK :

İhtiyar doktora gider ve sorar :
- Bu ayağım neden ağrıyor doktor bey?
Doktor bakar ve;
- Yaşlılıktan efendim..
- Salak salak konuşma doktor! Diğeri de aynı yaşta, o niye ağrımıyor ?



MASKE :

Temel'i ameliyata almışlar.
Doktorlar maskeleri takarken Temel yarı baygın :
"Boşuna uğraşmayın, hepinizi tanıyorum" demiş..



KIZILDERİLİ - BU KIŞ NASIL GEÇECEK ? :

Kızılderililer sonbaharda yeni seçilen genç büyücüye gidip sorarlar:
- Bu kış nasıl geçecek ?
Modern dünyanın adetleriyle yetişmiş genç büyücü eskilerin sırlarını bilmediği için kışın nasıl geçeceği konusunda hiçbir fikre sahip değildir.
Ne olur ne olmaz diye işi sağlama almak ister :
“Bu kış sert geçecek!”
Sonra kendisi de merak edip meteorolojiyi arar :
- Sizce bu kış nasıl geçecek ?
Meteorolog “Sert geçecek gibi görünüyor” der. Bu söz üzerine genç büyücü kabileye haber gönderir : “Kış çok sert geçebilir.” Kabile tekrar odun toplamaya başlar.
Genç büyücü bir süre sonra meraklanıp meteorolojiyi yine arar :
- Bir gelişme var mı, durum nedir ?
Yetkili cevap verir :
- Valla bu kış daha öncekilere benzemeyecek galiba. Çok sert geçecek.
Genç büyücü kabileyi toplar :
“Daha çok odun toplayın, kış çok sert geliyor!”.
Kabile ormana yayılır, harıl harıl odun toplamaya başlar.
Bir süre sonra büyücü meteorolojiyi tekrar arar.
- Bir değişiklik var mı ?
Yetkili “Valla ben böylesini görmedim. Feci bir kış geliyor” der.
Genç büyücü “Hayret!” der, “Nasıl bu kadar emin olabiliyorsunuz?”
Meteorolog, biraz da endişeyle “Kızılderililer” der, “Harıl harıl odun topluyorlar. Hiç bu kadar toplamamışlardı.”



ROLLS-ROYCE :

New York'ta bir bankanın önünde duran son model Rolls-Royce otomobilden inen adam hızlı adımlarla bankaya girdi ve önüne çıkan ilk görevliye, bireysel kredi için başvuruda bulunmak istediğini söyledi.

Görevli onu, müşteri temsilcisine götürdü. Adam çok acele bir iş için Avrupa'ya gitmek zorunda olduğunu ve bu nedenle bir hafta vadeli beşbin dolar krediye gereksinim duyduğunu söyledi. Müşteri temsilcisi kısa bir araştırma yaptıktan sonra döndü. "Ticari ve mali sicilinizi inceledik. Bu krediyi almanız için bir engeliniz yok" ve ekledi. Fakat bir konuyu belirtmeliyiz. Bizim bankamızla daha önce hiç çalışmamışsınız. Banka olarak sizi resmen tanımıyoruz.

Bu nedenle krediyi verebilmemiz için bize teminat göstermelisiniz. Adam cebinden Rolls-Royce'un anahtarını çıkardı ve bunu teminat olarak alın dedi. Kredi işlemleri çok hızlı bir şekilde halledildi.

Müşteri temsilcisi, kişisel merakını gidermek için bir hafta boyunca adama araştırdı ve çok büyük bir işadamı ve çok büyük servet sahibi olduğunu öğrendi.

Bir hafta sonra adam yeniden gelip, borcunun ana parası 5.000 $ la bir haftalık faizi 9.5 $ ı ödedikten sonra, müşteri temsilcisi bir türlü yenemediği merakının dürtüsüyle sordu. "Sizin, çok büyük bir işadamı ve çok büyük bir servetin sahibi olduğunuzu öğrendim" dedi. Yanlızca kişisel merakımdan soruyorum lütfen söylermisiniz sizin için çok küçük bir miktar olan 5.000$ lık krediye neden gereksinim duydunuz" ?

Adam hafifçe gülümseyerek " Siz de bana lütfen söylermisiniz ? " dedi

" Böyle lüks bir Rolls-Royce otomobili, New York'ta hangi kapalı garaja, bir hafta boyunca 9.5 $ a bırakabilirsiniz "



BEKLENTİLER :

- Senden çocuğum olsun istiyorum Aysel

- Ben de senden arabam olsun istiyorum Vedat, ama hala tık yok



BÜNYAN DA KORKULU DAKİKALAR :

