ARAMA MOTORU :


Google Arama
www.erimsever.com


Bilginin paylaştıkça çoğalması ve ülkemizde daha fazla "Düzgün İşler" yapılması niyeti ile...

Site Haritası



Yukarı Çık
Hz. Mevlana Sayfasına gitmek için tıklayınız
Semazen
Afrika Dili - Güney Afrika Almanca - Almanya Arapça - Arabistan Arnavutça - Arnavutluk Azerice - Azerbaycan Baskça - İspanya Belarusça - Beyaz Rusya Bengalce - Bengal Bulgarca - Bulgaristan Çekce - Çekoslovakya Çince - Basitleştirilmiş Çince - Geleneksel Danca - Danimarka Endonezya Dili - Endonezya Ermenice - Ermenistan Eskenazi Dili - Almanya Yahudileri Estçe - Estonya Farsça - İran Filipince - Filipinler Fince - Finlandiya Fransızca - Fransa Galce - Galler Galiçyaca - Galiçya Gücerat Dili - Hindistan Gürcüce - Gürcistan Haiti Creole Dili - Haiti Hırvatça - Hırvatistan Hintçe - Hindistan Flemenkçe - Hollanda İbranice - İsrail İngilizce - Amerika, İngiltere İrlandaca - İrlanda İspanyolca - İspanya İsveçce - İsviçre İtalyanca - İtalya İzlandaca - İzlanda Japonca - Japonya Kannada (Karnataka) Katalanka - Catalan Andorran Korece - Kore Latince - Meksika Lehçe - Polonya Letonca - Letonya Litvanyaca - Litvanya Macarca - Macaristan Makedonyaca - Makedonya Malayca - Malezya Maltaca - Malta Norveççe - Norveç Portekizce - Portekiz Romence - Romanya Rusça - Rusya Sırpça - Sırbistan Slovakça - Slovakya Slovence - Slovakya Svahili - Jameyka Tamil - Hindistan Tayca - Tayland Telugu - Sri-Lanka Ukraynaca - Ukrayna Urduca - Pakistan Vietnamca - Vietnam Yidce - Rusya Yahudileri Yunanca - Yunanistan


Mevlana Kronoloji *
Hz. Mevlânâ (k.s.) sayfasına gitmek için lütfen tıklayınız

Bu aciz; kronolojiyi hazırlamaya çalışırken, Hz. Mevlânâ'mızın yaşadığı dönemi, halkın siyasi/dini yönetim baskıları ve savaşlardan soyutlayarak anlamak pek mümkün olmadığından, tarihin o çok karışık dönemini de bir miktar yansıtmaya; Hz. Mevlânâ'mızın Eserlerinde İsimleri geçen Büyük'lerin en azından Doğum ve Hakk'a Yürüme ( "Onlara ölüler demeyiniz" - Bakara 154 ) tarihlerini de yazmaya çalıştı.

Eksik ve hataları için affınıza sığınarak..

Not : Semazen.net'in ana sayfasında ilgili ay gösterilerek paylaştığı "Mevlevi Tarihinde bu ay" bildirileri de bu sayfada yeralmıştır.

Teşekkür : Sevgili canım eşim Şebnem Sever'e bu çalışmamdaki tüm anlatım, yazım ve yorum düzenlemeleri için verdiği emekten ve destekten dolayı teşekkür ederim. Ayrıca Selçuklu-Osmanlı ve Mevlevî tarihsel konularını konuşup paylaşabildiğim sevgili Boygar Özlen'e de paylaşım ve tetkiklerinden ötürü tekrar teşekkürler..



KRONOLOJİNİN YAZIM FORMASYONU - Bu Sayfayı Verimli Kullanma Klavuzu :

Hz. Mevlânâ ve en Yakınları
Hz. Mevlânâ Soyundan Büyükler
Mevlevîler
         Hz. Mevlânâ'nın Eserlerinde Adı Geçen Peygamber, Sahabe ve Evliya (Tarihlerine erişebildiklerim)

                   Civardaki Önemli Tarihsel Olaylar
                   Dönemsel Tarih Tanımları
                   Çağlar

                            Dünyadaki Diğer Önemli Tarihsel Olaylar
                            Dönemsel Tarih Tanımları
                            Çağlar

Binalara ait kayıtlar
Eserler : Kitaplar, Beste-Müzik
Açıklamalar
[ Hicrî Tarihler ] - Çevrim 1 - Çevrim 2
.



KRONOLOJİ :

661 - 28 Ocak Perşembe - Hz. Ali, zehirli kılıçla saldırıya uğramasından 2 gün sonra Hakk'a yürüdü (Kûfe) [21 Ramazan 40]

670 - 27 Mart Çarşamba - Hz. Hasan, zehirlenerek 40 gün sonra Hakk'a yürüdü (Medine) [28 Safer 50]

680 - 10 Ekim Çarşamba - Kerbela Olayı ve Hz. Hüseyin'in Şehit Edilmesi (Kerbelâ Irak) [10 Muharrem 61]
* **

718 - Belh Hükümdarı İbrahim ibn Edhem Doğumu *
Seyyid Burhaneddin hazretlerinden nakledilmiştir:
Şeyhim Bahâ Veled hazretleri (Tanrı onun ruhunu kutlasın) ulu arkadaşlar arasında daima şöyle derdi:
"...Benim Hudâvendigâr'ım ulu bir soydandır ve asil bir padişahtır. Onun veliliği de soyluluğundan geliyor; çünkü onun büyükannesi Şemsü'l-Eimme Serahsî'nin kızıdır. Şemsü'l-Eimme'nin şerif olduğunu söylerler. Anne tarafından soy kütüğü (nesebi) müminlerin emiri Ali-yi Murtazâ'ya (Tanrı onun yüzünü kerim kılsın) [Hz. Ali] ulaşır. Benim annem Belh hükümdarı Hârizmşah'ın kızıdır. Dedem Ahmed Hatîbî'nin annesi de Belh hükümdarı İbrahim Ethem'in kızıdır. Bu, onun görünen nesebini övmek için bildirildi."
(2)

777-778 - İbrahim ibn Edhem Hakk'a yürüdü (Şam)

         804 - Bayezid-ı Bistami Doğumu (İran Bistam) *
         858 - Ağustos - Hallâc-ı Mansûr Doğdu (Tahirîler devri Nehbendan şehri Tûr köyü) *
         874 (veya 877/878) - Bayezid-ı Bistami Hakk'a yürüdü (İran Bistam)
         912 - Hallâc-ı Mansûr'un En-el Hak diyerek tutuklanması
         922 - 26 Mart - Hallâc-ı Mansûr Şehit Edilmesi sonucu Hakk'a yürüdü (Bağdat)
         962 - Ebu'l Hasan Harakani Doğumu (İran Bistam Harakân köyü) *
         1026 - Şeyh Ebu’l-Vefâ Doğumu (Irak’ın Kusan köyü) * **
        
         1033 - 4 Ocak (veya yılın sonlarında) - Şeyh Ebu'l Hasan-ı Harakani Hakk'a yürüdü

                   1038-1157 - Büyük Selçuklu Devleti *
                   1060-1308 - Anadolu Selçuklu Devleti *

         1080 - Hâkim Sena’î Doğumu (Gazne) *
         Hz. Mevlânâ kendini Senâî'nin tâbilerinden saydı ve "Attâr ruh, Senâî de onun iki gözü idi. Biz Attâr'ın ve Senâî'nin izinde yürüdük." demiştir.
         Hz. Mevlânâ, Senai’nin İlahiname kitabı için “Buna edilen yemin, Kuran’a edilen yeminden sağlam olur. Çünkü Kuran yoğurttur. Senai’nin bu manaları ise Kuran’ın yağı ve kaymağıdır” buyurmuştur.
*

                   1095'den 1099'a - I. Haçlı Seferleri * - **
                   Müslümanların elinde olan Ortadoğudaki Kudüs ve kutsal toprakları geri almak için Fransa Hristiyan Kilisesinin başlatmasıyla Avrupa'da 1 yıldan fazla sırf din aşkına savaşmayı gözüne alan çeşitli sınıftan halktan adam toplanması ayrıca profesyonel Güney İtalya Normanları, Lorraineliler, Fransız şövalyelerden oluşturuldu. Haçlı ordusunun Anadolu'dan Kudüse geçişi yaklaşık 2 yıl sürdü
                   1097 - İlkbahar - Haçlılar'ın Nikaia işgali ve Dorileon Savaşı (Anadolu Selçuklu I. Kılıç Arslan'ın yenilmesi) * - **
                   Bu muharebede Haçlı Ordusunun (ağır zırhlı şövalyeler ile süvari hücumları), Selçuklu Ordusuna (hızlı manevra kabiliyeti olan hafif zırhlı, ok, cirit ve kılıç gibi hafif silahlı birlikler) üstün geldiği ortaya çıkmıştır. Bu meydan muharabesini kazanamayacağını anlayan Selçuklu sultanı I. Kılıç Arslan ordusunu muharebe meydanından geri çekmek zorunda kaldı.
                   Haçlı ordusunu bir meydan muharebesi ile mağlup edemeyeceğini, hatta yürüyüşlerine bile engel olamayacağını anladı. Anadolu'dan geçen Haçlı ordusu ile hiç askeri çatışmaya girmeden onların Anadolu'dan ilerlemelerini izleme stratejisine uydu. Fakat yolları üzerindeki bölgeleri boşaltıp, tarlaları yakarak, meralardan büyük koyun sürüleri geçirerek Haçlıların atlarına otlanacak ot bırakmayarak ve su kuyularını tahrip ederek onları zor duruma sokmaya çalıştı.

                   1099 - 15 Temmuz - Haçlı Orduları Kudüs'ü aldı
                   Kudüs'teki bütün Müslümanları ve Yahudileri öldürmüşlerdir. Kudüs fethinden sonra Haçlı devletleri tarafından Urfa Kontluğu (1097-1144) ve Antakya Prensliği (1098-1268) kurulmuştur.

         1107 - 9 Aralık - Şeyh Ebu’l-Vefâ Hakk'a yürüdü (Bağdat)


1118 - Sultanü'l Ulemâ Bahâeddin Veled'in babası Hüseyin Hatîbî (Hz. Mevlânâ'nın dedesi) Doğdu

         1127 - Hâkim Sena’î Gazne'ye Dönüşü
         1131 veya 1140 - Hâkim Sena’î Hakk'a yürüdü (Gazne)


         1136 - Ferîdüddin Attâr Doğumu (Horasan Nişabur) *
         Mevlana Hazretleri bir konuşmasında buyurdu ki: “Ferüdiddin-i Attar sözlerini ciddiyetle okuyan, Senayi’nin sırlarını, sözlerini itikatla (gönülden tasdik ederek inanma) okuyan bizim sözlerimizi anlar ve onlardan faydalanır” buyurmuştur.
Bir gün Mevlana Hazretleri Ferideddin-i Attar’ın (Tanrı rahmet etsin) sözlerini mütalaa ediyordu. Bir münasebetsiz adam “Bu Attar’ın sözüdür” dedi. Mevlana “... o halde ben kimim?” buyurdu.
* **

         1145 - Necmüddin Kübra Doğumu (Türkistan Harezm) *

                   1147'den 1149'a - II. Haçlı Seferleri *
                   Musul Atabeyi I. İmadeddin Zengi'nin 1144 yılında Urfa'yı ele geçirerek bir Haçlı devleti olan Urfa Kontluğu'na son vermesi üzerine Haçlılar Avrupa'dan yardım istediler. Anadolu Selçuklu sultanı I. Rükneddin Mesud ve Halep Atabeyi Nureddin Mahmud Zengi başta olmak üzere her yerde Türk ordularının direnci ile karşılaştılar. Sonuçta çok küçük bir birlik ile Kudüs'e ulaştılar. Birinci Haçlı Seferi sırasında kurulmuş bir Haçlı devleti olan Kudüs Krallığı'ndaki Hristiyanlarla birleşerek Suriye'yi ele geçirmek istediler. Bu girişim başarılı olamayınca ülkelerine döndüler.


Belh Şehri

1150/51 - (veya 1147/48) - Celaleddin Hüseyin Hatîbî (Sultanü'l Ulemâ'nın babası)'nin Emetullah Hatun ile Evlenmesi (Belh)
Sultanü'l Ulemâ Bahâeddin Veled'in babası Celaleddin Hüseyin Hatîbî'dir. Dedesi ise hazret-i Ebû Bekr-i Sıddîk'ın soyundan Ahmed-i Hatîbî'dir. Ahmed-i Hatîbî, Necmeddîn-i Kübrâ hazretlerinin halîfesidir. (Tarikat silsilesi Necmeddîn-i Kübrâ'ya ulaştığı halde bir Kübrevî şeyhi olarak faaliyet göstermemiştir.) Sultanü'l Ulemâ'nın Anneleri ise Harezmşah sultanlarından Alâeddin Muhammed Harezmşah'ın kızı Melike-i Cihan, Emetullah Hatun'dur.

Horasan padişahı Alâeddin Muhammed Harzem, ahlak ve güzellikte eşi benzeri olmayan nazlı kızını evlendirmek istedi. Bir gece padişah vezirine danışarak: “Bizim kraliçenin bir dengi bulunmayınca ne yapmalı ve tedbir almalı” dedi. Vezir, bilgin ve bilgisine göre hareket eden bir adamdı, dedi ki: “İslam padişahlarının dengi ulu bilginlerdir” çünkü: “Padişahlar halka, bilginler de padişahlara hakimdirler” denir. Padişah: “O halde öyle akıllı, olgun ve bilgisine göre hareket eden bir bilgin nerededir?” diye sordu. Vezir de: “O bilgin senin başkentin Belh şehrinde ulu Ebubekir-i Sıddık’ın çocuklarından olan Celaleddin Hatibi hazretleridir. Horasan başlangıçtan beri onun atalarının savaşının bereketi ve fethi sayesinde alınmış ve İslam ülkesi olmuştur. O her fen bilimlerinde dünyadaki bilginler ve ulular arasında parmakla gösterilen ve daha otuz yaşında bulunan taze bir gençtir. Nefsine hakim olmak için çalışmış ve birliğe ulaşmış, yüce melekleri geçmiştir” diye cevap verdi.

Celaleddin Hüseyin Hatîbî ise daima bekârlığından üzülür, “İnsanların en kötüsü bekarlardır” sözünün anlamını düşünürdü. Kendi kendine; “Her dakika dinin bütün hükümlerini ve Peygamberin sünnetlerini yerine getirmeye çalışmışım. Bu işte hiç tembellik ve ihmal göstermemişim. Tanrı’nın ihsan ettiği fazilet sayesinde büyük günahlardan sakınmış ve O'nun merhametine sığınmışım. Evlenme sünnetine istek göstermeyişimden başka Peygambere uyma yolundan bir adım olsun ayrılmamışım.” derdi. Hemen o gece peygamberlerin sultanı ve âlemlerin rabbi olan Tanrı’nın sevgilisi Muhammed Emîn’i rüyada gördü. Peygamber ona: “Horasan padişahının kızıyla evlen!” dedi.
Tanrı’nın takdiriyle aynı gece hem padişah hem vezir hem de dünya kraliçesi, Peygamber hazretlerini (Tanrı'nın selamı onun üzrinde olsun) rüyalarında gördüler. Peygamber onlara “Dünya kraliçesini Hüseyin Hatîbî’ye nikâhladım, bundan sonra kraliçe onundur!” dedi.
Vezir, sabah erkenden büyük bir sevinçle kalktı, rüyasını arz etmek için padişahın huzuruna geldi. Padişah ve dünya kraliçesi de her şeyi iyi ve doğru gören vezirin gözünün gördüğü rüyayı görmüşlerdi. Hepsi de Hakk'ın bu yüceliği ve iradesi karşısında şaşırdılar. Vezir, padişahın izniyle rüyalarını kendisine anlatmak için Celâleddin Hatîbî’yi ziyarete geldi. Vezir daha ağzını açmadan Celâleddin Hatîbî onların gördükleri rüyayı ona bir bir anlattı. Vezirin samimiyeti bir iken bin oldu. Sonra da o günlerde tantanalı bir düğün ve tören yaparak hakkı, layık olana verdiler.
*

1151 - (veya 1148) - Sultanü'l Ulemâ Bahâeddin Veled Doğumu [546 civarı] (Belh) *
Hz. Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî'nin babasıdır Belh şehrinde Hatîboğulları sülalesindendir. İsmi Muhammed Bahâeddîn'dir. Babası Hüseyin Hatîbî anneleri ise Harezmşah sultanlarından Alâeddin Muhammed Harezmşah'ın kızı Melike-i Cihan, Emetullah Hatun'dur.
Dokuz ay sonra Bahâ Veled hazretleri dünyaya geldi. İki yaşındayken babası Hüseyin Hatîbî Hakk'a yürüdü. Bahâ Veled efendimiz büyüyüp buluğa erince, bütün bilim ve hikmetlerde müstesna ve parmakla gösterilen bir adam oldu.
Tam bu sırada anne tarafından olan akrabaları, herkes Bahâ Veled'in hükmü altında bulunsun diye, Bahâ Veled'i padişahlık tahtına oturtmak için söz birliği ettiler. Fakat Bahâ Veled bunu kabul etmedi ve hiçbir zaman razı olmadı.
Bir gün babasının kütüphanesine girdi. Kitapları incelerken dünya kraliçesi olan annesi "Bizi babana bu bilimler ve hikmetleri bildiği için vermişlerdir" dedi. Bunun üzerine Bahâ Veled, kendini tamamen dini ilimler tahsiline verip çalıştı ve dünya mülkünden tamamen el çekti.