Bu olay Kayseri'nin Bünyan ilçesi'nde yaşandı.
Kendisi Bünyanlı olmayan, politikayla uğraşmış ve halen Kayseri'de yaşayan işadamı, 22 Şubat 2001 tarihinde Bünyan sınırında, Kayseri-Malatya kara yolu üzerinde, bir benzin istasyonuna girer.
Lokantaya oturur ve orada kalabalık toplulukla birlikte birşeyler içer.
Yürüyüş mesafesindeki Bünyan'a gitmek için, lokantadan çıkar. Ancak dışarısı hem zifiri karanlıktır hem de korkunç bir kar-tipi fırtınası başlamıştır. Benzin istasyonuna yaklaşık 300 metre mesafedeki, Bünyan'a dönüş yolu kenarına varır. Oradan geçen bir arabaya binip, Bünyan'a ulaşma derdindedir. Fırtına daha da şiddetlenir. Adam bir-kaç adım ötesini bile görememektedir.
Gelip-geçen bir araba da yoktur. Nihayet karanlıklar içerisinde, hayalet gibi yavaş yavaş yaklaşan bir arabanın iki farını fark eder.
Arabanın, tam önünde yavaşlamasıyla birlikte hemen arka kapıyı açar ve arabaya biner. Kapıyı kapatır, araba yeniden hareket eder. İçeridekilere merhaba demek ister. Ama o da ne ?
Araba da kimse olmadığı gibi, direksiyonda da kimse yok. Birden paniğe kapılır. Korkuyla, hemen arabadan atlayıp, oradan koşarak uzaklaşmak ister ama hem araba hızlanmış, hem de korku ile dizlerinin bağı çözülmüş, hareket edemez hale gelmiştir.
Araba keskin bir viraja doğru yaklaşır. Adam dua etmeye başlar. Tüm günahları için tövbe eder. Arabayın durdurması için Allah'a yalvarır.
Tam bu esnada, pencereden bir el uzanır ve direksiyonu kıvırarak, sert virajdan arabanın doğru yola dönmesini sağlar. Her tehlikeli dönemece yaklaştıkça, Allah'a yalvarış ve yakarışı artar ve her seferinde de bir el dışarıdan uzanıp, direksiyonu çevirir.
Sonunda kendisini biraz toparlar, ayaklarını kımıldatır. "Ya Allah koru beni..." deyip, kapıyı açmasıyla birlikte, kendisini arabadan dışarı fırlatır. Bir kaç takla attıktan sonra, şarampolde kendisine gelir.
Defalarca üç Kulhü-bir Elham okuyarak, Bünyan'a yürüyerek ulaşır ve bir kahvehaneye girer. Üstübaşı ıslak ve şok haldedir. Kendisini tanıyanlar hemence sobanın başına alırlar. Eline bir çay verirler.
Bir müddet sonra kendisine gelip, sesi titreyerek, başına gelen doğa üstü ve korkunç olayı anlatır. Olayı dinleyenler inanmak istemeseler de, anlatan kişinin aklı başında ve toplumsal sorumluluk taşıyan bir pozisyonda olduğunu bildiklerinden, herkeste derin bir sessizlik oluşur.
Yaklaşık yarım saat sonra, aynı kahvehaneye Koyunabdal Köyü'nden iki kişi girer. Bir masaya oturur ve iki bardak çay söylerler. Bu arada, gelenlerden birisi, diğerine şunları söyler :
- Ahmet baksana, şu sobanın başında oturan geri zekalı, bizim araba yolda kalınca, biz arabayı iterken, arabaya binip-inen kişi değil mi ?



KOYUNLARIN SAYISI :

Çoban'ın biri dere kenarında koyunlarını otlatıyormuş. Tam o anda, yanına bir Cherokee Jeep yanaşmış. Brioni gömlek, Cerruti ayakkabılar giyen, Ray-Ban gözlüklü ve YSL kravatlı bir sürücü aşağıya inmiş ve çobana sormuş:
- Eğer kaç tane koyunun olduğunu bilirsem bana onlardan bir tanesini verir misin?
Çoban bir adama birde koyunlarına bakmış, "Tamam" diye cevap vermiş.
Genç adam arabasını park etmiş, telefonunu bilgisayarına bağlamış bir NASA sitesine girmiş, GPS'ini kullanarak yeri taramış, bir database ve logaritma ile doldurulmuş 60 excel tablosunu açmış ve 150 sayfalık bir rapor basmış.
Çoban'a dönmüş,
- "Tam olarak 1586 adet koyunun var" demiş.
Çoban "Doğru" diye cevap vermiş, "Koyununu alabilirsin."
Genç adam koyunu almış ve jeep'inin arkasına koymuş.

Bu sefer çoban genç adama dönmüş:
- "Eğer senin ne iş yaptığını bilirsem koyunumu geri verirmisin?" diye sormuş.
Adam, "Evet neden olmasın" diye yanıtlamış.
"Sen Dünya Bankası'nda Danışmansın" demiş çoban.

Adam sormuş,
"Nasıl oldu da bildin?".
Çoban "Çok basit" diye cevap vermiş.

"Buraya çağrılmadan geldin, bu bir..
İkincisi benim bildiğim bir şeyi bana söylemek için benden bir koyunumu istedin.
Üçüncüsü yaptığın hiçbir şeyden anlamıyorsun çünkü köpeğimi aldın!"



AT ÖLÜSÜ :

Kekeme bir adam bir gün Tophane'de bir at ölüsüne rastlamış. Polisi aramış :
- İiiiiii iiiiiiyi gügügünler...Bubububrarada bir aaaat öölüsü var....
Polis : Nerede?.. demiş
Kekeme : Totototototo... tooop......
Polis : Topkapı'da mı? demiş.
Kekeme : Haaayır.....
Polis : Aman be! demiş ve çat diye kapatmış.
Biraz sonra kekeme tekrar aramış :
- İiiyi günleleler... Buburaradada bibir at ölülüsü vaaar. ..
Polis : Nerede kardeşim? demiş.
Kekeme : Tooooooop... tototop....top...
Polis : Topkapı'da mı? demiş.
Kekeme : Hahahaaayır...
Polis : Yeter be! deyip, tekrar kekemenin yüzüne kapatmış.
Aynı konuşma 7-8 defa geçmiş aralarında, aynı şekilde biterek...
Kekeme aramayı bırakmış. Polis Oh! Be.... diye rahatlamış.
İki saat sonra telefon çalmış .Polis açmış. Karşıda bir ses :
- İiiiiyiyi gügünleler.. buburada bibir aaat ölüsü vavar...
Polis : Nerede?... diye sormuş.
Kekeme : Tooooo....toootoop...top..top...
Polis : Topkapı'da mı, kardeşim? demiş.
Kekeme : Ooooraraya gögötürdüm...



GARSON KIZ VE İNTEGRAL :

İki erkek matemetikçi bir bara gider. Birincisi ikincisine ortalama bir kişinin matematik hakkında çok az şey bildigini söyler. İkincisi buna katılmaz ve bir çok insanın yeterli miktarda matematikle başa çıkabilecegini iddia eder.

Birinci matematikçi tuvalete gider. Onun yokluğunda ikinci matematikçi garson kızı çağırır. Ona bir kaç dakika sonra arkadaşı döndügünde kendisini tekrar çağıracağını ve bir soru soracağını söyler.

Bütün yapacağı "iks küp bölü üç" diye yanıt vermektir.

Kız tekrarlar: "iks küp..." ne ?

Matematikçi düzeltir "iks küp bölü üç"

Kız: "iks küp bölü üç?"

Evet der matematikçi.

Kız tamam deyip, kendi kendine mırıldanarak uzaklaşır,
-"iks küp bölü üç, iks küp..."

Birinci matematikçi döner ve ikincisi kendi görüşünün doğruluğunu kanıtlamak için iddiaya girmelerini teklif eder.

Sarışın garson kıza bir integral soracağını söyler, birincisi gülerek kabul eder.

İkinci adam garson kızı çağırır ve sorar :

- "x karenin integrali nedir ?"

Garson kız yanıtlar :

-"x küp bölü üç",

Uzaklaşırken de ekler:

- "artı c"..!



PARAŞÜT :

İki acemi er paraşüt eğitimlerini tamamladıktan sonra ilk atlayışları için havalanırlar. Makul seviyeye geldiklerinde komutanları son kontrolleri yapıp :
- Atladıktan bi süre sonra paraşütün sağ tarafındaki ipi çekin paraşütleriniz açılacaktır. Şayet açılmazsa hiç telaşa kapılmayın, sol tarafta yedek bir ip var onu çekin sorun kalmaz. İndiğinizde sizi bir jip bekliyor olacak sizi karargaha geri götürecek.

Askerler korkarak da olsa atlamışlar. Heyecanla sağ taraftaki iplerine asılmışlar
Tık yok...
Bir gayret daha korkuyla sol taraftaki iplere paraşütler yine açılmamış..
Çok sinirlenen Temel :

Ula bu komutanun hiçbi deduği çıkmiy, Allah bilir aşağıda jip de yoktur..



SINIR KONTROLÜ :

Meksikalının biri bisikletle Amerika'dan ülkesine dönüyormuş. Elinde bir torba, ağır ağır sınır kapısına gelmiş. Kapıdaki görevli Meksikalının elindeki torbadan şüphelenmiş ve aramak istemiş. Torbayı açınca kum dolu olduğunu görmüş. Araştırmış, karıştırmış ama kumdan başka bir şeye rastlayamamış ve Meksikalının geçmesine izin vermek zorunda kalmış.

Aradan iki hafta geçmeden aynı Meksikalı yine bisikletle ve elinde bir torbayla, aynı sınır kapısından geçmek istemiş. Aynı görevli yine torbadan şüphelenip aramış ve yine kumdan başka bir şey bulamamış.

3 böyle 5 böyle... Her seferinde aynı şekilde geçen bu adamda hiç bir şey bulamamak görevliyi çıldırtıyormuş ama yapabileceği bir şey de yokmuş. Bir yıl sonra görevli bir barda içki içerken, sınırda arayıp durduğu Meksikalının da aynı barda olduğunu görmüş. Hemen yanına gitmiş ve "Artık sana bir şey yapamam. Çok iyi biliyorum ki sen sınırdan bir şey kaçırıyordun. Bir yıldır içim içimi yiyor, lütfen bana ne kaçırdığını söyle..." demiş.

Meksikalı hafifçe kafasını çevirip umarsızca mırıldanmış :

"Bisiklet..."



SAVAŞ GEMİSİ :

Amerikalılardan fıkra gibi hatıra...

Amerikan Deniz Kuvvetlerine ait savaş gemisi Missouri'nin yetkilileriyle, Newfoundland'da görevli Kanadalı yetkililer arasında 1995 yılında yapılan ve tümüyle gerçek olan bu telsiz görüşmesi Amerikan Deniz Kuvvetleri tarafından aynı yıl açıklanmıştır :

Amerikan Gemisi : Çarpışmayı önlemek için lütfen rotanızı 15 derece kuzeye çevirin, tamam.

Kanada'lı Yetkililerin Yanıtı : Çarpışmayı önlemek için biz, sizin rotanızı 15 derece güneye çevirmenizi öneriyoruz, tamam.

Amerikan Gemisi : Amerikan Deniz Kuvvetleri gemisinin komutanı konuşuyor, tekrar ediyorum, rotanızı değiştirin, tamam.

Kanada'lı Yetkililerin Yanıtı : Hayır, biz rotamızı değiştiremeyiz. Tekrar ediyorum, siz rotanızı değiştirin, tamam.

Amerikan Gemisi : Burası Amerikan uçak gemisi Missouri. Adımızı duymamış olanlara anımsatıyoruz, Amerikan Deniz Kuvvetlerinin en büyük savaş gemisi Missouri'yiz. Lütfen şakanızdan yada inadınızdan vazgeçin, derhal rotanızı değiştirin, hem de hemen şimdi, tamam.

Kanada'lı Yetkililerin Yanıtı : Siz bilirsiniz USS/Missouri. Biz bir deniz feneriyiz..