Bahâeddin Veled, bütün ilimlerde eşi olmayan kamil bir mana sultanı idi. İlahi hakikatler ve Rabbani ilimlerden meydana gelen uçsuz bucaksız bir deniz gibiydi. Horasan diyarının, en güç fetvalarını halletmede tek üstad idi. Vakıftan hiçbir şey almazdı, devlet hazinesinden kendisine tahsis edilen maaşla geçinirdi.
Devrin 300 kadar alim ve müftülerinin de aynı gece gördükleri bir rüyada Hz. Muhammed'in manevi işaretiyle, Bahâeddin Veled’e "Sultânü’l-Ulemâ" ünvanı verilmiş ve bundan sonra da bu ünvanla anılmıştır.
Alimler gibi giyinen Sultânü’l-Ulemâ, adeti üzere, sabah namazından sonra halka ders okutur; öğle namazından sonra dostlarına sohbette bulunur, pazartesi günleri de bütün halka vaaz ederdi.
* ** *** ****

1165/1166 - Seyyid Burhaneddin Muhakkık-i Tirmizi (Seyyid-i Sırdân) Doğumu (Tirmiz) *
Seyyid Burhaneddin gençliğinin ilk çağında kırk gün Sultanü'l Ulemâ'ya hizmet etmiştir. Velilik ve keşiflerden her ne elde edilmiş ise o kırk gün içinde edilmiştir. *
Seyyid Tirmizi, Baha Veled'in müridi olduktan sonra bir müddet deli gibi sahraya düşüp tecelli nurlarının (Hak nurunun tesiriyle kalbinde İlahi sırların açık olması) çokluğundan ve hallerin birbiri ardına geldiğinden dolayıkararsız oldu.
Onun riyazeti (nefse hâkimiyet için yemede, içmede ve uyuma da azlık) o derecede idi ki, başı ve ayakları çıplak on iki sene ormanlarda ve dağlarda dolaştı. Arpa unu ile dolu bir dağarcığı (azık torbası) vardı. On iki günde bir defa buğrak yapar (suyla karıştırır), iftar ederdi. O derecede nefsini kırmak için açlığa uymuştu ki açlıktan dişleri dökülmüştü.
Yüce Tanrı’dan her ne istediyse müyesser oldu. Veliliğin ve sonsuz keşiflerinin kemalinden (olgunluğundan) dolayı gönül huzuru ile aziz ömrünün günleri sona erinceye kadar kendi iç halleri ile meşgul oldu.
*

1169 civarı - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'in Mümine Hatun'la evlenmesi (Belh)
Sultânü'l-Ulemâ’nın hanımı Mümine Hatun'la Çocukları: Alâeddin Muhammed (Hz. Mevlânâ'nın 2 yaş büyük abisi) ve Hz. Mevlânâ

                   1171-1348 - Eyyubi Devleti * **
                   1171'de Mısır'da Şii Fatımi halifeliğine son vererek Sünniliğe dönüldüğünü ve Bağdat'taki Abbasi halifeliğine bağlılığını ilan eden Salahaddin Eyyubi (Kudüs Fatihi) böylece Mısır’ın tek yöneticisi durumuna geldi. Böylece İslam dünyasındaki iki başlılık son bulmuş ve biri Bağdat'ta, biri de Mısır'da olmak üzere mevcut olan iki halifeli yapı değiştirilmiş oldu. Artık İslam dünyasında tek bir halife vardı. Bu olay müslümanların haçlı ordularına karşı birleşmesinde tarihi dönemeçlerden birisi olmuştur.
                   1173 - İkinci Haçlı seferi sonrası Akdeniz havzası (1)
                   1176 - Selçuklu'ların Miryokefelon Savaşı'nda Bizans'ları yenmesi
                   1180 - Bizans İmparatorluğu (1)




118? - (1185 civarı) - Şemseddin-i Tebrizi Doğumu (Tebriz) *
Tebriz’de doğan Şemseddin Muhammed b. Ali b. Melikdad’ın, soyu ve ailesi de aynı şehirdendir. [522] yılında doğduğuna dair rivayetler olmakla birlikte, Şems, Konya’ya geldiğinde [642] / 1245’de 60 yaşında olduğuna göre doğumu [582] / 1185’de olmalıdır. *

Makâlât'ta Kendi anlatımlarıyla gençliklerine dair: "Henüz erginlik çağına girmemiştim. Aşk deryasına daldım mı otuz kırk gün hiç bir şey yiyemezdim. İstekten kesilirdim, günlerce açlığa susuzluğa katlanırdım. Bir gün babam bana çıkıştı, ‘Oğlum' dedi. 'Ben senin bu halinden birşey anlamıyorum. Bunun sonu nereye varacak? Bu davranışlar seni felâkete götürecek.’ Ben ona şu cevabı verdim: Baba! Seninle benim babalık ve evlâtlık ilişkimiz neye benzer bilir misin? Bir tavuğun altına tavuk yumurtalarıyle karışık bir de kaz yumurtası koymuşlar. Vakti gelip de civcivler çıktığı zaman bunlar hep birlikte analarının arkasına düşer giderler, yolda bir göl kenarına raslarlar. Kaz yumurtasından çıkan civciv hemen kendisini suya atar, bunu gören ana tavuk, eyvah yavrum boğulacak der. Çırpınmaya başlar. Halbuki kaz yavrusu neşe içinde suda yüzmektedir. İşte seninle benim aramdaki fark da böyledir." *

Eflâkî’ye göre Şems, doğduğu yerde tarikat pîrleri tarafından “Kâmil-i Tebrîzî”, gezgin bir derviş olduğu için “Şemseddîn-i Perende” lakaplarıyla anılmıştır *

Şâfiî mezhebine mensup olmakla birlikte yine Mevlânâ’nın ifadesiyle ricâlullahın sohbetine eriştikten sonra bilgilerinin hepsini defterden silmiş, aklî ve naklî ilimlerden sıyrılıp tecrîd, tefrîd ve tevhid âlemini tercih etmiştir. Şems-i Tebrîzî, seyahatleri boyunca karşılaştığı şeyhleri ve âlimleri melâmet tavrının bir gereği olarak gerçeklerin ortaya çıkması için imtihanlara tâbi tuttuğunu, velâyet tavrı baskın olanları şeriatla, şeriat tavrı baskın olanları velâyetle denediğini, bunların teslimiyet ve hakikat arayışlarının eksik olduğunu, cedelle vakit geçirdiklerini, hiçbirinin kendisini tatmin etmediğini, gerçek şeyhliği ve dostluğu Mevlânâ’da bulduğunu ifade eder *

                   1186 - Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan ülkesini 11 oğlu arasında paylaştırdı ancak henüz hayattayken oğulları arasında veliahtlık mücadelesi başladı *

         1187 - Ferîdüddin Attâr Mantıku't-Tayr kitabını yazdı

                   1187 - Müslüman Selahaddin Eyyübi Kudüs'ü Hristiyan Haçlılardan aldı
                   1189 - Kudüs'ün fethinden sonra Eyyubilerin sınırları (1)
                   1189'dan 1192'ye - III. Haçlı Seferleri *
                   Selahaddin Eyyubi'nin Kudüs'ü tekrar ele geçirmesi üzerine Alman İmparatoru, 100.000 kişilik bir ordu ile Anadolu'ya girdi. Fransa Kralı ve İngiltere Kralı Akdeniz yoluyla Akka'ya çıktılar ve şehri zaptettiler. İngiltere Kralı birkaç defa Kudüs'ü ele geçirmek için hücumda bulundu ise de başaramadı. (Alman ordusu, 17 Mayıs 1190'da Konya'ya ulaştıklarında II. Kılıcarslan, Konya'yı kısmen boşaltmıştı. Sultanın oğlu Kutbeddin ile Haçlılar arasında şiddetli bir çarpışma yaşandı ve Alman Friedrich Barbarosso, Konya'ya girdi ise de burada fazla kalmayıp yollarına devam ettiler)
                   1190 Üçüncü Haçlı Seferi Başlarında Yakındoğu (1)
                   1190 Anadolu Selçuklu Devleti (1)
                   1192 - Selçuklu Sultanı II. Kılıç Arslan'ın Hakk'a yürümesi ile oğullarından I. Gıyaseddin Keyhüsrev diğer kardeşlerine üstün gelerek tahta çıktı
                   1196 - Selçuklu Sultanı I. Gıyaseddin Keyhüsrev tahtını ağabeyi II. Süleyman Şah'a bırakarak geri çekilmek zorunda kaldı


         1200 ? - Şeyh Sadi-i Şirazi Doğumu (Şiraz) *
         Şeyh Sadi, Hz. Mevlânâ'nın "Her an sağdan soldan aşk sesi geliyor. Biz feleklere gidiyoruz, Kim bu temaşaya (görüp izlemek) iştirak (katılmak) etmek istiyor. Allah” gazelini Şiraz ülkesinin padişahı olan sultan Şemseddin-i Hindi'ye mektupla göndermiş ve mektubun sonuna da “Rum ülkesinde bir mübarek padişah zuhur etmiştir. Bu onun sırrının hoş kokularındandır. Bundan daha iyi bir söz söylenmemiştir ve söylenmeyecektir de. Ben, o sultanı ziyaret etmek üzere Rum diyarına gitmek ve yüzümü onun mübarek ayağının toprağına sürmek istiyorum. Bu, padişahımıza böyle malum olsun” diye yazdı.
Padişah bu gazeli okuyunca hadsiz hesapsız ağladı ve aferinler dedi. Büyük bir toplantı tertip edip o gazelle semalar yaptılar. Minnettarlığını ifade etmek için Şeyh Sadi’ye birçok hediyeler gönderdi. Şeyh Sadî'ye de onun Konya'ya gitmesini sağlayacak kadar dünyalık ihsan etmişti. Şeyh Sadi Konya’ya gelip Mevlana Hazretlerinin elini öpmekle şereflendi ve erlerin inayet (iyilik ve yardım) nazarına (bakışına) mazhar oldu.
* **


                   1202'den 1204'e - IV. Haçlı Seferleri *
                   Papanın Kudüs'ü kurtarma amaçlı sefer daveti ile Mısır hedef alınarak başlayan oluşum yön değiştirip Bizans İmparatorluğu Konstantinopolis'e dönmüştür. Bizans'ın yerinde Latin İmparatorluğu kurulmuş fakat fazla yaşamamıştır (1204-1261)
                   1204 - Selçuklu Sultanı II. Süleyman Şah Hakk'a yürüyünce yerine 8 ay II. Süleyman Şah'ın çocuk yaştaki oğlu III. Kılıç Arslan geçti.
                   1205 - Yeğeni III. Kılıç Arslan'a üstün gelen I. Gıyaseddin Keyhüsrev ikinci kez Selçuklu Sultanı olup tahta çıktı
                   Karadeniz'deki ticaret yollarını kesen Trabzon Rum İmparatorluğunu yenerek bu yolu yeniden Türklere açtı. Daha sonra önemli dış ticaret limanı olan Antalya-Alanya'yı topraklarına kattı. Sultanların ülke topraklarını oğulları arasında paylaştırma geleneğine son vererek merkezi yönetimi güçlendirdi. Vilayetleri yönetmekle görevlendirilen şehzadeleri merkezi yönetime bağlı birer vali durumuna getirdi. *
                   1206 - 1368 - Moğol İmparatorluğu *
                   Moğol İmparatorluğu (ve 1294'de Devletlere ayrılışı)
                   Bizans İmparatorluğu *
                   1206 - Timuçin, Cengiz Han ünvanını aldı
                   1207 (veya 1212) - Harezmşah'ın Semerkand'ı istilası




1207 - 30 Eylül Pazar - Hz. Mevlânâ Doğumu (Horasan-Belh Şehri) [6 Rebiülevvel 604]
Mevlânâ hazretleri beş yaşında iken çok defa yerinden sıçrar ve heyecan geçirirdi. O derece de ki Baha Veledin müritleri onu ortalarına almak zorunda kalırlardı. Çünkü onun gözleri önüne gayb aleminin ruhani suretler ve görünmeyen gizli şekiller gelirdi. Yani gelenler meleklerdi, mümin cinler ve Tanrı kubbeleri altında bulunan velilerdi.
Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled: "Bu sana görünenler gayb âlemindendirler. Kendilerini sana gösteriyorlar, maksatları seni Tanrı’nın lütuf ve inayetine mazhar etmektir. Onlar, o alemden sana görünen, görünmeyen hediyeler ve armağanlar getirmişlerdir.” diye gönlünü alırdı. *
Mevlânâ hazretlerine babası Sultânü'l-Ulemâ Baha Veled hazretleri hep “ Hûdavendigâr ” derdi.
(2)

         1208 - Sadreddin-i Konevî Doğumu (Malatya?)
(3) *
                   1211 - Anadolu Selçuklu Devletinde Sultan I. Gıyaseddin Keyhüsrev'in Alaşehir'de Bizans ordusu ile yaptığı savaşta ölümüyle I. İzzeddin Keykavus tahta çıktı
Bunu haber alan Alaaddin Keykubat, saltanatı ele geçirmek için amcası Erzurum Hakimi Tuğrul Şah ve Ermeni Kralı II. Leon’la anlaşarak, kardeşinin üzerine yürüdü ve Kayseri’yi ordusuyla kuşattı. Ancak Ermeniler Sultanla anlaşıp desteği çekince, Alaaddin Keykubat zor durumda kaldı ve Ankara’ya çekildi.
Sultan I. İzzeddin Keykavus’da kendisine tehlike gördüğü için, büyük bir ordu ile gelerek Ankara Kalesini kuşattı. Şiddetli çarpışmalara bir yıl direnen Alaaddin, şehir halkı zarar görmesin diye şehri sultana teslim etti. I. İzzeddin Keykavus, Alaaddin’i tutuklattı. İlk önce Malatya Minşar, sonra Kezipert Kalesinde hapis kaldı.


1212 veya 1213 - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, Ailesi ve Mahiyeti ile Belh'ten Göçü
Sultânu’l-Ulemâ’nın mânevî büyüklüğü, eşsiz bir müderris oluşu; ilmi, irfanı, kerametleri Horasan’da yayılınca çekememezlik, kıskançlık ve dedikodu baş gösterdi. Hasetçiler Sultana kadar gidip; "Halk, Baha Veled’e çok bağlandı. Yakında tahtınızı elinizden alır" tarzında bir kışkırtma yaptılar. Bu habere çok üzülen ve çare arayan Harizmşah, elçilerinden birini Bahâeddin Veled’e gönderdi: "Şeyhimiz Belh ülkesini kabul ederse padişahlık onun olsun. Bana da başka ülkeye gitmem için müsâde etsin. Bir ülkede iki baş olamaz" diye haber ulaştırdı. Baha Veled son derece müteessir olarak; "Biz dervişiz, dervişlere saltanat münasip değildir. Gönül hoşluğu ile biz sefer edelim de Sultan kendi dostlarıyla baş başa kalsın" diye karşılık verdi.
Üç yüz mürid, üç yüz deve yükü kıymetli kitap, ev eşyaları, azıkları ve bunları taşıyacak kervan hazırlandı. Fakat Bahâeddin’i çok seven ve ondan ayrılmak istemeyen Belh'liler feryada başladılar. Bir kaynaşmanın başlamasından korkan Harizmşah, Sultânu’l-Ulemâ’ya derhâl haberciler göndererek özür diledi. Kendisi de bir akşam veziri ile birlikte yatsı namazından sonra Baha Veled’in huzuruna vardı. Kararını bozması için bizzat yalvardı; lâkin karar alınmıştı.
Yaklaşık 300 develik kafile Belh şehrinden karışıklık yaratmamak için gece vakti ayrıldılar. *
Baha Veled hazretleri Belh’ten hicret ettikleri vakit Seyyid-i Sırdan Seyyid Burhaneddin Tirmiz tarafına gitmiş, orada inzivaya çekilmişti. *
Sultânu’l-Ulemâ’nın Nasb Hatun adındaki çok bilgin ve fetva ehli süt annesini kocası ile Belh’te bıraktılar.
(2)

Mevlana Göç

? - Ferîdüddin Attâr'ın, Hz. Mevlânâ'ya Esrârnâme kitabını Nişabur'da hediyesi *
Nişâbûr'a geldiklerinde onları Ferîdüddîn-i Attâr hazretleri karşıladı. İzzet ve ikrâmlarda bulundu. O sırada beş yaşlarında bulunan Celaleddin Muhammed’deki ışığı görmüş ve babası Bahaeddin Veled’e “Bu senin oğlun, çok zaman geçmeden âlemde yüreği yanıkların yüreklerine ateşler salacaktır.” demiştir.
Hz. Mevlânâ, Nişâbûr'da bir rüyâ gördü. Rüyasında nur yüzlü bir ihtiyâr, kendisine, altı dallı bir gül verdi. Rüyâsını babasına anlattığında, Sultân-ül Ulemâ şöyle tâbir etti: "Altı tane dalı olan gül, senin altı cildlik bir kitap yazacağına işarettir."
Orada bulunan Ferîdüddîn-i Attâr da; "Altı dallı güle kavuşuncaya kadar bu kitap ile meşgûl olursunuz." diyerek, Esrârnâme isimli kitabı Hz. Mevlânâ'ya hediye etti.
Kitap yüklü, muhafızı ve kılıcı olmayan göç kervanı Nişabur’dan ayrılırken Şeyh Attâr, babasının ardından yürüyen henüz 5-6 yaşlarındaki Hz. Mevlânâ’yı kastederek: “Hayret, hayret ki ne hayret… Süphanallah, koca bir derya, koca bir umman, bir ırmağın peşine düşmüş gidiyor. Bir ırmak, koca bir ummanı peşine takmış sürükleyip gidiyor." demiştir.
*