UZMAN :

Askerin biri bir bakışta herkesin boyunun ölçüsünü tam olarak doğru söylüyormuş ve arkadaşları buna çok şaşırıyorlarmış.
Bir gün bunu komutana götürmüşler ve olan biteni anlatmışlar.

Komutan inanmamış;
- Söyle bakalım benim boyumun ölçüsü kaç demiş.

Asker aşağıdan yukarıya komutanı süzmüş ve 1.77 efendim demiş.

Komutan : "Doğru hayret nasıl bildin" demiş.

Asker :
"Bilirim tabi efendim, ben kereste uzmanıyım"..



VATAN TOPRAĞI :

Karavana saatinde askerlerden bazıları, yemeklerin içinden taş ve kum çıktığı için şikayette bulunurlar.
Komutan kızar ve :
- Kesin lan ! Buraya ziyafet için değil, vatanı korumak için geldiniz.
Bunun üzerine askerlerin arasından bir ses yükselir :
- Vatan toprağını da yemeye gelmedik ya...



KEMER :

20. yüzyılın başında bir evde küçük bir çocuk babasına sormuş :
- Baba, kedilerin kuyruklarını kesip kemer yapmak günah mıdır ?
Baba ilgisizce;
- Günahtır evladım demiş
- Peki baba zencilerin derilerinden paspas yapmak günah mıdır ?
- O da günahtır evladım
- Peki baba Japonların beyinlerinden çorba yapmak günah mıdır ?
- Ooofff! O da günahtır evladım
- Peki baba yahudilerin yağlarından sabun yapmak günah mıdır ?
Baba en sonunda dayanamaz :
- Değildir ulan... Oooff bee Adolf, nerden aklına gelir böyle sorular sormak !..



MESLEK SEÇİMİ :

Günlerden birgün baba oğlunu alır karşısına oturtur der ki; oğlum iki senedir okulda aynı sınıfa gidip geliyorsun, sadece ona kadar sayabiliyorsun.
Ne olacan sen bu gidişle bilmem..
Çocukta babasına gülümsüyerek;
Babacığım merak etme, ben boks hakemi olmaya karar verdim



3 ZARF :

Şirkette eski genel müdür kovulmuş, yeni bir genel müdür atanmıştı.
Eski müdür görevi devrederken, yenisine tavsiyelerde bulundu ve 3 adet zarf verdi.
Her biri numaralanmıştı. Eski müdür yenisine ileride her başı sıkıştığında bir zarfı açmasını söyledi. Ve yeni müdür işe başladı.
Altı ay işler yolunda gitti. Fakat sonra satışlar birdenbire düştü. Ne yapacağını bilemeyen yeni müdür, en sonunda 1. zarfı açtı. Zarfta şöyle yazıyordu :
- Kendinden önceki müdürü suçla...
Yeni müdür hemen bir basın toplantısı ayarladı ve sorunlar için kendinden önceki müdürün politikalarını suçladı. Basın ve borsa bu açıklamalara olumlu baktı, şirket hisseleri toparlandı, bu arada da satışlar düzeldi...
İşler bir süre daha yolunda gitti. Fakat sonra üretim sorunları çıktı. Önceki olaydan tecrübeli yeni müdür gecikmeden 2. zarfı açtı. zarfta şu yazıyordu :
- Şirketi yeniden organize et.
Yeni müdür reorganizasyonu uygulamaya koydu, sorun çözüldü.
Bir süre sonra işler yine bozuldu.
Yeni müdür koşa koşa gitti ve 3. zarfı açtı :
- 3 zarf hazırla..



GENETİK :

Dünya Genetik Projeleri Yarışması yapılıyormuş. Dünyanın dört bir yanından genetik profesörlerinin katıldığı yarışmada önce Fransız profesörün çalışması incelenmiş.

Jüri başkanı Fransız'a çalışmasının ne olduğunu sormuş.
"Ben inek genleri ile tavuk genlerini birleştirdim. Ortaya çıkan hayvanın eti kırmızı et kadar lezzetli, beyaz et kadar sağlıklı oldu," demiş.

Jüri üyeleri Fransız profesörü tebrik edip diğer genetik bilimcilerin çalışmalarına bakmak üzere yollarına devam etmişler.

Sıra Türkiye'den katılan profesöre geldiğinde jüri başkanı:

"Sizin çalışmanız nedir?" diye sormuş.

Türk profesör anlatmış:

"Karpuz genleri ile hamamböcegi genlerini birleştirdim!"

Jüri başkanı şaşkınlıkla sormuş:
"Bu çalışma ne işe yarar?"

"Karpuz çekirdeği derdi yok! Karpuzu kesince, çekirdekleri kaçışıyor!"





BANKACI :

Yeni banka memuru olarak iş alınan genç, ilk gün masasına gelip ne bir kalem kağıt ne bir bilgisayar bulamayınca depoya telefon açar:

- Rezalet! Ne dalgacı heriflersiniz, benim eşyalarım nerede? Derhal gönderilsin yoksa gelirsem dağıtırım orayı ona göre.

Telefondaki ses sakin bir tonla cevap verir:

- Siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz acaba?

- Hayır, kiminle konuşuyormuşum bakalım?

- Ben bu bankanın müdürüyüm!

- Peki siz kiminle konuştuğunuzu biliyor musunuz?

- Hayır!

- Oh, çok şükür...



TELEFON :

Doktor telefonla ulaştığı hastasına:

"Sonuçlar belli oldu. Bir kötü, bir de daha kötü haberim var."

Hasta: "Nedir kötü haber?"

Doktor: "Maalesef 1 günlük ömrünüz kaldı."

Hasta: "Peki daha kötü haber nedir?"

Doktor: "24 saattir size ulaşmaya çalışıyorum."



PATRON TABELASI :

Bir şirketin patronu, çalışanlarının onu ciddiye almamasından ve saygı göstermeden her zaman kafalarına göre çalışmalarından yakınıyormuş.
Bir gün şirketten içeri elinde koca bir tabelayla girmiş.
Tabelanın üstünde "Burada Patron Benim" yazıyormuş.
Onu kapısının üstüne asmış ve dışarı toplantıya gitmiş.
Döndüğünde tabelanın üstünde söyle bir not varmış :

- "Karınız aradı, tabelasını geri istiyormuş.."



SEVGİLER GÜNÜ RÜYA :

Sevgililer Günü kadın sabah uyanır uyanmaz; "Kocacıııım'' demiş...
"Rüyamda ne gördüm biliyor musun, akşam eve geldiğinde çok güzel paketlenmiş bir kutuyla geliyorsun. Ben de paketi heyecan içinde açıyorum ve içinden ne çıkıyor biliyor musun....
Bir inci kolye!... Sence bunun anlamı ne olabilir ?

Adam gülümsemiş :
"Bu akşam öğrenirsin sevgilim..."

Ve adam akşam eve gelmiş, elinde gayet güzel paketlenmiş bir kutu...
Kadın gözlerine inanamamış; ''Kocacıııımmmm sen bir harikasın !.." diye paketi alelacele açmış...
Ve kutunun içinden ne çıkmış dersiniz?

Rüya tabirleri kitabı...



TUVALETTE :

Genç adam; İstanbul'dan Ankara'ya otobüs ile giderken, Bolu dağında verilen molada hemen tuvalete koşturdu. Korkunç sıkışmıştı.
Şansına boş kabin bulup kendini oraya attı..
Tam oturmuştu ki yan kabinden bir ses :
"Merhaba" dedi. Adam şaşkın şaşkın "Merhaba" diye cevap verdi..
Ses devam etti "Nasılsın...? "
İlk defa başına böyle birşey geliyordu...
Yine şaşkın şaşkın cevap verdi
"Sağol iyiyim...... Sen nasılsın....?"
Ses sordu "Ne yapıyorsun...? "
Bir an tereddüt geçirdi. Adam onun tuvalette olduğunu bildiği için mutlaka ne yaptığını da biliyordu. Başka birşey anlatmak istedi ve "Ben" dedi "İstanbul'dan gelip, Ankara'ya gidiyorum. Sen nereye gidiyorsun...?"
Adamın sonraki cümlesi bu muhabbeti sona erdirdi.

"Hayatım, telefonu kapatıyorum. Yandaki tuvalette bir gerizekalı var. Sana sorduğum sorulara cevap verip duruyor. Ben seni daha sonra ararım."



KAYNANA :

Genç bir çocuk heyecanla annesine gelir ve aşık oldugunu, evlenmek istediğini ve tanıştırmak istedigini söyler.
Ama sadece eğlence olsun diye eve 3 kız arkadaşı ile geleceğini ve annesinin evleneceği kızı tahmin etmesini ister.
Ertesi gün 3 güzel kızla eve gelir. Otururlar, epey sohbet ederler.
Bir süre sonra çocuk heyecanla annesine sorar "Tahmin ettin mi" diye.
Anne duraksamadan cevap verir :
Ortadaki kızılsaçlı."
Oglan hayretle annesine sorar :
"İnanılmaz, nasıl bildin ?"
Anne cevap verir :
"Bir tek ondan hoşlanmadım.."



POLİS TAKİBİ :

Sürücü dikiz aynasında kendisini izleyen polisi görünce kaçabileceğini düşünüp basmış gaza.
Ancak polisi atlatamayacağını anlayınca, pes edip çekmiş kenara.
Polis arabasından inmiş.
Bezgin ve kızgın bir sesle :
"Bana bak, çok yorgunum, üstelik keyfim de kaçık. Mantıklı bir özür söyle yoksa yaktım çıranı!"
Kısa bir ara ve sürücü :
"Karım geçen ay bir polisle kaçtı.
Aynada sizin aracınızı görünce kaçtığı polis, onu bana geri getiriyor sandım..."



SANDAL 99 :

Sandal kiralama servisinde sorumlu müdür, gölün kenarına kadar gelerek megafonu ile gölün ortasındaki sandala doğru bağırmaya başlamış:
"99 numaralı sandal. Zamanınız doldu. İskeleye dönünüz!"

Aradan dakikalar geçtiği halde sandal geri dönmeyince anonsunu tekrarlamış:
"99 numaralı sandal. Hemen geri dönün yoksa saat farkı ödemek zorunda kalacaksınız!"

"Anormal bir şey var patron..!" demiş yardımcısı. "Bizim 75 sandalımız var.. 99 numaralı sandalımız yok ki!"

"Kahretsin!" demiş müdür, megafonu tekrar kaldırmış, "66 numaralı sandal. Paniklemeyin. Kurtarma motoru şimdi geliyor!"



DİPLOMASİ :

Adamın biri Afrika'da safariye çıkarken yanına minik köpeğini de almış. Minik köpek bir gün ormanda dolaşıp, kelebekleri kovalar, çiçekleri koklarken kaybolduğunu fark etmiş. Ne yapacağını düşünürken bir de bakmış ki karşıdan bir leopar geliyor ve belli ki günlük yiyeceğini arıyor.

"Şimdi başım dertte" diye düşünmüş minik köpek. Etrafına bakmış yerde kemik parçalarını görmüş. Hemen arkasını leoparın geldiği yere dönerek kemikleri kemirmeye başlamış,bu arada da arkadaki hareketi kestirmeye çalışıyormuş.