? - 1216 civarı ? - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, Ailesi ve Mahiyeti ile Bağdat'a gelişi
Bağdat'a giderken, yol üzerindeki bütün şehirlerin sakinleri onları çok iyi karşılayıp, evlerine götürerek çok ikram ve tazimde bulundular. Bağdat'a yaklaştıkları zaman, kendilerine rastlayan bir cemaat; "Sizler kimlersiniz? Nereden gelip, nereye gidiyorsunuz?" diye sual edince, Bahâeddîn Veled; "Tanrı’dan geldik Tanrı’ya gidiyoruz, Tanrı’dan başka kimsede kuvvet ve kudret yoktur. Biz mekânsızlıktan gelip mekânsızlığa gidiyoruz" cevâbını verdi. O cemaat, bu cevabın muhabbeti ile hayretler içinde kaldılar. Bu haber, Şeyh Şihâbeddîn Sühreverdî hazretlerine bildirildi. O da; "Bunu ancak Belh’li Baha’addin Veled söyleyebilir" buyurdu. Bunun üzerine Sühreverdî hazretleri de, talebeleri ile birlikte onu karşılamaya çıktılar.
Şihabüddin Sühreverdî'nin kendi evlerine davetine Bahâeddîn Veled'in "İmamlara medrese daha münasiptir" demesi üzerine Muntansıriye Medresesine yerleşti.
Üçüncü gün Baha Veled Küfe yolundan Kâbe’ye hareket etti. Zilhicce ayının ortalarına kadar orada ibâdet ile meşgûl oldu. Haccını îfâ ettikten sonra, Medîne-i münevvereye oradan da Şam'a geçdi. Alimler Şam'da kalması için çok ısrâr ettilerse de, onlara “Tanrı yurdumuzun Rum ülkesinde olmasını buyurdu” diyerek razı olmadı ve “bizim toprağımız Konya başkentindedir” dedi.
Önce Malatya şehrine geldiler, oradan Erzincan'a doğru yol alıp Erzincan'dan da Akşehir'e geçtiler.
* ** *** ****
                   Sultânü'l-Ulemâ ve kafilesi Bağdat’tan hareket etmemişti ki, Cengiz'in beş yüz bine yakın Moğol askeriyle Belh'i kuşattığı, Horasan'ın bu kadar şehrini harap ve yağma edip sayısız esir aldığı haberi geldi. Cengiz Han, Belh üzerine yürüdüğünde Belhliler büyük bir savaş yaparak karşı koydular. Cengiz'in Tulihan'dan olan Çağatay adındaki oğlu bu savaşta öldü. Bu, Cengiz Han'ın çok gücüne gitti. Büyük ve küçüklerden ele geçirdiklerini öldürmelerine, hamile kadınların karınlarını yarmalarına, şehrin bütün hayvanlarını kurban ederek Belh'i yerle bir etmelerine dair kanun çıkardı. (2)


? - (1217 civarı ?) - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, Ailesi ve Mahiyeti ile Erzincan'ın Akşehir’ine geldiler ve burada 4 sene kaldılar
Malatya şehrinden çıkıp Erzincan civarından geçerlerken Melik Fahreddin’in ariflerden olan hanımı İsmetî Hatun bir ata binerek Bahâeddin Veled’i karşılamaya koştu. Şehirlerinde oturmaları için pek çok yalvardı.
Sultânu’l-Ulemâ; "Bu şehirde bir medrese yaptırırsanız, bir müddet kalmak mümkün olur" buyurdu.
Uyanık kalpli, aşık gönüllü İsmetî Hatun’un emri ile derhal Erzincan‘ın Akşehir’inde bir medrese inşaatına başlandı ve kısa zamanda tamamlandı. Sultânu’l-Ulemâ dört sene o medresede ders verdi. Sonra yine yollarına devam ettiler.
(2)

                   1217'den 1221'e - V. Haçlı Seferleri *
                   Papanın sefer çağrısı ile kararsız kalan Avrupalılara rağmen Kudüs Kralı Nil deltasına sefer yapmış, Eyyubiler ordusun Dimyat'ta yenmesi ile sonuçlanmıştır.
                   1219-1220 - Anadolu Selçuklu Devletinde I. İzzeddin Keykavus ölümüyle devlet erkanı I. Alaeddin Keykubad tahta çıktı
         1221 - Ferîdüddin Attâr Hakk'a yürüdü *
         1221 - Necmüddin Kübra Moğollara Şehit Düşerek Hakk'a yürüdü [618] *


1221 - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled, Ailesi ve Mahiyeti ile Konya'nın bugünkü Karaman ilçesinin yerinde bulunan Lârende kasabasına geldi ve burada 7 sene kaldılar
Sultânü'l-Ulemâ, I. Alaeddin Keykubat’ın Larende beyi Emir Musâ’nın yaptırdığı medresede yedi sene kalarak dersler okutmuş ve camide vaazlar vermiştir. *

1224 - Hz. Mevlânâ'nın Annesi Mümine Hatun ve Hz. Mevlânâ'nın abisi Alâaddin Muhammed Hakk'a yürüdü (Lârende yani Karaman, Mâder-i Mevlâna Türbesinde meftundurlar) (2)

1225 - Hz. Mevlânâ'nın göç yolunda kendileriyle beraber yolculuk eden Semerkantlı hoca Lâla Şerafeddin'in kızı Gevher Banu Hatun ile Karaman'da evlenmiştir
Gevher Hatun'la Çocukları: Sultan Veled ve kardeşi Alâeddin Çelebi

1225 - Çelebi Hüsameddin Doğumu (Konya)
Çelebi Hüsameddin, Ahî-Türkoğlu diye tanınan Ûrmiyeli Hasan oğlu Muhammed'in oğludur. Soyu, "Kürt olarak yattım, Arap olarak kalktım" diyen Tâcü'l-Ârifîn Şeyh Ebu’l-Vefâ'ya ulaşmaktadır. Dedeleri. Ûrmiye'den Anadolu'ya göçmüş, Konya'da yerleşmişlerdi. Babası Ahî Muhammed, Konya ve çevresindeki ahî teşkilatının reisi olduğu için "Ahî-Türk" adıyla tanınmıştır. Bundan dolayı. Çelebi Hüsameddin'e Ahî-Türkoğlu denmiştir.
Çelebi Hüsameddin hazretleri çocukluk çağında yeni buluğa ermişti. Son derecede güzel ve zamanın Yusuf’u idi. Tam bu sırada aziz babasından yetim kalıp nadir bir inci oldu. Zamanının tüm ulu kişileri şeyhleri ve fütüvvet erbabı (temiz soylular, mert, yiğit, delikanlı, cömert) onu yanlarına davet edip onu, babasının postuna oturtmuşlardı. Çünkü Rum ülkelerinin itibarlı ahileri onun baba ve dedelerinin terbiyelerinde yetişmişlerdi.
Bütün lala ve delikanlılarını toplayıp doğruca Mevlânâ Hazretlerinin hizmetini seçti ve her birinin kendi kazançlarıyla meşgul olmaları ve kendi mülklerinden elde edilen gelirle geçim vasıtalarını, ihtiyacı olan şeyleri hazırlamaları için hizmetçilerine ve delikanlılarına yol verdi.
Derler ki, Çelebi Hüsameddin, az veya çok neyi varsa hepsini Ebu Bekir gibi, Mevlânâ Hazretlerine bağışlayıp feda etti. Öyle ki hiçbir şeyi kalmadı.
Bundan sonra o, Mevlânâ Hazretlerinin makbul talihlisi oldu. Mevlânâ’ya gayb aleminden ne geldiyse Çelebi Hüsameddin hazretlerine gönderdi ve onu müritlerin öncüsü ve Tanrı erlerinin başbuğu yaptı ve müritlerin işlerini onun idaresine verdi. Hüsameddin Çelebi; Mevlânâ, Şemsi Tebrizi ve Şeyh Selahaddin’den o kadar faydalandı ki defterlere sığmaz. Bundan böyle, Çelebi Hüsameddin'in Konya Meram bağlarındaki konağı, Mevlânâ dervişlerinin bir idare yeri olmuştu.
* **

1226 - 24 Nisan Cuma - Sultan Veled Doğumu (Lârende yani Karaman) [25 Rebiülâhır 623 sabah vaktinden önce dua zamanı] *
Bir gün bu saygıdeğer baba (Hz. Mevlânâ), oğluna (Sultan Veled) iltifat etti ve "Ey Bahâeddin! Benim dünyaya gelişim senin dünyaya gelmen içindi. Çünkü bütün bu söylediğim sözler benim sözüm'dür. Halbuki sen benim eserimsin" diye buyurdu. *
Sultan Veled'in süt annesi Kiramana Hatun da garip kerametleriyle şöhret bulmuştur. * **

1227 - Sultan Veled'in kardeşi Alaeddin Çelebi'nin Doğumu

                   1227 - Cengiz Han Ölümü
                   1228'den 1229'a - VI. Haçlı Seferleri *


1228 - Selçuklu Sultanı I. Alâeddin Keykubat, Sultanu’l-Ulemâ ve ailesini Konya’ya davet etti.
Emîr Mûsâ'yı çekemeyenler, Konya Sultânı Alâeddîn-i Keykûbâd'a; "Lârende Beyi Emîr Mûsâ, Sultân-ül-ulemâ'yı çok sevip, onun talebesi oldu. Ona olan aşırı muhabbetinden sizi unuttu. İsminizi bile ağzına almaz oldu." gibi iftirâlarda bulundular.
Alâeddîn Keykûbâd, Emîr Mûsâ'ya mektup yazarak huzuruna çağırdı. Emîr Mûsâ durumu hocasına bildirdiğinde, Sultân-ül-ulemâ; "Sultan Alâeddîn'e gidiniz, selâmımı söyleyiniz. Sorduklarına doğru cevab veriniz." buyurdu.
Emîr Mûsâ derhal yola çıkıp, Konya'da Alâeddîn Keykûbâd'ın huzuruna çıktı. Sultânın; "Ey Mûsâ! İşittiğime göre Sultân-ül-ulemâ'nın emrinden dışarı çıkmaz imişsin. Bizi ziyârete hiç gelmiyorsun. Yoksa bizi unuttun mu?" diye sitem edince, Emîr Mûsâ, Sultân-ül-ulemâ Muhammed Bahâeddîn Veled hazretlerinin üstünlüğünü, keşif ve kerametlerini, ilimdeki yüksekliğini uzun uzun anlattı.
Alimlere karşı aşırı sevgisi ve hürmeti olan Alâeddîn Keykûbâd bu sözleri hayranlıkla dinledi ve; "Ey Mûsâ! Sultân-ül-ulemâ böyle büyük bir alim ve velî bir zat idi de, bize daha önce niçin bildirmedin? Onu Konya'ya davet ediyorum. Bizler de feyiz ve bereketlerine kavuşup, mübarek elini öpmekle şereflenelim. Lütfen gidiniz, bana vekaleten kusurumuzun affını isteyip, muhabbetimizin çokluğunu kendilerine arzediniz. Lütfedip Konya'yı da şereflendirmelerini istirham ettiğimi zât-ı alîlerine bildiriniz" emrini verdi.
“Ey hakikat alemini aydınlatan güneş” diye hitap eden mektubunda, Sultan şöyle diyordu:
“İhsan ve merhametinizin feyzinden emin olarak uğurlu ve bereketli ayaklarınızla biran önce şehrimizi şereflendirmeniz ve ihtiyaç duyduğumuz mukaddesatınızla Konya şehri dahi imar edilsin; güneş gibi aydınlık cemalinizle gönül gözümüzün hanesi nurla ve sevinçle dolsa.. Allah’a hamd olsun ki, kereminizle bu kadar yakın bir mevkiye geldiniz”
Sultan Alaattin Baha Veled’e para ve eşyadan türlü hediyeler gönderdi. Baha Veled: “Sizin mallarınız haramla karışık ve şüphelidir. Bana yetecek kadar esbabım vardır ve daha atalarımızın savaşı suretiyle elde ettikleri malımız duruyor” diyerek hiç kimseden, hiçbir şey kabul etmedi. Herkes onun bu Ebubekir evladına yaraşır takvasının kemaline ve tokgözlülüğüne şaştı. Sayısız doğruluk ve samimiyetle kadın ve erkek onun öğrencisi oldu.
* * ** ***

1228 - 3 Mayıs - Sultanu’l-Ulemâ Bahâeddin Veled Aileleriyle Karaman`dan Konya'ya geçtiler [626]
Sultan Alaeddin Keykubat'ın davet mektubu üzerine ailesiyle birlikte Karaman`dan Konya`ya teşrif etmişlerdir.
Sultan Alâeddîn de, yanında vezirleri, kadıları, âlimleri ve ileri gelen devlet erkânıyla, Bahâeddîn Veled'i karşılamaya çıkıp büyük bir hürmetle onu karşıladılar. Bugünkü Mevlânâ hazretlerinin türbesinin olduğu yere geldiklerinde, Sultân-ül-ulemâ; "Buradan nesebimizin güzel kokuları geliyor." buyurarak, oradaki bir bahçeyi işaret etti. Bunu işiten Alâeddîn Keykûbâd, Sultân-ül-ulemâ'ya o bahçeyi hediye etti.
Sultan Alaeddin Keykubat, misafirlerini kendi sarayında oturtmak istediyse de Bahaeddin Veled Hazretleri:
"İmamlara medrese, şeyhlere hangâh, emirlere saray, tüccarlara han, başıboş gezenlere zaviyeler, gariplere kervansaraylar münasiptir" demeleri üzerine Altunapa (İplikçi) Medresesi kendilerine tahsis edilmiştir. Orada vaaz ve nasihatlerinde bulunmuşlardır
(2)

Detay Açıklama: Hz. Mevlânâ'nın Konya'ya geçtiği dönemdeki Anadolu'da Selçukluların / Halkın durumu:
Moğol akınının ülkede meydana getirdiği düzensizlik, zaten çöküntü devrine gelip çatmış olan imparatorluğun siyasi birliğini yok etmişti.
Selçuklu vezirleri birbirlerinden emin değillerdi; kuşku içinde yaşıyorlardı. Bir yandan Moğolları memnun etmek, bir yandan Selçuk hükümdarının gözünden düşmemek kaygısındaydılar. Halk kime kul olacağını bilemiyordu. Bir yandan imparatorluğu, bir yandan Moğolları doyurmak imkansız bir haldeydi. Akınlarda halkı yediden yetmişe dek kılıçtan geçirilen şehirler vardı.
Selçuklulardan, Moğollardan başka uçbeyleri, Emirü's-sevahil denen kıyıbeyleri, yeniden yeniye türeyip duran beylikler, bütün bunları doyurmak, ekinleri iltizam yoluyla alanları beslemek, hanedan mensuplarının birbirleriyle savaşlarında her birine yardım etmek, bütün bu ağırlıklar, halkın sırtına yüklenmişti.
Sonradan Tahtacı denen Ağaçerleri Türkmenlerinin isyanı, Maraş ovasında yol kesmeleri, Niğde, Loluva, Sivrihisar isyanları, bir aralık Aksaray ilini iltizamla alan Kızıl Hamid'in, Cimri isyanından sonra Aksaray iline saldırması, şehri üç gün, üç gece yağma etmesi, halkın bu dertten başka bir dertle, yani Moğolların yardımını sağlamak suretiyle kurtulması, 1299'da olduğu gibi yağmursuzluğun sebep olduğu kuraklığın getirdiği kıtlıklar, salgın hastalıklar halkı pek kötü bir duruma düşürmüştü.
İşte Anadolu'da tasavvufun yayıldığı, Mevlânâ'nın yetiştiği çağ, böylesine bir çağdı.
(4)

? - Hz. Mevlâna`nın ilk eşi Gevher Hatun'un Hakk'a yürümesi (Konya)

? - (1229 +) - Hz. Mevlâna Kerra Hatun ile evlendi (Konya)
Konyalı İzzeddin Ali'nin dul kızı Kerrâ Hatun'la evlendi. Genç ve güzel Kerrâ Hatun iyi bir tahsil görmüş, tasavvuf terbiyesi almış, gönül sahibi bir hanımefendi idi.
Güzellik ve olgunlukta çağının ikinci Sara'sı, iffet ve ismette Meryem'i saydığı Kerra Hatun, Mevlânâ'nın pek çok sırlarına vakıf, O'nun büyük şahsiyetine layık bir kadındı. Mevlânâ hayattayken O'nun sohbet meclislerine katılan ve devrinde bir veliyye sayılan Kerra Hatun, Mevlânâ'nın göçüşünden sonra da bu meclisleri devam ettirmiştir. Eflâkî'nin eserinde Kerra Hatunla ilgili menkabelere sıkça rast gelinir.
Kerra Hatun'la Çocukları: Muzaffereddin Emîr Âlim Çelebi, Melike Hatun (ortak çocukları) ve ayrıca Şemseddin Yakub ve Kimya Hatun (Kerra Hatun'un ilk evliliğinden)
Şemseddin Yakub genç yaşında Hakk'a yürümüştür.
Kerra Hatun'un anneleri "Kerra-yı Buzurg" diye anılmaktadır. Hz. Mevlânâ'nın kızı Melike Hatun, Hoca Şihabeddin-i Ruganı Karamid'in eşi olmuştur.