Leopar tam saldıracakken minik köpek kendi kendine konuşmuş; "Ne kadar lezzetli bir leoparmış. Acaba etrafta bundan bir tane daha var mi?" Bunu duyan leopar bir anda donmuş kalmış ve en yakındaki ağaca tırmanmış. "Tam zamanında kurtardım yoksa bu köpeğe yem olacaktım" diye düşünmüş.

Bütün bunlar olup biterken bir başka ağacın üstündeki bir maymun olanları izliyormuş. Bildiklerini kullanarak bundan sonra leopardan kurtulabileceğini düşünmüş Leoparın yanına giderek neler olduğunu anlatmış.

Leopar çok sinirlenmiş ve maymuna "Atla sırtıma, gidip şunu yakalayalım" demiş.

Ancak minik köpek neler olduğunu ve leoparın sırtında maymunla birlikte süratle kendisine yaklaştığını fark etmiş. "Şimdi ne yapacağım" diye düşünürken, kaçmaya teşebbüs etmemiş.

Bunun yerine arkasını leoparın geldiği yöne dönerek, kemikleri kemirmeye devam etmiş. Tam leopar saldıracakken yine kendi kendine konuşmuş;

"Bu aptal maymun nerede kaldı? Yarım saat önce bir leopar daha getirsin diye gönderdim hala haber yok!"



AKŞAMDAN KALMA :

Akşamdan kalma adam, büyük bir baş ağrısı ile sabah uyanmış. Zorlukla gözlerini açıp, yerinden doğrularak, şöyle bir etrafına bakınmış.
Komodinin üstünde bir bardak su ve iki aspirin duruyor.
Yatağın ayakucundaki sandalyede elbiseleri temiz ve ütülenmiş.
Aspirinleri içerken, Komodindeki not dikkatini çekmiş: "Sevgilim günaydın. Kahvaltın mutfakta. Ben alışverişe çıkıyorum, erken dönerim. Seni Seviyorum."
Kalkıp, giyinmiş ve kahvaltı için mutfağa gitmiş.
Bakmış oğlu oturmuş, kahvaltı ediyor. Masada da kendi servisi ve gazeteleri duruyor.
Oturmuş, kahvaltısına başlamış ve oğluna sormuş :
- Evlat, dün gece ne oldu, biliyor musun?
- Evet, dün gece saat üçü geçiyordu, sarhoş olarak eve geldiğinde. Önce koridordaki sandalyeyi devirdin, ardından kustun, daha sonra da odanın kapısına kafanı çarptın, bir gözün morardı.
Adam, şaşırmış vaziyette :
- Anlayamadım. O zaman niye herşey temiz, kahvaltı hazır ve gazetem alınmış ?
- Onu mu soruyorsun? Annem seni sürükleyerek yatak odasına götürüp, pantolonunu çıkarmaya çalıştığında,
"Bayan, beni yalnız bırakın, ben evli bir adamım" dedin...



BOZUK PARA :

Adamın biri bir gün bara gider ve barmene :
- Hey barmen bana bir bira. Barmen :
- Buyrun efendim, der. Adam bir dikişte birayı içer ve taakk diye masaya bardağını vurarak :
- Borcum kaç lira. Barmen :
- On lira, der. Adam demir on tane bir liraları üst üste dizerek elinin tersiyle vurur dağılan paraları barmen ya sabır diyerek teker teker toplar.
Aynı adam ertesi gün yine gelir ve üç bira ister borcunu sorar. Barmen :
- Otuz lira, der. Yine paraları üst üste koyar elinin tersiyle vurur.
Çok sinirlenen barmen müşteri velinimettir der ve yenide paraları toplar. Bu adamın yaptığı olaylar ard arda devam eder en sonunda sinirlener barmen bu adam bir daha bara gelip aynı şeyi yaparsa çok kötü dayak atacağına dair kendi kendine yemin eder.
Ertesi gün adam yeniden gelir ve onbir tane bira içer ve borcunu sorar ve barmen :
- 110 lira, der. Barmen tam adama yumruk atacakken adam cebinden 200 lira kağıt para çıkartır barmen şaşırır ve ulan der şu adama bir oyun oynayım. Daha evvelden adamın ona vermiş olduğu bozuk paraları üst üste dizip elinin tersiyle vurarak dağıtır ve ekler :
- Buyrun efendim paranızın üstü. Adam barmene bakıp alaycı bir şekilde gülerek :
- Üstü kalsın, der...



HANGİSİNİ İSTİYORSUN :

İş adamı traş olurken bir yandan da berberiyle sohbet etmektedir.

Derken, kapının önünden ağır ağır geçmekte olan paspal bir çocuk görürler.
Berber, iş adamının kulağına fısıldar;
"Bu çocuk var ya, dünyanın en aptal çocuklarından biridir! Bak; dikkat et şimdi..."

Berber çocuga seslenir: "Ali, buraya gel!". Bunun üzerine çocuk sakince dükkana girer ve yüzündeki aptalca sırıtmayla berberi selamlar.

Berber işadamının kulağına sessizce, "bak simdi" diye fısıldar ve bir elinde 10 liralık, diger elinde 100 liralık bir banknot oldugu halde çocuğa sorar:
"Hangisini istiyorsan alabilirsin ?"

Çocuk dalgın dalgın bir 10 liraya bir de 100 liraya bakar ve sonunda bir 10 liralık banknotu hızlıca çekerek berberin elinden alir ve koşarak dışarı çıkar.

Berber işadamına döner ve gülerek :
"Gördün mü? Sana söylemiştim." der. Traş bitince işadami sokağa çıkar ve az ileride kendi kendine oynayan Ali'yi görür. Yanına giderek, neden 100 liralık değil de, 10 liralık banknotu aldığını sorar.