                   1230 - I. Alaeddin Keykubad, Trabzon Rum İmparatorluğu ile ittifak eden Harezmşahları Yassı Çemen Savaşında yenilgiye uğrattı


1231 - 23 Şubat Pazar - Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled Hakk'a yürüdü [Kuşluk vaktinde 18 Rebîu'l-âhir 628] (Konya, Hz. Mevlânâ Türbesinde meftundur)
Sultânü'l-Ulemâ'nın Hakk'a yürümesi sırasında Tirmiz'de bulunan Seyyid-i Sırdan Burhaneddin Tirmizi kuşluk vaktinde ilahi bilgilerle meşgul olurken birden bire müthiş bir feryat edip şiddetle ağlamaya başladı ve “Yazık, yazık şeyhim, bu toprak âleminden temiz âleme göçtü” diye bağırdı. Kalkıp cenaze namazını kıldı. Taziyet töreni hazırladı. O ülkenin bütün büyük adamları kırk gün matem tuttular. Bu müddet geçtikten sonra Seyyid-i Sırdan “Benim şeyhimin oğlu Celal Muhammed’im yalnız kalmıştır, beni beklemektedir. Rum (Roma yani Anadolu) diyarına gitmek, yüzümü onun ayakları toprağına sürmek, onun hizmetinde kalmak ve şeyhimin bıraktığı bu emaneti ona teslim etmek bizzat bana farz olmuştur” dedi. Seyyid hazretleri samimi birkaç dostu ile beraber yola koyuldu. *
Bahâeddîn Veled hazretlerinin Hakk'a yürümesi sonrası Selçuklu Sultanı Alâeddîn-i Keykûbâd günlerce ata binmedi, sarayında tahtına oturmadı. Kuru hasır üzerine oturarak tâziye için gelenleri karşıladı. Câmilerde pekçok Kur'ân-ı kerîm hatimleri yaptırıp, öksüz ve fakirleri doyurdu, üstlerini giydirdi. Baha Veled’in vefatından sonra Selçuklu Sultanı Alâeddin’in mühim bir sıkıntısı olsa şeyhinin Türbesine koşar mutlaka ferah bularak dönerdi.
Hz. Mevlânâ da babasının vasiyeti dostlarının ve bütün halkın yalvarmalarıyla babasının makamına geçti.
* **

Sultânü'l-Ulemâ Bahaeddin Veled'in Maârif adlı eseri bulunmaktadır

Maârif, Bahâeddin Veled’in meclislerinde, anlattıklarının, vaaz ve nasihatlerinin yazılarak bir araya getirilmesiyle meydana gelmiş tasavvufî, ahlâkî bir eserdir. Konusu, muhtevâsı ve uslûbu ile birinci derecede tasavvufî bir eser olan Maârif'in Hz. Mevlânâ'nın özellikle Şems-i Tebrizi ile tanışmadan önceki zamanında üzerinde büyük tesiri olmuştur.

1232 - Seyyid Burhaneddin'in Konya'ya Gelişi ve Hz. Mevlânâ'ya Hocalığı
Seyyid Burhaneddin Tirmiz'den Konya başkentine ulaştıkları vakit şeyhin (Sultânü'l-Ulemâ) ölümünden bir sene geçmişti. O sırada Hüdavendiğar hazretleri (Mevlana Celaleddin-i Rumi) Larende (Karaman) şehrine gitmişlerdi. Seyyid hazretleri birkaç ay Sencari mescidinde kendini hapsedip kaldıktan sonra iki dervişle Mevlana hazretlerine hikmetler ihtiva eden bir mektup gönderdi.
Bu mektupta, Mevlana’nın her halde Konya’ya gelmesini ve babasının mezarında bu bağrı yanık garibi bulmasını, Larende şehrinin uzun zaman kalınacak bir yer olmadığını, Çünkü o dağdan Konya’ya ateşler yağacağını (bozguncuların fitne çıkaracağını, zarar ve ziyan meydana geleceğini) bildirdi.
Seyidin mektubu Mevlana’nın eline ulaşınca, önce çok üzüldü, fakat sonradan Seyyid’in gelmesine sevindi. Onun mektubunu gözlerine sürdü ve birçok defalar öptü. Mevlana hemen Konya’ya döndü, şehre ulaşır ulaşmaz kalkıp Seyyid’in ziyaretine gitti. Seyyid hazretleri Mevlana’yı karşılamak için kendini hapsettiği mescitten dışarı koştu, birbiri ile kucaklaştılar.
Ondan sonra Mevlana, Seyyid-i Sırdan Burhaneddin’in sorduğu ilimlerin hepsine türlü cevaplar verdi. Bunun üzerine Seyyid-i Sırdan kalkıp Hüdevendiğar’ın ayağının altını öpmeye başladı ve bir hayli aferinler de bulunup; “Din ve yakin ilminde babanı bir hayli geçmişsin, fakat babanın “Kal” ilmi tamamlandı, hem de o, “Hal” ilmini tamamıyla biliyordu. Bugünden sonra senin “Hal” ilmine süluk etmeni istiyorum. Bu peygamberler ve veliler ilmidir. O ilme “Ledün İlmi“ derler. Onu yine benden al ki bütün hallerde Zahir (dış) ve batın (iç) bakımından babanın varisi ve onun aynı olasın. Her neye işaret etti ise Mevlana ona itaat ederek Seyyid hazretlerini kendi medresesine getirdi ve tam dokuz yıl Seyyid’in hizmetinde kulluk (sevgi ile bağlanarak hizmet etmek) etti.
Bazıları Mevlana’nın o anda, bazıları da Belh’te babası Baha Veled’in zamanında Seyyid’e mürit olduğunu söylerler.
*

1233 - Oğulları Sultan Veled ve Alaeddin Çelebi'nin Afyonkarahisar kalesinde sünnetleri
Düğün yaptıkları vakit Sultan I. Alaeddin Keykubat, emîrleri ve nâiplerinin de katıldığı bir sünnet düğünü yapılmıştır. Sultanü'l Ulema'nın vaazlarını dinleyen ve müridi olan Alaeddin Keykubat’ın atabeyi Emir Bedreddin Gühertaş, Sultan Veled ile Alaeddin’i bizzat sünnet etmiştir. Sultan Veled "Bütün kaleyi nefîs kumaşlar ve silahlarla baştan aşağı süslediler… Padişah babama o kadar saygı gösterdi ki sorma" şeklinde belirtmiştir (Eflaki). Emir Bedreddin Gühertaş, Bahâeddin Veled ve çocukları için Sultan Köşkü'ne yakın Alaeddin tepesinin Kuzey Doğu tarafında bir medrese yaptırmaya başlar. Medreseye Gühertaş medresesi denilse de kaynaklarda Medrese-i Mevlânâ, Celâliye ve Molla Atik adlarıyla anıldığı da olmuştur. *

                   1233 - I. Alaeddin Keykubad, Moğol kağanının egemenliğini tanımak zorunda kaldı.
                   ? - I. Alaeddin Keykubad, Oğuzların Kayı boyu aşiret lideri Ertuğrul Gazi'ye Söğüt'ü kışlak, Domaniç'i yaylak olarak tayin etti *


? - Hz. Mevlânâ'nın Osman Gazi'yi manevi evlad edinmesi ve duası
Ertuğrul Gazi, uç beyliğinin resmi işleri için sık sık Anadolu Selçuklu'larının başkenti Konya'ya gelirdi. Burada Hz. Mevlânâ'yı ziyaret etmeyi de âdet haline getirmişti. Bir seferinde henüz yaşı küçük olan oğlu Osman'ı da yanına almıştı. Hz. Mevlânâ da Osman'ı manevi evlad edinmiş, Osman'a, kuracağı devlete (Osmanlı Devleti) ve evlatlarına dua etmiştir. *

1233 - (1241'e kadar) - Hz. Mevlânâ, hocası Seyyid Burhaneddin'in talebiyle Halep şehirlerinden Şam'a gitti
İran âlimlerinden birçokları Moğol hücumundan Suriye'ye sığınarak vakitlerini bilimler yaymakla geçiriyorlardı. Hz. Mevlânâ da Halep'teki Halaviyye Medresesinde (vaktiyle Hz. İsa ve Havarilerinin oturduklarından büyük saygı gösterilen Rumların büyük kiliselerinin 1146'da cami-medreseye çevrilmiş, Hanefi mezhebindekilere ayrılmıştır) ikamet etmiştir. Burada Adîm oğlu Kemaleddin'den ders almıştır. Hz. Mevlânâ 1241'e kadar Şam'da kalmıştır. * (3)

1237 - Şemseddin-i Tebrizi'nin Bağdat'ta Evhadüddîn-i Kirmânî ile görüşüp kendi dostluğuna layık görmemesi *

                   1237 - 31 Mayıs - I. Alaeddin Keykubat'ı Kayseri'deki ziyafette zehirlemeleri ve Hakk'a yürümesi sonucu II. Gıyaseddin Keyhüsrev tahta çıktı *


1240 (civarı) - Şemseddin-i Tebrizi'nin Şam (Dımaşk)'da bulunması
Şems, Halep’te on dört ay boyunca bir medrese hücresinde riyâzette kalmış ve mânevî işaret gereği sohbet dostunu bulmak için Anadolu’ya yönelmiştir.
Ariflerin Menkıbelerinde şu şekilde anlatılmaktadır: Şems’in bir gece kararı elden gitti, perişan oldu. Tanrı’nın tecellilerine gömülüp istiğraktan mest olmuş bir halde münacatında (Allah’a yalvarışında): “Ey Tanrım! Kendi örtülü olan sevgililerinden birini bana göstermeni istiyorum” diye dua etti. Tanrı tarafından “İstediğin gibi herkesin gözünden saklı, güzel ve mağfirete nail olmuş can, Belh’li Sultan-ül-Ulema Baha Veled’in oğludur” diye cevap geldi. Bunu üzerine Şems” Ey Tanrım! Onun mübarek yüzünü bana göster” dedi. Tanrı tarafından tekrar: "Bunun şükranesi olarak ne verirsin” diye soruldu. O da “Başımı” diye cevap verdi. *
Şemseddin-i Tebrizi ayrıca Şam'da Muhyiddin İbnü’l-Arabî ile de görüşmüş ancak meşrep bakımından farklı olduklarını belirtmiştir
*



1240/1241 civarı - Hz. Mevlânâ ile Hz. Şems-i Tebrizi'nin Şam'da ilk karşılaşmaları
Hz Şems’in hocası yetiştirdiği her birisi mükemmel mânâ talebesi olan müridlerine “Diyâr-ı Rum’da Celâlettin isminde bir zatın irşad edilmesi murad edildi. “Hanginiz talipsiniz?” dedi… Hz Şems sağ elini kalbinin üzerine koyarak, boynunu sola doğru eğerek sustu, talibim kelimesini bile söylemedi. Hocası, “sen anladın, bu işin sonunda başını vermek var” dedi.
Şems, Hz Mevlâna’nın Şam’da ders verdiğini öğrenerek Şam’a gitti. O sırada da Hz Mevlâna’nın hocası “Senin artık hadis sahasında öğreneceğin hiçbir şey kalmadı” diyordu. Hz Mevlâna atıyla şehrin dışında giderken, başı koyu renk bir örtüyle örtülmüş esmer bir adam Mevlâna’nın önünde durarak, “Sen her şeyi biliyormuşsun, öyle ise benim de kim olduğumu bil” dedi ve çekti gitti. Hz Mevlâna dondu kaldı. “Ben, bana öğretilen şeyleri biliyorum, bir insanın kim olduğunu nasıl bilebilirim” diye düşündü.
Hz Şems, ilk mesajını vermişti. “Mânâ âlemine geçersen her şeyi bilirsin” demek istemişti.
*

                   1240 - Baba İshak önderliğinde Moğollardan kaçan Türkmenlerin ayaklanması Konya'da bastırıldı

         1240 - Yunus Emre Doğdu (Eskişehir Mihalıçcık Sarayköy) *


1241 - Hz. Mevlânâ'nın Halep'ten ayrılması, Kayseri'ye ve oradan da Konya'ya dönüşü (3)
Hz. Mevlânâ Halep Şam dönüşü önce Kayseri'de Seyyid Burhaneddin'e uğramıştır. Seyyid'in kendisinde gördüğü tahsilini geliştirmesindeki yücelik övülmüş ve burada üst üste 3 kez halvete (3x40 gün) girmiştir. Daha sonra birlikte Konya'ya geçmişlerdir. *

1241 - Seyyid Burhaneddin'in Kayseri'ye Geçişi
Birçok sohbetten sonra Seyyid hazretleri Mevlana hazretlerinden Kayseri’ye gitmek için ve orada bir müddet kalmak için izin istedi. Mevlana hazretleri Seyyid’in Konya’dan ayrılmasını istemezdi. Bir gün Mevlana hazretlerinin yakın arkadaşlarından bir gurup Seyyid’i bir katıra bindirerek bağlara gezmeye götürdüler. O anda Seyyid’in gönül aynasında Kayseri şehrinin hayali şekillendi ve bu hayale daldı. Katır birdenbire sıçradı, Seyyid’i yere attı. Mübarek ayağı çizmenin içinde kırıldı, bir ah çekti ve bayıldı. Dostlar katırı yakaladılar, tekrar Seyyid’i bindirerek Humameddin Sipehsalar’ın bağına kadar götürdüler. Seyyid başından geçen bu olaydan hiç bahsetmedi. Çizmeyi çıkardıkları vakit, mübarek parmaklarının parça-parça olduğunu gördüler. Mevlana hazretleri ve müritleri ağladılar, üzüldüler. Seyyid:” Aferin! Ne de güzel mürit, şeyhinin ayağını kırıyor” buyurdu. Bunun üzerine Mevlana hazretleri hemen mübarek elini o kırılan yere koydu. Bir şeyler okuyup üfledi. Derhal o yara kapanıp iyileşti. *
Seyyid, Hz. Mevlana’ya neden yolunu bağladığını, gitmesine müsaade etmediğini sordu. Hz. Mevlana, "Şeyhim, neden bizi bırakıp gitmek istiyorsun?" sorusunu sordu. Bu soruya karşılık Seyyid, şu cevabı verdi: "Konya'da güçlü bir aslan peyda oldu. Ben de bir aslanım. Aynı şehirde iki aslan bir arada olamaz. Ben bu yüzden gitmek istiyorum." (Bahsettiği aslan henüz Hz. Mevlânâ'mızın tanışmadığı Hz. Şems-i Tebrizi'dir). Bunun üzerine Mevlana, Seyyid Burhaneddin Tirmizi hazretlerinin ellerini öptükten sonra onu, bir kaç müridi ile birlikte Dar-ül-Feth denilen Kayseri'ye uğurladı.
*

                   1241 - Batu Han, Rusya'nın büyük bir kısmını fethetti


1241 - 27 Kasım - Seyyid Burhaneddin Hakk'a yürüdü (Kayseri)
Seyyid Burhaneddin Tirmizi Kayseri’ye geleli daha bir yıl tamamlanmamıştı. O mübarek, ömrünün son günlerini yaşadığını hissediyordu. Seyyid Hazretlerinin ömrü sona erince ve öteki dünyaya hareketi yaklaşınca, hizmetçisine bir testi sıcak su hazırlamasını emretti. Hizmetçi biraz sonra gelip “Suyu ısıttım" dedi. Bunun üzerine Seyyid “O halde git kapıyı sıkıca kapa ve dışarıda garip Seyyid dünyadan göçtü diye bir sala ver.” dedi. Ve hizmetçi çıkınca canını Tanrı’ya teslim etti.
Sahib Şemseddin hazretleri gerekenleri tertip etti. Hatimler indirdiler ve Seyyid’in türbesinin üzerini kapamalarını emretti. Birkaç gün sonra türbe harap oldu. Tekrar bir tak yapmalarını emretti ise de o da yıkıldı. Bir gece Sahib Şemseddin'e, Seyyid hazretleri rüyasında “Benim üzerime bir bina yapmayınız” dedi.
*

Seyyid Burhaneddin Muhakkık-i Tirmizi'nin (hocası Sultânü'l-Ulemâ gibi ve aynı isimli) Maârif adlı eseri bulunmaktadır


1242 başları - Hz. Mevlânâ'nın Konya'dan Kayseri'ye geçip Hakk'a yürüyen Seyyid Burhaneddin'i ziyareti
Ölümünün kırkı geçtikten sonra Sahib Şemseddin bu hususta Hüdavendiğar hazretlerine (Hz. Mevlana) bir mektup gönderdi. Hz. Mevlana şeyhinin ölüm haberini alınca büyük bir kedere kapılıp, ulu müritlerle birlikte Kayseri’ye hareket etti. Kayseri’ye gelince doğruca Seyyid’in kabrine gitti. Orada saatlerce niyazda bulundu. Ziyaretten sonra yeniden bir matem töreni tertip ettiler. Sahib, Seyyid’in bütün kitaplarını ve cüzlerini onlara arz etti. Hz. Mevlânâ, bunların içinden kendi istedikleri şeyleri aldı. Uğurlu ve yadigâr olmak üzere birkaç risaleyi de Sahib Şemseddin’e bağışlayıp tekrar Konya’ya hareket ettiler. *

1242 başları - Şeyh Selahaddin Zerküb'ün evlenmesi, Hz. Mevlânâ ile sohbetlerinin başlaması
Seyyid Burhanettin Kayseri’de Hakk'a yürüyünce, Şeyh Selahaddin de anasını ve babasını görmeye Konya civarındaki göl kenarında bulunan Kamile köyüne gitmişti. Orada onu evlendirdiler. Şeyh, bir müddet orada kalıp bu hayata alıştı.
Bir gün, Konya şehrine geldi. Ebu’l-fazl mescidinde Cuma namazında bulundu. O gün Mevlana Hazretleri vaaz ediyor ve büyük heyecanlar gösteriyordu. Seyyid Burhaneddin hakkında birçok şeyler anlatıyordu. Birdenbire, Seyyid’in halleri Mevlana’nın zatından büyük bir nur gibi Şeyh Selahaddin’e gözüktü. Selahaddin hemen feryat kopararak kalktı, Mevlana’nın minberi altına geldi. Mübarek başını açtı, baş koyup Mevlana’nın ayaklarını öptü, onlara yüzünü gözünü sürdü.
Mevlana Hazretleri iltifatta bulunarak: “Nerelerdeydin?“ diye sordu. O da: “Evlendim. Sizin büyüklüğünüzden ve sohbetinizden mahrum kaldım“ diye cevap verdi. Mevlana: “Hayır, hayır, sen bizdensin, bizim canımızsın“ diyerek elinden tuttu kendisine sohbet arkadaşı yaptı.
*

1242-1244/5 - Hz. Mevlânâ, Konya'da medresede fıkıh ve din ilimleri dersleri verdi
Sultan Veled İbtidaname'de şöyle der: "Müridleri on bin sayısından bile çoktu" (3)

                   1242 - Moğol ordusu Baycu komutasında 30.000 kişilik orduyla Anadolu Selçuklu Devleti'nden Erzurum'u aldı ve halkı kılıçtan geçirdi. Moğol ordusu Kösedağı'na kadar geldi.
                   1243 - 26 Haziran - Anadolu Selçuklu Devleti, II. Gıyaseddin Keyhüsrev komutasında Kösedağ Savaşı'nda Moğollara yenildi. Hükümdar kıyafet değiştirip kaçarak kurtuldu.
                   Moğollar Sivası aldılar. Sivas kadısı daha önceden Harezm'de bulunmuş ve Moğollardan imtiyaz sahibi olduğu için Sivaslılar onun ricası ile kurtuldular fakat şehir üç gün yağma edildi.
                   Moğollar Kayseri'yi alıp halkı kılıçtan geçirdiler. Anadolu Selçuklu Devleti ile Moğollar anlaşma yaptılar ve bundan sonra Selçuklular Moğollara bağlı bir beylik haline geldi.