Çocuk hiç de aptalca olmayan bir sırıtmayla yanıt verir :

"Hehehe... Eğer 100 liralığı alırsam oyun biter..."



KUVEYT'TE KADINLAR :

Körfez savaşından önceki yıllarda Amerikalı bir bayan gazeteci kadınlarla erkeklerin toplumdaki yeri konusunda bir yazı hazırlamak üzere Kuveyt'e gelmişti. Gözlemleri sırasında dikkatini ilk çeken görüntü, kadınların eşlerinin beş adım gerisinden yürüdükleriydi.

Yıllar sonra aynı gazeteci bir yazı dizisi için yeniden Kuveyt'e geldiğinde bu kez değişik bir görüntü ile karşılaştı.
Kuveyt'te şimdi kadınlar önde yürüyorlar, eşleri ise beş adım arkalarından geliyordu.

Amerikalı bayan gazeteci, Kuveyt'te bir kaç yıl içinde meydana gelen bu değişikliğe çok şaşırdı. Ve kadınlardan birine yaklaştı, kendisinin de bir kadın olmasının verdiği çoşkuyla sordu :

"Bu gördüklerim inanılmaz bir gelişme. Söyler misiniz lütfen bu değişikliğin sebebi nedir?"

Kuveytli kadın Amerikalı gazetecinin yüzüne bir süre dik dik baktı, sonra soruyu tek sözle yanıtladı :

"Mayınlar.."



TRENDE ÖPÜCÜK :

Bir albay, bir er, bir yaşlı kadın ve bir de genc kız trende aynı kompartmanda yolculuk etmektedir. Tren bir tünele girip kompartman karardigi zaman, MUCCK bir öpücük sesi ve ardından ŞIIRRRRAAAK ! diye bir tokat sesi duyulur.

Tren tünelden çıktıktan sonra yaşlı kadın : Aferin genç kıza, nasıl yapıştırdı tokadı diye düşünmekte ve kafasını sallamaktadır.

Albay ise : Ulan bizim eşşoğlusu er, kızı öptü. Tokadı biz yedik diye yanarken

Genc kız da : Zevksiz herif bu morukta ne buldu ki, bir de öpmeye kalktı ama kadın da iyi yapıştırdı diye düşünmektedir.

Er de içinden söyle düşünmektedir :
Hehe.. Aferin lan bana.. Elimi öpüp nasıl yapıştırdım tokadı albaya..



KURTARMAZ :

II. Dünya Savaşı sırasında Rus orduları geri çeliyorlar. Ve Rus generallerinden birisi durumu kurtarmak için askerleri teşvik etmeye karar vermiş.
Her getirilen ölu Nazi için 10 ruble vaad etmiş.
Askerler saldırdılar. Çatışmadan sonra kimi 1 kimi 3 ceset getiriyorlar ve paralarını hemen alıyorlar.
Bir ara bir Yahudi asker bir vagonu sürükleyerek getirdi. Vagonun kapısını açtı, içerisi ceset doluydu.
General bunu görünce şaşırdı ve askeri kenara çekerek şöyle dedi :
- Asker, anlarsın ya bütçemiz zayıf, haydi ben sana 7,50 ruble ceset başı veriyim.
Asker :
- Olmaz, dedi.. Zaten bana yan taburdan geliş fiyatı 8,30 ruble..



EVDE BEKLER :

Bir gün aslan ile boğa bara giderler. Bir iki tek attıktan sonra aslan müsade ister.

Boğa da aslanla dalga geçer :

- Koskoca aslansın. Ormanlar kralısın. Saat daha sekiz... Sana kılıbıklık hiç yakışmıyor..

Aslan :

- Beni evde bir aslan bekliyor, seninki gibi bir inek değil.





SADECE.. :

Adam ve karısı polis kontrolüne denk gelmiş. Adam arabayı hemen sağa çekmiŞ.
Polis: "Beyefendi direksiyon başında cep telefonuyla konuşuyordunuz."
Adam: "Konuşmuyordum. Bipleyince şarjı mı bitiyor diye baktığım için elimdeydi."
Adamın yanında oturan karısı lafa karışır:
"Aa yapma hayatım.. Yarım saattir ortağınla tartışıyorsun."
Adam karısına dik dik bakarken polis yine sormuş:
"Beyefendi emniyet kemerinizi neden takmadınız?"
"Memur bey, takmıştım. Siz durdurunca çözdüm."
Karısı yeniden söze karışmış:
"Hayatında bir kere emniyet kemeri taktın mı acaba!"
Adam sakin kalmaya çalışırken, polis yine sormuş:
"Beyefendi sinyaliniz de kırık."
"Kırık mı? Sabah kontrol ettim, kırık değildi. Yolda oldu herhalde."
Karısı:
"Gördün mü, 3 haftadır söylüyorum yaptır diye!"
Adam en sonunda dayanamayıp karısına bağırmış:
"Sussana ya! Bıktım zaten dırdırından!"
Polis kadına dönüp:
"Hanımefendi eşiniz size hep böyle mi davranır?"
Kadın cevap vermiş:
"Hayır... Sadece alkollü olduğu zaman.."



ESİR :

Temel savaşta yanında 10 arkadaşıyla birlikte düşmana esir düşmüş.
İlk gün işkence sonunda ekipten 5 tanesi bülbül gibi konuşmuş.
2. gün 3 kişi daha dayanamamış itiraf etmiş.
3. günün sonunda bir tek Temel kalmış.
4. gün işkencenin dozu artmış, Temel'den çıt yok.
5. gün, işkence iyice ağırlaşmış ama Temel yine aynı 2 hafta sonra, Temel'i kaldığı hücrede izlemeye karar vermişler.
Bizim Temel, hem kafayı duvara vurmakta, hem de söylenmekteymiş:
- Haturla...Haturla...Haturlaaa...