1244 - Kasım Ayı - Hz. Şems-i Tebrizi'nin Konya'ya ilk gelişinde Şeker Tacirleri Hanı'nda (Şeker-fıruşân yani Şekerciler Hanı) Konaklaması
Sipehsâlâr’a göre Şems, kerametlere meyil etmez, kara keçe giyip kendini halktan gizlerdi. Daima mücahede halinde bulunur, tâcir kıyafetiyle seyahat ederdi. Medrese ve tekkelerden ziyade kervansaraylarda konaklardı. O, şalvar uçkuru örerek geçimini sağlayan, sırlarla dolu bir dervişti. *
Kaldığı hücrenin kapısına da kendisini büyük bir tâcir sansınlar diye iki üç dinar kıymetinde nâdir bir kilit takardı. Halbuki kaldığı han odasında eski bir hasır, kırık bir ibrik ve bir tuğla yastıktan başka bir şey yoktu. On, on beş günde bir, kuru ekmeği paça suyuna batırıp tirit yapar, onunla ayakta kalmayı başarırdı. *



1244 - 29 Kasım Cumartesi - Hz. Mevlâna ile Hz. Şems'in, ilk defa Konya'da Merec'ül-bahreyn'de Karşılaşmaları - İki Denizin Buluşması [26 Cemâziye'l-âhir 642]
Bir Mevlana fazıllardan bir gurupla birlikte Pembe Furuşan medresesinden çıkarak Şekerrizan hanının önünden geçiyordu.
(Bunu gören) Şems, yerinden kalktı, Mevlana’nın önüne gelip katırın dizginin tuttu ve ”Ey Müslümanların imamı! Ebû Yezîd (Beyazıd-ı Bistami) mi büyüktür, Muhammed mi?" diye sordu.
“Tanrı’nın elçisi Muhammed Hazretleri, bütün yaratıkların en büyüğüdür. Burada Beyaz'id’in sözü mü olur” diye cevap verdi Mevlânâ.
Yine Mevlânâ (daha bu olayı anlatırken) ”Bu sorunun heybetinden sanki yedi kat gök birbirinden ayrılıp yere yıkıldı ve içimden çıkan büyük bir ateş kafatasımın içini kapladı. Oradan bir dumanın çıkıp Arşın ayaklarına kadar yükseldiğini gördüm” buyurmuştu.
Bunun üzerine Şems şöyle sordu: “O halde bu ne demektir? Peygamber o kadar büyük olduğu halde 'Biz seni layık olduğu veçhile bilemedik' buyuruyor. Beyazıd ise 'Ben kendimi tenzih ederim. Benim şanım ne kadar büyüktür. Ben sultanların sultanıyım' diyor."
Mevlânâ şöyle buyurdu: “Ebû Yezîd’in [Bayezid Bistâmî] susuzluğu bir yudumla dindi ve suya kandığından dem vurdu. Onun idrak testisi o kadar suyla doldu. O nur da onun evinin penceresinin büyüklüğü ölçüsünde içeri girdi. Hazreti Mustafa’ya gelince, O müthiş bir suya doymazlık hastalığına tutulmuştu. Susuzluk içinde susuzluktan içi yanıyordu ve onun mübarek göğsü 'Biz senin göğsünü açmadık mı?' (İnşirâh suresi 1) şerhiyle 'Tanrı’nın yeri geniştir' (Zümer suresi 10) haline gelmişti. Tabii bunun için susuzluktan dem vurdu ve her gün daha çok yakınlık istedi. Bu iki davadan, Mustafa’nın ki (Selam onun üzerine olsun) daha büyüktür. Beyazid hakka ulaştığı için kendini o nurla dolmuş gördü ve daha çok bakmadı. Mustafa’ya (Selam onun üzerine olsun) gelince, o her gün onu daha çok görüyor, daha çok ilerliyordu. Günden güne ve saatten saate Tanrı’nın hikmet, kudret ve ululuk nurlarını daha çok görüyordu. Bu yüzden 'Biz seni layığı veçhile bilemedik' dedi."
Nitekim buyurmuştur:
“Kumlar suya kandı. Maşallah ben kanmadım.
Bu dünyada benim bu yayım için bir kiriş yoktur.
Benim için dağ küçük bir lokma, deniz de bir yudum sudur.
Yarabbi ben nasıl bir köpekbalığıyım. Bana bir yol göster.”
Bunun üzerine Mevlana Şemseddin bir feryatla yere yuvarlandı.
Mevlânâ, katırdan aşağı indi. Etrafındaki imamlara emir verdi, tutup Şems’i kaldırdılar. Mevlânâ’nın medresesine götürdüler.
Şems kendine gelinceye kadar mübarek başının Mevlânâ’nın dizinde kaldığını söylerler. Sonra onun elinden tutarak çıkıp gittiler. Uzun süre birbirleriyle görüşüp konuştular ve arkadaş oldular.
*

Şems, ömrü boyunca iki gönül sultanıyla muhatap olmuştur. Onun sözleriyle ifade edecek olursak: “Benim Tebriz’de Ebûbekr Sellebaf isminde bir şeyhim vardı, veliliğin bütün feyz ve esrarını ondan aldım. Ama bende bir şey vardı ki: onu şeyhim görmüyordu. Ve hiç kimse de görmemişti. Onu ancak Hüdavendigârım Mevlânâ gördü. *

1244 - (29 Kasım + 3 Ay) - Şems-i Tebrîzî ile Hz. Mevlânâ'nın halvetleri
Her ikisi halvethanede tam üç ay gece ve gündüz visal orucu ile oturdular, hiç dışarı çıkmadıkları gibi kimse de yanlarına girmeğe cesaret edemedi. Bundan sonra Hz. Mevlânâ okutmak, öğretmek ve vaaz etmekten el çekerek kuddus (temiz, pak) olan Tanrı’yı takdisle (saygı göstermek) meşgul oldu. *

? - Mevlana hazretleri "Bizim Mevlana Şemseddin-i Tebrizi’miz Hızır’ın (Selam üzerine olsun) sevgilisidir." demiştir.
Mevlana medresenin hücresinin kapısı üzerine mübarek eli ile “Makam-ı Maşuk-i Hızır (a.s.) yani Hızır sevgilisinin makamı” diye yazmıştı.
Mevlana Hazretleri bizzat o gizli ve nazlı velilerden idi ki, Hızır’dan da Şemsi Tebrizi’den de saklıydı. Tanrı’nın has hücresinde gizliydi.
*

1244 - ile 1246 arası - Konya'da Hz. Şems'e farklı bakışlar ve söylentiler oluşur
Mevlânâ Şems ile tanıştıktan sonra medresedeki derslerini bırakır. Şems’in isteğiyle babasının Ma’ârif’ini, Mütenebbî’nin divanını okumayı ve okutmayı terkeder. Halktan uzaklaşıp bütün zamanını Şems’in sohbetine ayırır. Bu durum, bazı çekemeyen müridlerini rahatsız eder. Şeyhlerini kendilerinden ayıran ve kim olduğunu bilmedikleri Şems’e karşı kin beslemelerine neden olur. Mevlânâ’nın vaazlarından mahrum kalan halk arasında ise çeşitli dedikodular yayılmaya başlar. *
Her gün Mevlânâ Celâleddin’in ilmî konuşmalarından, irşad ve sohbetinden yoksun kalan büyük bir halk topluluğu ve gençlik, Şems hakkında uygunsuz sözler söylemeye ve düşmanca hareketlere başlarlar. Konya şeyhleri arasında bir sofi de, "Yazıklar olsun ki bilginler sultanı Bahaeddin Veled’in oğlu bir Tebrizli oğlanın arkasından yürümeye başladı. Artık Horasan toprağının yetiştirdiği değerler, Tebrizlilerin uydusu haline geldi" diye halkı ayaklandırıyordu. Bir kısım Konyalılar da, "Acaba Mevlânâ’da o kadar akıl yok mu ki, bir Tebrizlinin peşine düşmüş? Mevlânâ dünyadan el çekmiş bir insandır, halbuki Şemseddin henüz dünyadan el çekmemiştir" diyorlardı. Bu dedikoduları işiten Mevlânâ da onlara şöyle diyordu: "Siz, Şemseddin’i anlamadığınız için onu sevmiyorsunuz, eğer sevseydiniz onu öyle çirkin karşılamazdınız." Bazıları da, "Bize, Şemseddin’den bir gönül hoşluğu gelmiyor" diyorlardı.
Giderek artan dedikodularla bu durum artık açık bir düşmanlık haline dönüşmüştü. Bunu en çok Mevlânâ’nın yakınları, talebeleri, sohbet arkadaşları yapıyor, hoşnutsuzluk ateşini körüklüyorlardı. Şemseddin, hakkındaki bu dedikodu ve düşmanlıkların farkındaydı.
*

1246 - 11 Mart Pazar civarı - Şems-i Tebrizi'nin Gönlü Kırılarak Konya'dan ayrılıp Şam'a gitmesi [21 Şevval 643 Perşembe]
Bir gece Şems ansızın Konya’dan ayrıldı; kayıplara karıştı. Nereye gittiğini hiç kimse anlayamadı. * **
Bu olayı Hz. Mevlâna, Çelebi Hüsamettin'e şöylece yazdırır: “En aziz efendimiz, hayra davetçi, ruhların özü, kandil konan sırçanın ve kandilin sırrı, Hakk'ın ve dinin güneşi, Allah'ın önde gelenlerle sonradan gelenler içindeki gizli nuru, altı yüz kırk üç yılı şevvalinin yirmi birinci Perşembe günü gitti.”
*

Şems’in Konya’dan ayrılması Hz. Mevlânâ’yı eski hayatına döndürmek şöyle dursun, aksine, bağrının hasret ve firkat ateşiyle yanmasına, sıhhatinin bozulmasına yol açtı. Kimseyle konuşmuyor, meslislere gitmek istemiyor; hep gam, keder ve hicran içinde yine halvete kapanıyordu. Neredeyse o ayrılık ateşi içinde son nefeslerini vermek üzereyken Şam’dan gelen bir mektup imdada yetişti. Bu mektup Şemseddin’den idi. Hz. Mevlânâ’nın gözlerinde bir ümit ve hayat güneşi parladı. Çünkü Şems’in Şam’da olduğu anlaşılmış ve kayıp hazinenin yeri belli olmuştu. *

Bunun üzerine Hz. Mevlânâ, Şems’e Arapça-Farsça dört manzum mektup göndermiştir - 4 Mektup

? - Hz. Şems, Şam'da yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra Konya’ya döndü *
Hz. Mevlânâ, Şems’in rahat ve huzur içinde yaşayabilmesi için Kimya adındaki genç ve güzel kızı da Şems’e nikâh etti. Bazı kıskançlar tekrar harekete geçtiler; dedikoduya, sövüp saymaya başladılar. Hz. Mevlânâ'nın küçük oğlu Alaeddin'in de bu olayların içinde olduğu söylenmektedir. *

1246 - Aralık - Şems-i Tebrizi'nin Eşi Kimyâ Hatun'un Hakk'a yürümesi [Şaban 644] *
Mevlana Şemseddin’in nikâhlısı olan Kimya Hatun çok güzel ve iffet sahibi bir kadındı. Bir gün kadınlar, Şems’ten izin almaksızın Sultan Veled’in büyük annesi ile birlikte Kimya Hatunu gezmek maksadıyla bağa götürdüler. Birdenbire Mevlana Şemseddin eve geldi, onu evde bulamadı. Sultan Veled’in büyük annesi ile birlikte kadınların onu gezmeğe götürdüklerini söylediler. Mevlana Şems fena halde kızdı. Kimya Hatun eve gelince hemen boynu tutuldu. Kuru odun gibi hareketsiz kaldı. Üç gün feryat figan edip öteki dünyaya göçtü.
Mevlana Şems de Kimya Hatunun ölümünden yedi gün geçtikten sonra tekrar Şam’a gitti.
*

1247 - Sultan Veled'in Şam'a (=Dımaşk) 20 kişilik bir ekiple gidip bulduğu Şems-i Tebrizi'ye tekrar Konya'ya geri dönmesi için ricası ile Şems-i Tebrizi ile birlikte Konya'ya dönmeleri
Şemseddin’in Şam’da uzun süre kalması Hz. Mevlana’yı çok üzüyordu. Onun bu üzüntü ve ıstırabını gören dostları devamlı olarak halvetten ayrılmayan, toplumla ilişkisini kesmiş ve sağlık durumu bozulmuş olan Mevlana’yı tekrar eski hayatına ve neşesine kavuşturmak için çareler aradılar, yaptıklarına pişman olduklarını söylediler, özür dilediler. Bunun üzerine Mevlana, Şems’e çok içli ve özlü bir mektup yazdı. Ona şu anlamdaki gazeli de ekledi:
"Başlangıcı olmayan zamandan beri diri, yaratıcı, kudretli, bütün varlıkları ayakta tutan ulu Allah’a ant içerim ki onun nuru, yüzbinlerce sır açıklansın diye aşk ışıklarını parlattı. Onun eşi ve benzeri olmayan hükmü ile cihan aşk ile âşıklarla, hâkim ve mahkûmlarla doldu. Şems-i Tebrizî’nin tılsımlarıyle, büyüleriyle onun akla hayret veren hazinesi gizlendi. Senin ayrıldığın günden beri ağzımın tadı bozuldu, mum gibi erimeye başladım. Cemalinden uzak düşünce beden bir virane, can da o viranenin baykuşu oldu. Aman ne olur, yine dizginleri bu tarafa çevir! Aşk filinin hortumunu yine şahlandır; akşamım seninle aydın bir sabah gibi olsun Ey Şam’ın, Ermen ve Rum ülkesinin kıvancı sevgili!"
Hz. Mevlânâ bu mektubu yazdıktan sonra büyük oğlu Sultan Veledi, yirmi nefer atlı, birkaç yük değerli hediye, altın ve gümüş armağanlarla Şemseddin’i tekrar Konya’ya getirmek üzere Şam’a gönderdi. Söylediklerine göre iki bin dinar altını Şems’in pabucu içerisine doldurarak onu Konya tarafına çevirmesini de Sultan Veled’e tembih etti. "Benden selâm götür, âşıkane secdeler et. Şam’a girer girmez Salihiye semtinde meşhur bir han vardır oraya git..." dedi. *

Salihiye denilen bir kervansarayda Şems’i bulan Sultan Veled, bir hayli rica ve ısrarda bulunarak, nihayet onu birlikte Konya’ya dönmeğe razı etti. Şems’i kendi atına bindirip, kendisi yaya olarak Şam’dan Konya’ya kadar geldi. Yolda, Şems onu ata bindirmek istedikçe “Şah atlı, köle atlı, böyle şey olur mu?” diye bu teklifi kabul etmedi. Ve böylece Şam’ın kapısından, Konya’ya kadar o padişahın hizmetinde tam bir aşkla yaya olarak koştu.

Dönüş yolculuğu bir ay kadar sürer. Yolda müşahede ettiği binlerce olağan üstü şeyler ve kerametlerden sonra Zencirli Han’a ulaştıkları vakit bir dervişi önden gönderip (geldiklerini) Mevlana hazretlerine bildirdiler. Mevlana bütün sarıklarını, ferecelerini ve daha başka giydiği ne varsa müjde olarak bu müjdeyi getiren dervişe verdi. Bilginlerden, fakirlerden ve emirlerden fütüvvet erbabından ve daha başkalarından yüksek ve alçak tabakadan olanların onu karşılamaları için Konya’da: Mevlana Şems-i Tebrizi Hazretleri geliyor” diye münadada (bağırarak söyleme) bulundular. O kadar kadın ve erkek karşılamaya çıktı ki hesaba gelmez.
Mevlana ile karşılaşınca, her ikisi de nara atarak atın üzerinde kendilerinden geçtiler ve aşağı indiler. Birbirleriyle kucaklaştılar, uzun zaman kendilerinden geçti ve birbirlerine kutsal secdeler ettiler. Sultanın askerleri bayraklarını kaldırıp, nekkareler (mehter takımında olan büyük davul) çaldı, guyendeler nadir gazeller söyledi ve müritler sema yaparak ve dönerek sevinçler gösterdiler.

Şems Konya’ya gelince, Mevlânâ ve dostlarına Sultan Veledin bu hizmetini övmüş ve “Ulu Allah’ın bağışlarından iki şeyim var: Başım ve sırrım. Başımı içtenlikle Mevlânâ’nın yolunda feda ettim. Sırrımı Bahaeddin’e bağışladım. Eğer Bahaeddin’in ömrü, Nuh’unki kadar olsa ve bunun hepsini harcasa idi, bu yolculukta benden elde ettiği feyzi elde edemezlerdi. Kendisini sizin de ödüllendireceğinizi ve onun kâmil bir pir, büyük bir şeyh olacağını umuyorum.” sözleriyle Veled hakkında iltifatta bulunmuştur
Oğlunun, sevdiklerine karşı, bu türlü hizmetlerde bulunmasından çok memnun olan Mevlânâ, bir gün medresenin duvarına: “Bizim Bahaeddinimiz bahtlıdır. İyi yaşıyor ve rahatça ölecek.” diye yazmıştır.
Bu buluşmayı Bahaeddin Veled, iki denizin bir dalgaya dönüşmesi şeklinde yorumlar.
* ** ***

Detay Açıklama:
Eflâkî, Şems’ten aldığı bir mektuptan Dımaşk’ta olduğunu öğrenen Hz.Mevlânâ’nın Şems’e Arapça-Farsça dört manzum mektup gönderdiğini (metinleri için bk. Âriflerin Menkıbeleri, II, 283-286), Şems’in Dımaşk’ta yaklaşık bir yıl kaldıktan sonra Konya’ya döndüğünü, Hz.Mevlânâ’nın evlâtlığı Kimyâ Hatun ile evlendiğini, eşinin ölümünden yedi gün sonra Şâban 644’te (Aralık 1246) ikinci defa kaybolup Dımaşk’a gittiğini söyler (a.g.e., II, 218, 270-271). Eflâkî ve Sahih Ahmed Dede, Şems’in ikinci gidişinin ardından Mevlânâ'nın yirmi kişilik bir heyetin başında Sultan Veled’i gönderdiğini belirtir (a.g.e., II, 270-271, 277-279; Mevlevîlerin Târihi, s. 166). Sipehsâlâr ve Sultan Veled’e göre ise Şems Dımaşk’a bir defa gitmiş, Hz.Mevlânâ onu geri getirmek için Sultan Veled’i bir heyetle Dımaşk’a göndermiş (Risâle, s. 127-129; İbtidânâme, s. 56-60). Gölpınarlı Makâlât’a dayanarak Şems’in önce Halep’e gittiğini, Sultan Veled’in Dımaşk’a geldiğini öğrenince buraya intikal ettiğini ileri sürer (Mevlânâ Celâleddin, s. 79-80).
*

1247 - (6 Ay) - Hz. Mevlânâ ve Hz. Şems'in yakınlıkları sohbetleri
Şems Hazretleri İkinci olarak Konya’ya geldiği zaman tam altı ay medresenin hücresinde Mevlana Hazretleri ile sohbet ettiler. Onların arasında yemek, içmek ve insanlara özgü kazanç ve harç vaki olmadı.
Odalarına da Şeyh Selahaddin ve Sultan Veled’den başka kimse giremiyordu.
Onların mertebelerinin yüksekliği o dereceye çıkmıştı ki: “Tanrı sizden iman edenleri ve kendilerine ilim verilenleri derecelerle yükseltti” (Mücadele Sûresi 11) Ayetiyle buyurudan dereceler onların makamları yanında çok alçak kalırdı. *

Veled Hazretleri şöyle anlattı: Bir gün babam Hazretleri, Mevlana Şemseddin’in ululuğu ve şanı hakkında hadden aşırı metihlerde bulundu. Onun büyüklüğünden, derecelerinden, türlü kerametlerinden Tanrı’ya olan yakınlığından ve anlatılmayacak daha öyle garip hallerinden bahsetti ve o kadar şeyler söyledi ki bütün dostlar hayran kaldılar. Sonra şu beyti okudu: “Ayağı ruhların üstünde olan Şems-i Tebrizi’nin bastığı yere, ayağını değil başını koy.”
Ben de şeyhin herkesin içinde bana bulunduğu iltifatların verdiği sevinçle koşarak Şems’in hücresine gittim.
Başımı ayaklarına koydum. Mübarek elini öpüp yüzüme gözüme sürdüm, kendisine öyle aşk ve sevgi gösterdim ki, o da benim bu hareketlerimden hayrette kalarak: “Bahaddin! Sana ne oldu? Fazla lütuflarda bulunuyorsun. Gönlümü almak için sevgiler gösteriyorsun. Senin böyle dilenciye yaraşır bir harekette bulunduğun yoktu. Bu neden icap ediyor?“ dedi.
Ben de: “Babam, büyüklüğünüz hakkında o kadar söz söyledi ki, hepimiz deli olduk. Eğer bin sene ömrüm olsa ve başımın üzerinde döne-döne size kulluk etsem ve hizmetlerimin hepsi de kabul edilse, yine bu muhlis kulunuzun kalbinde layıkıyla hizmet edememekten dolayı ukde (eksiklik kalır)“ dedim.
Bunun üzerine Şems: “Mevlana’nın benim hakkımda buyurduğu doğrudur, doğru değildir diyemem. Fakat Tanrı’nın adına tekrar-tekrar yemin ederim ki, yüz binlerce benim gibi Şems-i Tebrizi onun büyüklük güneşi karşısında bir zerreden başka bir şey değildir.“ dedi.

Hz. Şems: Tanrı’ya yemin ederim ki ben, Mevlana’yı tanımaktan acizim. Bu sözümde hiç iki yüzlülük ve özenti yok ve bu, hiç tevil (ayrı bir mana taşımak) de götürmez. Bana her gün onun halinden ve fiilinden, dün mevcut olmayan bir şey malum oluyor. Siz, Mevlana’yı bundan daha iyi tanımaya çalışın ki, bundan sonra şaşkına dönmeyesiniz. Onun güzel yüzü ve güzel sözleriyle kanaat etmeyiniz. Onda bunların üstünde daha iyi bir şey arayınız. “Bu gün karşılıklı aldanma günüdür” (Teğabun suresi 9) buyurdu.
* **

Makalât kitabında Hz. Şems şöyle demiştir: Dünyanın hiç bir yerinde Mevlânâ’nın eşi ve benzeri yoktur. Bütün fenlerde, temel bilgilerde, din bilgisinde, gramer, sentaks, mantık ilimlerinde en büyük uzmanlarla kuvvetle konuşur, tartışır; onlardan daha üstün, onlardan daha zevkli, onlardan daha lâtiftir. Gerekirse, gönlü isterse, üzüntüsü engel değilse ve konunun tatsızlığı sebep olmazsa, hepsinden daha yetkili konuşur. Ben akıl yönünden bilinmesi gerekli bu bahislerde yüz yıl uğraşsam ondaki ilim ve hünerin onda birini elde edemem. Halbuki o kendisini bilmezlerden sanır ve öyle zanneder. Benim önümde, beni dinlerken, nasıl anlatayım, ayıptır söylemesi, babasının önüne oturmuş iki yaşında bir çocuk yahut müslümanlığa dair hiç bir şey işitmemiş dönme bir müslüman gibi öylesine utangaç bir hal alır. *

1247 - 8 Aralık Pazar - Şems-i Tebrizi'nin Kaybolması / Hakk'a Yürümesi (İbtidânâme, s. 62, 64)
Şems'in ortadan kaybolmasıyla ilgili Eflâkî iki rivayetten bahsetmektedir. Bunlar şöyledir:
Mevlâna otururken dışardan birisi Şems'i çağırır. Şems Mevlâna'ya beni ölüme çağırıyorlar der. Mevlâna “Yaratış ta O'nun, buyruk ta” ayetini okur. Şems çıkınca pusudaki yedi kişi, Şems'e bıçakla saldırır. Şems bir nara atınca yedisinin de aklı başından gider. Kendilerine gelince ortada birkaç damla kan görürler. Şems ise sırrolmuştur.
Diğer rivayette ise Şems şehit edilmiş ve bir kuyuya atılmıştır. Sultan Veled rüyasında Şems'i görmüş, Şems atıldığı kuyuyu haber vermiştir. Sultan Veled bazı dostlarıyla gidip onu kuyudan çıkartmış; gülsuyu, misk ve amber sürerek Mevlâna'nın medresesinde, medresenin mimârı Emir Bedreddin Gehertaş'ın yanına gömmüştür. Şemsin Celaleddinin Oğlu Alaeddin tarafından öldürüldüğünü iddia edenler de olmuştur. *

Rivayetler birbiriyle bağlantılıdır. Şems dışarı çağrılır bıçaklanarak şehit edilir. Kuyuya atılır. Bu hadise Mevlâna'dan saklı tutulur ve Şems bulunduktan sonra gizlice defnedilir. Mâkâmı Şems denilen zâviyede büyük bir kabrin keşfedilmesi de O'nun öldürüldüğüne delil olmaktadır.
*

Sultan Veled'in İbtidânâme isimli eserinde kaydettiğine göre, Şems kayboluşundan önce Sultan Veled'e şunları söylemiştir:
“Bu sefer öylesine gitmek istiyorum ki, hiç kimse benim nerede olduğumu bilmesin.
Aramakta herkes acze düşecek, kimse benden bir nişan bile bulamayacak
Böylece çok yıllar geçecek de gene kimse izimin tozunu bile göremeyecek
*

Hz. Mevlânâ, Şems-i Tebrîzî mahlaslı Dîvân-ı Kebîr’inde onu “şemsü’l-hak ve’d-dîn, bahr-i rahmet, hurşîd-i lutf, hüsrev-i a‘zam, nûr-ı mutlak” gibi vasıflarla övmüştür.

Ertesi gün Medresesindeki hücresinde dostunu ziyarete gelen Hz. Mevlânâ, Şems'in odasını bomboş bulunca dayanamadı. Bahar bulutları gibi yaş dökmeye başladı ve hemen Sultan Veled’in evine koştu. Yüksek sesle, "Kalk Bahaeddin kalk! Ne uyuyorsun? Kalk da şeyhini aramaya çık! Çünkü canımız yine onun güzel kokusundan yoksun kaldı" diye feryada başladı. Bir müddet ondan, o hakikat güneşinden bir haber beklediler. Ama hiç bir yerden ses çıkmadı.
Hz. Mevlânâ artık gece gündüz onun ayrılığını terennüm eden şiirler ve gazeller söylüyor; öte yandan da onu yine Şam taraflarında aramak için yolculuk hazırlıklarına girişiliyordu. *

Şems-i Tebrîzî’nin bu kayboluşundan kırk gün sonra Hz. Mevlânâ başına beyaz sarık yerine duman renkli bir sarık sarmış, Yemen ve Hint kumaşından bir ferecî yaptırmış ve ömrünün sonuna kadar bu kıyafeti kullanmıştır (Âriflerin Menkıbeleri, II, 269). Sultan Veled babasının aşkla şiirler söylemeye başladığını ve daima semâ yaptığını (İbtidânâme, s. 65, 69) söylemiştir
*

Şems-i Tebrîzî'nin Makâlât (Konuşmalar) adlı eseri bulunmaktadır

Makalât kitabı, Şemseddin-i Tebrizî’nin bazı meclislerdeki sohbetleri sırasında, Hz. Mevlânâ ile konuşurken aralarında geçen bahislerden, müritler ve inkarcılar tarafından sorulan sorulara verdiği cevaplardan derlenmiş bir eserdir. Kitaptaki cümle ve pasajların kesik ve dağınık olması da gösteriyor ki bu eseri Şems kendisi kaleme almamış, belki o anılar her gün müritler tarafından kaydedilmiş ve son derece bir tertip bozukluğu ile de derlenmiştir. Ama inkâr edilemez ki, bize Hz. Mevlânâ’nın özel yaşantısını, onun hayat hikayesini kapsayan bir çok gizli noktaları da gün ışığına çıkarmaktadır. *

? - Hz. Mevlânâ'ya Şems'ten yalan haber veren kişiye muamelesi
Bir süre sonra. Şems'in gitmesi muhtemel olan ülkelere adamlar göndermişti. Her tarafta onu sorduruyor, aratıyordu. Bunlar boş teselliydi; ama bunsuz yapılamıyordu. Yollar daima gözleniyor, daima bir müjdeciye hasret çekiliyordu. Bir kez: "Şems'i filan yerde gördüm" diyen kişiye Hz. Mevlânâ, üzerinde başında ne varsa bağışlamıştır. "Bu haber yalandı" diyene de hiç üzülmeden: "Ben yalan habere sarığımı, feracemi verdim. Haber doğru olsaydı canımı verirdim!" demiştir. *

1248 - Selahattin Zerküb'ün Halifeliği
Şeyh Selahaddin hazretleri, gençliğinde Mevlana’ya ulaşıp mürit olmadan önce Seyyid Burhaneddin Muhakkik-i Tirmizi’ye (Tanrı’nın rahmeti onun üzerine olsun) mürit olmuştu ve ona hizmet ederdi, daima onunla düşer kalkardı. Mevlana Hazretleri Seyyid’in müridi olduğu vakit, o da iradetini (Gönül isteğini) yenileyip Mevlana Hazretlerine mürit oldu ve Seyyid hazretlerinin "Söz fesahatini (güzel ve açık konuşma, iyi söz söyleme yeteneği), Mevlana Celaleddin’e verdim; Çünkü onun halleri çoktur, buna muhtaç değildir. Halimi de Şeyh Selahaddin hazretlerine bağışladım. Çünkü onun hiç söz söylemek hassası (özelliği) yoktur." ihsanlarına muhatap olmuştur. *
Mevlana Hazretleri, Şemseddin’i Tebrizi’yi aramaktan boşaldıktan (bulmaktan ümidini kesmek) sonra ve onun sırlarını kendi nefsinde görmeye başladıktan sonra Şeyh Selahaddin hazretlerini yanına aldı ve onu arkadaşlara başbuğ seçti, kendi halifesi, meclislerinin enisi (dost, arkadaş, yar, sevgili) ve halvetinin nedimi (sohbet arkadaşı) yaptı.
Arkadaşlar, bu şeyhin ve Mevlana’nın varlığından on sene zahmetsizce faydalar ettiler. Mevlana Hazretleri, hakkında çok inayet ve teveccüh gösterdiği Sultan Veled’i (Tanrı her ikisinin de sırrını kutlasın) daima velileri ağırlamaya teşvik eder ve Selahaddin’in hizmetinde kusurda bulunmamaya teşvik eder ve Selahaddin’in sohbetini kaçırmaması, onun sohbetine büyük bir gayretle devam etmesi hususunda tembihte bulunurdu. *
Hz. Mevlânâ: "Mademki Şeyh Selahaddin’imiz mübarek vücudu aramızda hazır bulunuyor, hepimizin sırlarını yakinen biliyor, o halde Cüneyd’in ve Beyazid’in nuru ve hatta biraz fazlası bizimle beraberdir“ buyurmuştur. *
Hz. Mevlânâ, Şeyh Salâheddin Zerkub'un annesini "Bizim Lâtife Hatun'un zatı, Tanrı'nın suret bağlamış lâtifesidir" diye övmüştür
*

                   1248'den 1254'e - VII. Haçlı Seferleri *


1249 - Hz. Mevlânâ'nın 2 (veya 3 veya 4) kez Şam'a seyahati ve Konya'ya dönmesi
Hz. Mevlânâ bir müddet sonra aldığı haber üzerine Şems’i bulma umuduyla Şam’a gitmiş, ancak bulamadan geri dönmüş, birkaç yıl sonra tekrar gitmiş, aylarca aradığı halde yine bulamamış, Konya'ya geri dönmüştür.
Kırk gün tamam olup geçtikten sonra, Hüdevendiğar Hazretleri, içindeki ateşinden ve miskin kıskançların kinini, dinsiz, itikatsız düşmanların gürültüsünü dindirmek için, Çelebi Hüsameddin hazretlerini ulu müritlere vekil tayin edip Mevlana Şems’i aramak için, üçüncü defa Şam yolunu tuttu.
Bir seneden fazla veya daha az bir müddet Şam’da kaldı. Bütün Konya halkı ve Rum büyükleri Mevlana Hazretlerinin ayrılığından yanıp yakılınca hep birlikte Rum sultanı hazretlerine ve emirlere durumu arz ettiler. Mevlana’yı davet için değerli bir mektup yazdılar, bütün bilginler, kadılar, emirler ve Rum ülkesinin ileri gelenlerinin hepsi imzaladı. İkbal sahibi haberciler göndererek onun dönüp gelmesini istediler.
Yüz binlerce ağlayıp sızlama ve tezellülle onu kendi vatanına ve aziz babasının türbesine dönmeye davet ettiler. Bunun üzerine Mevlana Hazretleri, Muhammed’e yaraşır huyu sebebiyle bu davete icabeti vacip gördü ve halkı dine davetle meşgul oldu. Her ne kadar Mevlana Hazretleri, Şems’i maddeten Şam’da görmedi ise de, manen onun yüceliğini ve daha başka bir şeyi kendi içinde buldu ve daima kendisiyle âşıklık etti. *

Sipehsâlâr Menakibi yazarı Feridun Ahmed'in aktarmasıyla: Bu sefer sırasında Hz. Mevlânâ şu gazeli inşad buyurmuştur:
"Biz Şam’ın âşığı başı dönmüş sevdalısı ve Şam delisiyiz. Şam sevgilisine can vermiş, gönül bağlamışız. Rum Ülkesinden Şam tarafına, yârin yurdu olan Şam’a koşuyoruz; onun akşam karanlığı gibi siyah kâküllerinden Şam’da tazeleniyoruz. Salihliye dağında bir mücevher madeni var ki, onu aramak için Şam denizinde boğulmuşuz. Eğer Tebriz’in Hak güneşi Şemseddin oradaysa Şam’ın kulu kölesiyiz; hem de ne mutlu bir kul ve köleyiz." *

Hz. Mevlânâ, Şems'in kaybolması ile ilgili:
"Beden bakımından ondan uzağız amma cansız bedensiz ikimiz de bir nûruz. İster onu gör ister beni. Ey arayan kişi ben o'yum o ben." demiştir.
*
Nitekim Hz. Mevlânâ, Konya’ya dönüşünün ardından Şems kendisine sorulduğunda,
“Şems-i Tebrîzî sadece bahanedir, güzel ve latif olan biziz” şeklinde cevap vermiştir (Eflâkî, II, 282) *

Detay Açıklama :
Sultan Veled’e göre Hz. Mevlânâ bu dönemde iki defa, Eflâkî’ye göre üç defa, Fürûzanfer’e göre dört defa Şam’a yolculuk yapmıştır.
*

                   1250-1517 - Memlûk Sultanlığı (Kölemenler Devleti) *
                   1279 Memlûk Devleri (1)
1251 - Hz. Mevlânâ'nın uğrağı Konya Karatay Medresesi inşa edildi
                   1256-1335 - İlhanlılar (İlhanlı) Devleti - Cengiz Han'ın torunu Hülagû Han tarafından, merkezi Tebriz olan Moğol Devleti *
                   İlhanlılar
                   1256 - İlhanlı Hülagü Han Alamut kalesi Assassin aldı, Batu Han'ın kardeşi Berke İslam'ı kabul etti


? - (1254/57 civarı olabilir) - Sultan Veled'in Selahattin Zerküb'ün kızı Fatma Hatun ile evlenmesi
Hz. Mevlânâ'nın "benim sağ gözümdür" diye övdüğü Fatma Hatun, Hz. Mevlânâ’nın evinde büyümüş, okuyup yazmayı Hz. Mevlânâ'dan öğrenmiştir. Fatma Hatun dindar, faziletli ve kerametler gösterecek kadar ermiş bir kadındır.
Sultan Veled, ilk eşi Fatma Hatun (Kirake Hatun)'un (Mutahhara Âbide ve Şeref Arife'nin annesi) Hakk'a yürümesinden sonra; cariyeleri Nusret Hatun'la (Âbid Çelebi'nin annesi) ve Sünbüle Hatun'la (Emin Zâhid ve Çelebi Vâcid'in annesi) evlenmiştir.