AİLE HEKİMLİĞİ :

Temel parmağını camla kesmiş. Telaşla yeni kurulan aile hekimliği merkezlerinden birine gitmiş.

İçeri girince malum iki kapı çıkmış karşısına: Birinde hastalıklar, diğerinde yaralanmalar yazıyormuş.
Durumuna uyan yaralanmalar kapısından içeri girmiş.

Önüne yine iki kapı çıkmış: Birinde kanamalı, diğerinde kanamasız yazıyormuş.
Kanamalı kapıdan girince yine iki kapı çıkmış karşısına:
Hayati önemde olan ve hayati önemde olmayan.

Hayati önemde olmayan kapısından girince kendini sokakta bulmuş..

Evde sormuşlar:
- Temel sana iyi baktılar mı?
- Hiç bakmadılar ama organizasyon harika..



KIZIM :

Küpe takan, saç uzatan bir genç otobüse biner.
Yaşlı teyze;
- Kızım kenara geçer misin? der.
Genç;
- Teyzecim ben kız degilim. der.
Ve o anda teyze bombayı patlatır..
- Vah yavrum bu yaşta dul mu kaldın?



SÜTUN :

Amerika'da ölen bir kadın için kilisede cenaze töreni düzenlenmişti.
Tören sonunda cenaze görevlileri tabutu taşırken, tabutun ön bölümünü yanlışlıkla kilisedeki sütunlardan birine çarptılar.

Bu olaydan sonra tabuttan bir inilti sesi duyuldu. Tabut açıldı ve öldüğü sanılan kadının yaşadığı anlaşıldı. Bir süre hastanede tedavi edilen kadın iyileşti ve bir 10 yıl daha yaşadı.

10 yıl sonra öldüğünde ise cenaze töreni yine aynı kilisede yapıldı.
Tören sonrası görevliler tabutu taşırken kilisedeki aynı sütunun önüne geldiklerinde, ölen kadının kocası bağırır :

- Lütfen sütunlara dikkat edelim!



TEMEL'DEN... :

Temel yere bir daire çizip bu dairenin içinde horon tepmeye başlamış.
Niçin?
Kendi çapında eglenmek için.

Temel sigarasını bir metre uzunluğundaki ağızlığa takip içiyormus.
Niçin?
Doktoru sigaradan uzak durmasını söylediği için.

Temel her gece yatmadan önce ayaklarına böcek ilacı sıkıyormuş.
Niçin?
Ayaklarında karıncalanma olduğu için.

Temel eşinin yaş gününde ne almış?
Kurulanması için bir havlu.

Temel hamile karısının çok su içmesine izin vermiyormuş.
Niçin?
Bebek yüzme bilmiyordur diye...

Temel her yemekten sonra cebine bir kaşık koyuyormuş.
Niçin?
Doktoru yemeklerden sonra bir kaşık almasını söylediği için...

Temel hasmina tehtid mektupları yazarken eldiven giymis.
Neden?
El yazısı tanınmasın diye.

Milyarder Temel'in çocukları, derslerini villalarının bahçesinde yapıyorlarmış.
Niçin?
Temel'e "zengin adamsın, çocuklarını dışarıda okut" dedikleri için...

Temel dolmakalemiyle mektup yazarken birden çok hızlı yazmaya başlamış
Neden?
Dolma kalemin mürekkebi bitmek üzereymiş.

Temel doktorunun muayenehanesine kocaman bir fıçı ile gitmiş.
Niçin?
Doktoru altı ay sonra idrarınla birlikte gel demiş.

Temel saçını ıslatmadan şampuanlıyormuş.
Niçin?
Sampuanın etiketinde "kuru saçlar içindir" diye yazdığı için.

Atletizim şampiyonasına katılan Temel, doping yapmasına rağmen sonuncu olmuş
Neden?
Doping yaptığı anlaşılmasın diye.

Temel yeni satın aldığı arabasını kullanırken kahkahalarla gülüyormuş.
Niçin?
Dostları güle güle kullan demiş.

Temel yeni aldığı ayakkabısını bir hafta giymemiş
Neden?
Satıcı bir hafta kadar ayağınızı sıkabilir dediği için.

Temel araba kullanırken sık sık cebinden küçük bir kağıt çıkarıp okuduktan sonra tekrar cebine koyuyormuş.
Ne mi yazıyormuş bu kağıtta?
Gaz pedalı sağda, fren solda.



ANLAMAK :

Aristo  öğrencilerinden  birine  bir  problemin  çözümünü anlattıktan sonra sorar?  
–  Anladın mı? 
–  Evet. 
–  Ama sende anladığını gösteren belirtileri göremiyorum!  
–  O belirti nedir? 
–  Güleryüz... Anlamış olsaydın sevinirdin. Böyle durmazdın





Komik Tv Reklamları ve videolar

Savaş sonu, ölü taklidi yapmak zorunda 2 adam.. ve gaz...



Kameraya çekildiğini göre göre gaz çıkardı..

Karetecilerin başlangıç hareketleri



Komik Tv Reklamları ve videolar



kurbağa iphoneKurbağa karınca yakalama oyunu oynuyor

Fruit Ninja iphoneKedi Fruit Ninja oyunu oynuyor

© Erim SEVER - Makina Mühendisi
Yapabildiğimiz her şeyi yapsaydık, buna kendimiz bile şaşardık - Thomas Edison
İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır - Hadis-i Şerif - Hz. Mevlânâ'nın (k.s.) Vasiyeti'nden
Yasal Uyarı & İlkeler