Selahattin Zerküb'ün diğer kızı Hediye Hatun'u da Hz. Mevlânâ "Benim sol gözümdür" diye övmüş, uğrunda herşeyini bağışlayan Selahattin Zerküb'ün kızı Hediye Hatun'u da çeyiz namına hiçbir şeyi yokken Hz. Mevlânâ himmetleri ile evlendirmiştir.
* **

? - (1257 ? ) - Mutahhara Hatun (Sultan Veled'in Fatma Hatun'dan büyük kızı) Doğdu
Hz. Mevlânâ tarafından Âbide sıfatıyla şereflenmiştir *

? - Şeref Hatun (Sultan Veled'in Fatma Hatun'dan küçük kızı) Doğdu
Hz. Mevlânâ tarafından Arife sıfatıyla şereflenmiştir *

         1257 - Şeyh Sadi Şirazi Bostan kitabını yazmayı bitirdi

                   1257-58 - İlhanlı (Moğol) Hülagü Han, Abbâsî halifeliğinin merkezi Bağdat'ı aldı, yakıp yıktı.


1258 - Şeyh Sadi Şirazi Gülistan kitabını yazmayı bitirdi (daha sonra kitabını Hz. Mevlânâ'ya sunmuştur)
Şeyh Sadî, "Gülistan" adlı eserini yazdıktan sonra Konya'ya gelmiş, Mevlâna'yı ziyaret ederek, eserinin bir nüshasını takdim eylemişti. Ertesi günü Şeyh Sadî, eseri hakkında Mevlâna'nın fikrini sormuş. Mevlâna'da: "Binemek..." yani, "tuzsuz" demişti. Sadî'nin yüzünde bir hüzün belirmiş, "Nasıl olur?" der gibi yaşlı gözlerle Mevlâna'ya bakmıştı. Mevlâna sözüne bir kelime daha eklemiş: "Helvaest.." yani, "helvadır" demiş, tuzsuz ama helva gibi tatlıdır, helvaya tuz atılmaz, demek istemişlerdi. Şirazlı Şeyh Sadî, bu sözlerden memnun olmuş. Hz. Mevlâna'nın ellerini öpmüştür. * **

1258 - 29 Aralık Pazar - Şeyh Selahattin Zerküb Hakk'a yürüdü
Şeyh Selahaddin Hazretleri, tam on yıl devamlı olarak Mevlana Hazretlerinin sohbetinde bulundu. Onun doğru bir halife ve emin bir arkadaşı idi. Ömrü sona ereceği günlerde sıhhati bozuldu, birdenbire mübarek mizacı değişti, güzel vücudunu zayıflık kapladı ve gittikçe de bu zayıflığı artıyordu. Hudavendiğar Hazretleri ona geçmiş olsuna gidiyor, mübarek başı ucunda oturup garip sözler ve acayip sırlar anlatıyordu. Ondan sonra Şeyh Selahaddin: “Bana müsaade et de büyük bir sevinçle bu dünyadan göçeyim“ dedi. Mevlana onun bu ricasına hemen icabet edip üç gün iyadetine (ziyaretine) gitmedi ve mübarek eliyle şu birkaç kelimeyi yazıp gönderdi: Gönül sahibi ve gönül sahiplerinin sahibi, dünya ve ahretin Kutbu olan Selahaddin’i (Tanrı onun gölgesini uzatsın), bu kadar zamandan beri mübarek tırnaklarında bulunan bir maddeden şikâyet eden Selahaddin’i bu mektupla anarım. Yüce Tanrı ona afiyet versin, çünkü bütün müminlerin afiyeti onun şifa bulmasındadır. O benden daha yaşlı olduğu halde bine bedel olan biridir. Böylece Şeyh Hazretlerine göçme zamanının geldiği malum oldu. Tam bir huzur, istek ve İbrahim Peygambere yaraşır bir teveccühle cesetler âleminden (Dünya) ruhların mekânsızlık âlemine göçtü ve can maksuduna, gizli sevgiliye ulaştı.
Mevlana Hazretleri hemen gelip başını açarak feryatlar kopardı, heyecanlar geçirdi. Beşaretçi (Müjde beyitleri okuyan) ve nekkareleri (Dümbelek çalanları) getirmelerini emretti. Halktan bir kıyamettir koptu. Guyendelerden (Güzel sesli söyleyiciler) bir bölük, cenazesinin önünde yürüyor, ulu arkadaşlarda cenazeyi taşıyorlardı. Hüdavendigar Hazretleri, Baha Veled’in (Babası) türbesine dönerek, sema ederek gitti. Dostlar guyendeler ve nakkarecilere o kadar elbise ve fereci verdiler ki anlatılamaz. Selahaddin tam bir azametle Sultan-ül- ulema Baha Veled’in türbesi civarına gömdüler. (Tanrı onların sırlarını kutlasın ve onların iyiliği ile bizi feyizlendirsin)
*

? - Çelebi Hüsameddin'in Halifeliği
Gençliğinde iyi bir tahsil gören Çelebi Hüsameddin, Konya'da birkaç yüksek medresenin öğretmenliğini de yapıyordu. Mevlânâ'nın aşk ve gönül zincirine bağlandıktan ve bu zincirin sağlam bir halkası olduktan sonra, O'nun mânevi terbiyesi altında pişmiş, "Hâmil-i esrarı ve haznedar-ı maârifi" olmuştu. Hz. Mevlânâ, O'nu "Hale ziyası, Hak nuru, ruh cilâsı, dinin ve gönlün hüsamı cömert Hüsameddin" gibi vasıflarla övmede, Şems'ten ve Selâhaddin'den boşalan seçkin mevkiye oturtmadadır. Öyle ki Hz. Mevlânâ, onsuz bir yere gitmez, onsuz konuşmaz, neşelenmezdi. Şems, bu kerre de Hüsamedin'de tecelli etmişti. Hz. Mevlânâ bütün sevdiklerini O'nda, O'nun yakınlarında buluyor, görüyordu.
Bir gün Çelebi Hüsameddin'in bağında otururken, yanındakilere Şems'ten bahsetmiş ve onu övmüştü. Mecliste bulunan müderris Bedreddin, Şems'i göremediğine üzüldüğünü belirtince, Hz. Mevlânâ Hüsameddin'i kasdederek: "Şems'e erişemediysen, öyle birisine eriştin, öyle birisine kavuştun ki saçının her telinde yüz binlerce Şems asılı..." demiş ve heyecanlanarak semâ'a başlamıştı.

Çelebî Hüsâmeddîn Şafiî mezhebindendi. Hz. Mevlânâ’ya hayranlığından, her haliyle onunla ve ondan olmak istediğinden bir gün Hz. Mevlânâ’nın huzûruna gelerek: “Hudâvendigârımız Hanefî olduğu için ben de bugünden sonra Hanefî mezhebine girmek istiyorum” der. Hz. Mevlânâ, Çelebî Hüsâmeddîn’e: “Hayır, hayır, uygun olan kendi mezhebinde kalman ve onu gözetmendir; fakat bizim yolumuzda yürü ve halkı, bizim aşk caddemize doğru yönelt.” buyurmuştur.
*

1259 - Hz. Mevlânâ'nın söyleyip Çelebi Hüsameddin'in yazdığı Mesnevi'nin (Mesnevî-i Ma’nevî) yazımına başlandı *
Kuran’ın sırlarını açıklayan Mesnevî’nin yazılmasına sebep şu oldu:
Bir gün bütün mahlukat arasında Tanrı’nın halifesi ve hakikat yolunun yolcusu, Hak ve dinin kılıcı (Hüsameddin) (Tanrı onun sırrını kutlasın), bir gece Mevlânâ’ya gelerek onunla baş başa kaldığı sırada baş koyup dedi ki:
"Gazel divanları çoğaldı. Bunların sırlarının nurları deniz ve karaların; doğu ve batının her tarafını kapladı. Tanrı’ya hamd ve minnet olsun, bütün söz söyleyenler, bu sözlerin yüceliği karşısında şaşakaldılar. Eğer Hakîm-i Senâî’nin İlahi-name’si tarzında ve Mantıku'l-tayr’ın da vezninde bir kitap yazılsa, bu, bütün insanlar arasında hatıra olarak kalır, aşıkların ve dertlilerin can arkadaşı olur. Bu son derecede büyük bir merhamet ve inayet olacaktır. Bu kulunuz da ister ki, değerli dostların yüzlerini sizin kutlu yüzünüze çevirip başka bir şey ile meşgul olmasınlar. Artık bundan sonrası, Hudavendiğar’ın lütuf ve inayetine kalmıştır."
Bunun üzerine Mevlana, hemen mübarek sarığının içinden külli ve cüzi bütün sırları açıklayan bir cüz çıkarıp Çelebi Hüsameddin’e verdi. Bunda Mesnevi’nin başında bulunan on sekiz beyit yazılı idi.
Bundan sonra Mevlana, Hüsameddin Çelebiye:
“Bu fikir sizin mübarek kalbinize gelmeden, böyle manzum bir kitabın yazılmasını ve parlak mana incilerinin delinmesini gayp ve şahadet âleminin bilgini rahman ve rahim olan Tanrı gayb âleminden kalbime ilham etmişti. Şimdi gel, kendi himmetinin semasının yüceliklerinde uçabildiğin kadar uç ve tamamıyla Muhammed’e uyarak hakikatler miracı tarafına bir yürüyüver, bizim iç âlemimiz, senin ahengine uysun, harekete gelsin, bu manaların kelimelerini nazıma başlasın“ buyurdular. *

Hz. Mevlânâ’ya göre, hakikatler memesinden, manalar sütünü emip çıkaran Çelebî Hüsâmeddîn’dir. Mesnevî’sinde bu manaya işaretle şöyle der:
“Bu söz, can memesinde süttür. Güzel bir emen olmadıkça akmıyor. Dinleyen susuz ve arayıcı olursa, vaaz eden ölü bile olsa söyler. Dinleyen yeni gelmiş ve usanmamış olursa dilsiz bile, yüz dilli kesilir. Kapımdan içeri namahrem girince, harem halkı, perde arkasına girer, gizlenir. Zararsız ve mahrem birisi gelince de, o kendilerini gizleyenler yüzlerindeki örtüyü açarlar. Neyi güzelleştirler, hoş bir hale getirip, bezerlerse; gören göz için, güzelleştirirler, süsleyip püslerler. Çengin, zîr (en ince) ve bam (en kalın) nağmeleri, nasıl olur da sağır kulak için terennüm edilir? Allah, miski beyhude yere güzel kokulu yapmadı. O güzel kokuyu, koku duyan için yarattı; koku almayan için değil.”

Hz. Mevlânâ’nın kırk yıl samimiyetle hizmetinde, sohbetinde bulunan Sipehsâlâr, Risâlesinde, Çelebî Hüsâmeddîn’in değerini şu cümlelerle belirtiyor: “Hakikatte Hudâvendigâr hazretlerimizin tam mazharı Çelebî Hüsâmeddîn idi ve bütün Mesnevî-i Şerîf onun ricası ile yazılmıştır. Bütün tevhid ve aşk ehli, kendilerine bahşedilen, Mesnevî’nin yalnızca yazılması hususunda, kıyamete kadar Çelebî Hüsâmeddîn’e teşekkür etseler, yine şükran borçlarını ödeyemezler.”
*

                   1260 - Memlük Sultânı Kutuz ve komutanı Baybars, Ayn Calut Muharebesi'nde İlhanlı (Moğol) Hülâgu Hân'ın ordusunu büyük bir bozguna uğrattı *


1262 - Hz. Mevlânâ'nın küçük oğlu Alaeddin Çelebi Hakk'a yürüdü
Hz. Mevlana: “Bahaeddin’i bizim neslimizin devamı için, bir müddet dünyada saklayacaklar. Fakat Alâeddin’i çok dünyada tutmayacaklar, yakın zamanda götürecekler” buyurdu ve hakikaten Mevlana Şems’i olayından sonra hastalanıp öldü ki Şems Hazretlerinin öldürülmesi ile ilgilidir.
Sultan Veled Babasının bütün sözlerini nadir misaller eşi olmayan teşbihlerle (benzetmelerle) açıkladı. "Çocuk babasının sırrıdır” Hadisi Sultan Veled için varit (gelen) olmuştur. Alâeddin’in de çocukları olmakla beraber, onlarda bu mana, bu nur yoktu.
*

                   1265 - II. Gıyaseddin Keyhüsrev'in ölümünden sonra iç kargaşalıklardan faydalanan İlhanlı (Moğol) kumandanı Baycu Anadolu'ya yürüdü. Selçuk ordusu yine bozuldu.
                   Gıyaseddin'in hapisteki oğlu IV. Rükneddin Kılıçarslan tahta çıkarıldı. Muineddin Süleyman pervanelik makamına getirildi.
                   Moğollar uzun bir müddet Anadolu'da kaldıktan sonra giderlerken Selçuk padişahlarının mezarları bulunan kaleden başka bütün kaleleri yıktılar.

                   1265 - Moğollardan sonra Anadolu'da yine kardeş kavgaları başladı. Muineddin, saltanattaki Rükneddin'i öldürttü, İzzeddin Bizans'a kaçtı. Rükneddin'in oğlu III. Gıyaseddin Keyhusrev'i tahta çıkardı.
                   1266 - İlhanlı (Moğol) askerleri Halep şehrine hücum etti


1268 - Mesnevi'nin (Mesnevî-i Ma’nevî) yazımı sona erdi

? - Hz. Mevlânâ'nın idam edilmekte olan bir Rum'u kurtarması
Mevlana Hazretleri birkaç dostla birlikte at pazarı kapısından çıkmış, Sultan-ül, Ulema Bahaddin Veled’in mezarını ziyarete giderken sayısız insanların bir sahsın etrafında toplandıklarını gördüler. Bu kalabalık içinden birkaç genç ileri koştu ve “Allah aşkına birini idam ediyorlar. Mevlana Hazretleri şefaat etsin. O bir Rum dur ve taptaze de bir gençtir” diye feryat etti.
Mevlana “o ne yapmıştır” diye sordu. Onlar “ birini öldürmüştür, kısas yapıyorlar” dediler. Bunun üzerine Mevlana ilerledi. Bütün cellâtlar ve şahneler (polisler) baş koyup uzakta durdular. Mevlana mübarek ferecesini idam edilecek adamın üzerine örttü.
Şehrin şahnesi (Emniyet müdürü) İslam sultanına durumu arz etti. Sultan “Mevlana hâkimdir, bir şehri istese ve bütün bir şehre şefaat etse buna nail olur. Hepsi ona feda olsun. Bir Rum nedir ki.” dedi.
Arkadaşlar Mevlana’nın kurtardığı bu Rum’u alıp hamama götürdüler. Hamamdan çıkarıp medreseye getirdiler. Nihayet Mevlana’nın elinde Müslüman oldu. Hemen o anda onu sünnet ettiler ve büyük bir sema yaptılar. Mevlana Hazretleri “ adın nedir” diye sordu. O da “Siryanus” dedi. Mevlana “O halde bugünden sonra ona Alâeddin Siryanus deyiniz” buyurdu.
Nihayet o hazretin hayat veren inayat nazarının (yardım eden bakışının) bereketi sayesinde Alaaddin Siryanus o dereceye geldi ki, ulu şeyhler ve hayırlı bilginler onun ilerlemesine ve marifetlerini anlatmasına şaştılar. Onun latifelerinden hayrette kaldılar.
*

? - Hz. Mevlânâ'nın fahişelikten kurtarması
Sahib Isfahanı’nın hanında fahişe bir kadın vardı. Çok da güzeldi. Yanında da alıştırdığı birçok kız vardı. Bir gün Mevlana bu hanın önünden geçiyordu. Bu kadın handan çıkıp koştu, baş koyup Mevlana’nın ayaklarına kapandı. Son derecede yalvarıp yakardı ve saygılarını sundu.
Mevlana “Rabia! Rabia! Rabia” diye üç defa bağırdı.
Bu kadının emrinde çalışan kızlar da bunu görünce hepsi birden dışarı fırlayıp Mevlana’nın ayağına kapandılar.
Mevlana “Ne de büyük pehlivanlar, ne de büyük pehlivanlar! Eğer siz bu yükleri ve zahmetleri çekmemiş olsaydınız, bu kadar nefs-i levvame (Kötülük sonrası azap verici istekler) ve emmereyi (Çok zorlayan istekler) kim yenerdi? İffetli ve namuslu kadınların iffet ve namusları nasıl anlaşılırdı?” buyurdu.
Mevlana’nın bu sözlerini işiten devrin büyüklerinden biri “Mevlana gibi büyük bir adamın, bir genelevin fahişeleriyle böyle ilgilenmesi ve onlara böyle iltifatlarda bulunması manasızdır “ der.
Bunu duyan Mevlana “Bu kadın olduğu gibi hareket ediyor ve olduğu gibi riyasız (ikiyüzlü olmadan) görünüyor. Eğer sen de erkeksen onun gibi ol ve iki renkliliği bırak. Eğer için dışın bir olması için ikiyüzlülüğü ve iki renkliliği bırak. Eğer için dışın bir olmazsa işin batıldır ve boştur “ buyurdular.
Sonunda bu güzel kadın, Rabia-ı Adiviye gibi tövbe ederek emrinde bulunan kızları azletti (serbest bıraktı). Evini eşyasını fakirlere dağıttı, ahret kadınlarının talihlileri arasına geçti ve Mevlana’ya mürit olup çok hizmetlerde bulundu. *

O muhitten bir kadın olan ve harp müzik aleti çalan çengi Tavus Hanım'a da Hz. Mevlânâ himmet etmiş ve mübarek sarığından bir arşın miktarı kesip veremiştir. Aynı gün, sultanın hazinedarı Şerefeddin o hana uğramış, Tavus hanıma aşık ve hayran olmuştur. Zifaf gecesi ondan “Şimdiye kadar sende bu güzellik ve dilberlik yoktu. Bu günlerde seni zamanın Rabia’sı ve Züleyha’sı gibi görmemin sebebi nedir? Bundan evvel olduğun gibi değil misin? Bu güzellik ve süs sana nereden geldi?" diye sordu. Hanım Mevlana’nın kendisini şereflendirdiğini söyledi ve başına bağladığı Mevlana’nın vermiş olduğu sarık parçasını ona gösterdi. Hazinedar memnun olup Mevlana Hazretlerine teşekkürlerini sundu ve mürit oldu. Nihayet Tavus-i Çengi’nin durumu o dereceye vardı ki, Konya’nın hurileri ve kuddus (Temiz, pak) âleminin nurlu güzelleri onun müridesi oldular. Tavus hanım onların arasında açık kerametler gösteriyor, insanların kalplerinden haber veriyordu. Bu hanım bütün cariyelerini azat edip evlendirdi ve nihayet o mübarek han da Müslümanların hamamı oldu. Şimdi orası meşhur (Nakışlı hamam) derler.
*

Detay Açıklama:
Yukarıdaki bu üç örneği (Siryanus, Rabia Hanım ve Tavus Hanım) vermekten murat, Hz. Mevlânâ'nın güneşi kıskandıracak rahmet ve hikmetlerinin sonsuzluğundan bu aciz sayfada da belki sadece bir koku verebilmektir

                   1268'den 1270'e - VIII. Haçlı Seferleri *
                   1271'den 1272'ye - IX. Haçlı Seferleri *
                   1271 Dokuzuncu Haçlı Seferi Prens Edward'ın harekat haritası (1)


1272 - 7 Haziran Salı (Öğle vaktinden 2 saat sonra) - Ulu Arif Çelebi (Emir Celâleddin Feridun) Doğumu [8 Zi’lk’ade 670]
Sultan Veled'in, Fatma Hatun (Kirake Hatun)’dan on iki veya on üç çocuğu dünyaya gelmiş; ancak hepsi de birkaç aylıkken vefat etmişlerdir. Hz. Mevlânâ Ulu Arif Çelebi'ye gebe iken "Bu mekân merkezine (Konya), gurbet âleminden gelen bir lâmekân konuğu (Mekâna ihtiyacı olmayan) çok latif, şerif ve büyük candır (Çelebi Arif’in ruhu)" diyerek bu doğumu müjdelemiş ve annenin gönlünü rahatlatmıştır.
Ulu Arif Çelebinin doğumundan sonra bir gün Mevlana Hazretleri Sultan Veled’e: "Bahaeddin! Ben bu çocukta yedi velinin nurunu görüyorum, Yüce Tanrı, nurları onun canına yoldaş etmiştir.” dedi.
Sultan Veled baş koyup: “Bu nurlar içinde sizinki de var mıdır?” dedi.
Mevlana: “Evet, bizimki de, yani Baha Veled, Seyyid Burhaneddin, Şems-i Tebrizi, Şeyh Selahaddin, Çelebi Hüsameddin, Benim ve Veled’in nurları… Hakikaten bizim Arif’imiz kutupların nurlarını nefsinde toplamıştır. Akıllıların ruhlarının sevgilisidir. Şimdi bunun adı Feridun olsun. Bu onun anne babasının (Dedesinin) adıdır. Fakat siz ona Emir Arif diye hitap ediniz. Çünkü Baha Veled, beni Hüdavendigar diye çağırıyor, adımı hiç söylemiyordu. İşte bu benim manevi hediyem ona lakap olsun. Yani adını Celaleddin Emir Arif diye yazsınlar” buyurdular
6 aylıkken Ulu Arif Çelebi'yi beşikte gören Hz. Mevlânâ beşiği yanına istemiş ve O'na “Arif, Allah, Allah de” buyurdu. Hemen söylemek ve yaşamak hassasını veren Tanrı’nın dile getirmesiyle İsa’nın dili fesahatle “ Allah” demeğe başladı. Öyle ki dostların hepsi bunu işitip feryatlar kopardılar ve büyük bir kısmı bu halin dehşetinden bayıldı. Emir Arif bunu üç defa tekrar etti. Sonra Mevlana onun mübarek ağzına öpücükler kondurdu. Onu arifler kabilesinin kıblesi yaptı ve: “Bu günden sonra bizim Arif’imiz tam bir şeyhtir ve baş olmaya ve başbuğluğa layıktır ve beşikten mezara kadar olgunlaşacaktır“ dedi. * ** ***

Hz. Mevlânâ'nın “Arif’e öküzcülük edilebilir” sözü ile Çelebi Hüsameddin'le birlikte küçük bir arabayla Ulu Arif Çelebi'yi bir iki defa medresenin avlusunu dolaştırmaları da şahanedir.
*

1273 - 17 Aralık Pazar - Hz. Mevlânâ Hüdâvendigar Hakk'a yürüdü - Şeb-i Arûs - (Konya) [5 Cemaziyelahirin 672]
Her dinden insanlar, ellerinde kutsal kitapları, ayetler okuyarak feryad ediyordu. Müslümanlar kalabalığı dağıtmak için bunlara: "Bu merasimle sizin ne ilginiz var? Bu sultan bizim dinimizin imamıdır" Deyince; onlar: Biz; Mûsâ`nın, İsa'nın ve bütün peygamberlerin hakikatini onun açık sözlerinden anladık ve kendi kitabımızda okuduğumuz olgun peygamberliğin tabiat ve hareketlerini onda gördük. Siz Müslümanlar, Mevlânâ`yı nasıl devrinin Muhammed'i olarak tanıyorsanız; biz onu, zamanın Mûsâ'sı ve İsâ'sı olarak biliyoruz. Siz nasıl onun muhibbi iseniz, biz de bin şu kadar misli daha çok müridiyiz nitekim kendisi buyurmuştur. "Yetmiş iki millet sırrını bizden dinler. Biz, bir perde ile yüzlerce ses çıkaran bir neyiz" Mevlânâ Hazretleri'nin zâtı insanlar üzerinde parlayan ve onlara inayette bulunan hakikat güneşidir. Güneşi, bütün dünya sever. Bütün dünya onun nuruyla aydınlanır" dediler. Bir Rum Keşişi de: "Mevlânâ; ekmek gibidir. Hiç kimse ekmeğe ihtiyaç duymamazlık edemez. Hiç ekmekten kaçan bir aç gördünüz mü?"der. Bu mahşeri kalabalıkta sabahleyin yola çıkan cenaze alayı ancak karanlık bastıktan sonra mezarlığa ulaştı.
Çelebi Hüsâmeddin, vefâtına yakın Mevlânâ'ya namazını kimin kıldırmasını istediğini sorar. O da: “Şeyh Sadreddin hepsinden evlâdır”, der.
Şeyh Sadreddin hazretleri, Mevlana Hazretlerinin cenaze namazını kıldırmak için ilerlediği vakit birdenbire ona bir hıçkırık gelip kendinden geçti. Ululardan bir gurup durumu ondan sordular. Sadreddin “Namazı kıldırmak için ilerlediğim vakit, yüce meclis meleklerinin önümde sıra ile dizildiklerini, peygamber hazretlerinin tecessüm (görünür olmuş) etmiş ruhunun da Mevlana’yı ziyarete gelip onun namazını kılmakla meşgul olduğunu gördüm. Gökteki meleklerin hepsi mavi giyinmiş ağlıyorlardı” dedi. Sipehsâlâr bu manzara karşısında Sadreddin'in iyice kendini kaybettiğini, bunun üzerine imâmete Kadı Sirâceddin'in geçerek Mevlânâ'nın namazını kıldırdığını kaydeder.
* ** ***

Hz. Mevlânâ'nın Dîvân-ı Kebîr (Divan-ı Şems-i Tebrizi), Mesnevî (Mesnevî-i Manevî veya Hüsami-name) , Fîhi Mâ Fîh, Mektubat (Mektuplar) ve Mecalis-i Seb'a adlı eserleri ve Rubaileri bulunmaktadır


1273 - Çelebi Hüsameddin'in Hz. Mevlânâ postuna oturması
Eflâkî'nin anlattıklarına göre; “... ölümünün yakınlaştığı günlerde, şehrin bütün imamları ve zamanın bütün şeyhleri Mevlânâ'yı ziyarete gelerek böyle bir devletten mahrum olacaklarından ötürü ağlayıp sızlamışlar, aralarından biri: “Mevlânâ'nın halifeliğine kim yakışır ve buna kim uygun” diye sormuş, bunun üzerine Mevlânâ: “Hakk'ın Halifesi, zamanın Cüneyd'i, bizim Çelebi Hüsameddinimizdir” demiş, bu soru-cevap üç kez tekrarlanmış, dördüncü defasında: “Bahaeddin Veled için ne buyuruyorsunuz? diye sormuşlar, Mevlânâ'da “O, pehlivandır, vasiyete muhtaç değildir” demiştir.
Eflâkî, bu olayı şöyle yazmaktadır: “Hazret-i Mevlânâ’nın ölümünden yedi gün sonra, Hüsameddin Çelebi, Hazret-i Sultan Veled’in huzuruna gelerek ona, babasının yerine geçmesini teklif etti. Hazret-i Veled: "Şah’ın vasiyeti olduğu gibi hilâfet ve taht sizindir" dedi ve Çelebi’nin elini öptü. Böylece onbir sene onu babasının yerinde görmüş, mürşîd bir halife bilmiş ve tam bir samimiyetle ona mürîdlik etmiştir.
Sultan Veled de bunu İbtidanâme’sinde şöyle anlatmıştır: “Onun zamanında bizim halifemizdin, bundan sonra da hiçbir değişiklik olmayacak. Sen, bir imam gibiydin, biz de imama uyanlardık. Biz, Şah’tan böyle öğrenmiştik. Sen bizim eninde sonunda halifemizsin ve her iki âlemde şeyhimiz ve rehberimizsin. *

Mevlana’nın daima âdeti şöyle idi: Emirler, melikler, şehrin büyükleri ve zengin müritler vasıtasıyla gayb âleminden dünyalık ne gelirse bunları hemen Çelebi Hüsameddin’e gönderirdi. İşlerin idaresini onun eline bırakırdı.
Bir gün emir Taceddin Mutez (Tanrı ona rahmet etsin), dostların ziyafet çekmeleri ve hayır etmeleri için, Aksaray’dan yedi bin dirhem-i sultani (Altın para) göndermiş ve birlikte gönderdiği mektup da Mevlana’nın ret etmeyip kabul etmesini, çünkü bu paranın cizye (Müslüman olmayanlardan alınan vergi) malından geldiği için helal olduğunu yazmıştı. Mevlana, bunların hepsini alıp Hüsameddin Çelebiye götürmelerini emretti. Sultan Veled: “Bizim evde hiçbir şey yok, başkasına verecek bir halde değiliz. Hudavendiğar, nereden bir şey gelse Çelebi Hazretlerine gönderiyor. O halde biz ne yapalım? “ dedi.
Mevlana: “Ey Bahaeddin! Tanrı’ya yemin ederim ki yüz binlerce olgun zahit (Şeriat kurallarına tam uyan) ve muttaki (Allah’tan korkan) ölecek derecede aç olsalar ve benim de bir dilim ekmeğim bulunsa, ben onu hali vakti yerinde olduğu halde yine Hüsameddin Çelebi’ye gönderirim. Onu hiç kimse ile mukayese etmem: Çünkü o, Tanrı’nın eridir ve bütün işi Tanrı içindir. Dünyanın bütün malı mülkü onundur. Bunları istediği gibi kullanmak ona helal, yoksul oldukları halde başkalarına haramdır. Dünya malı Çelebi Hüsameddin’e zarar vermez, zira Helal ve hayırlı mal, Salih (Dinin emrettiğini yapan) bir kişiye ne de yakışır!" demiştir.
* ** ***


1274 - Alemeddin Kayser ve II. Alâeddin Keyhüsrev'in kızı ve Müiniddin Pervane'nin hanımı Gürcü Hatun tarafından Hz. Mevlânâ Türbesinin mimar Bedreddin Tebrizi'ye yaptırılması.
Eflâkî Ahmed Dede'ye göre mezarı üzerine bir türbe yaptırılması, Mevlânâ'nın bir vasiyetidir. Eflâkinin eserinde, bir gün, Mevlânâ'nın yanındaki dostlarına "Bizim müridlerimiz türbemizi, uzak mesafelerden görünecek şekilde yüksek yapsınlar. Kim bizim türbemizi ta uzaklardan görerek tam bir inançla bizi hatırına getirirse O'nun nâmı iki cihanda aziz olacaktır. Tam bir aşkla, riyasız bir doğrulukla gelip türbemizi ziyaret eden bir kimsenin dileğini Yüce Tanrı yerine getirir" buyurduğu rivayet olunmuştur. Yine aynı esere göre Mevlânâ'nın: "Bizim Türbemiz Konya şehrinin ortasında kalacak ve gayet de mamur olacaktır. O zamanın insanlarına bizim Mesnevimiz mürşidlik edecektir..." dediği ifade edilmektedir. *

Gürcü melikesi ise kendisine sonsuz saadet yolunu gösteren yüce Mevlânâ’nın ardından, derin üzüntülere gark olmasına rağmen, eşi Emir Pervane ile birlikte Mevlânâ’nın yakın dostu Alameddin Kayseri’nin de gayretleriyle yüce mürşidinin yüceliğini abideleştirecek, onun adını ve sevgisini asırlarca ihtişamla ayakta tutacak bir türbe yapılmasına, seksen bin dirhem-i sultani göndererek maddi ve manevi destek verirler. O devrin ünlü mimarlarından Bedreddin Tebrizi’ye yaptırılan Yeşil Türbe yedi asırdan beri hala aynı ihtişamıyla Konya’nın sembolü olmaya devam ediyor.
*

         1274 - 22 Temmuz - Sadreddin-i Konevî Hakk'a yürüdü (Konya, Konevî Camii bahçesinde meftundur)

127? - Hızır Paşa Doğdu (Hz. Mevlânâ'nın 3. kuşak torunu ve Germiyanlı Süleyman Şah'ın torunu) (Afyon)

1276 - Sultan Veled, kızı Mutahhara Hatun'u Germiyanlı Savcı Bey'in oğlu Umur Bey'le evlendirdi
1277 - Sultan Veled, Afyon'da, Mevlevîlik ve Mevlevîhâne'ye dair bazı faaliyet ve teşebbüslerde bulunmuştur *

                   1277 - Hem Moğollarla hem onların düşmanı olan Mısırlılarla yakınlaşan Muineddin'i Moğollar öldürdü. Onun ölümünden sonra Anadolu'da kargaşalık büsbütün arttı.
                   1277 - Karamanlılar Selçuklulara başkaldırıp Konya'yı ateşe tuttular
                   1277 - Memlük Sultanı Baybars ile Elbistan'da ayaklanıp İlhanlıları (Moğolları) yenmesi
                   Moğolların intikam için çok sayıda insanı öldürmesi ve Anadolu'nun tümüyle Moğol egemenliğine girmesi

1278 - İlyas Şah Doğdu (Afyon) - Mevlevîhânede İlyas Şah'a atfedilen sandukalı mezarın Mutahhara Hatun'un küçük oğlu İlyas Paşa olması muhtemeldir. (3)
                   1281 - İzzeddin Keykavus'un Kırım'da bulunan oğlu Gıyaseddin Mes'ud, Moğollara itaatini bildirmek üzere Erzincan'da hükümdar Abaka'yla görüştü.
                   1282 - Moğol hükümdarı Abaka'nın ölümü, yerine Sultan Ahmet geçip, Selçuk ülkesini Gıyaseddin Mes'ud'la III. Gıyaseddin Keyhusrev arasında böldü. Razı olmayan Gıyaseddin Keyhusrev Erzincan'da öldürüldü.

1283 - 1 Nisan - Celâle Hâtun (Hz. Mevlânâ’nın torunu) Hakk'a yürüdü (Hz. Mevlâna Türbesinde meftundur) [1 Muharrem 682]
                   1283 - Gıyaseddin Mesud (II. Mesud) hükümdar oldu.


1284 - 3 Kasım Cuma - Çelebi Hüsâmeddin, Hz. Mevlânâ Türbesinin aleminin yerine konması sonrasında Hakk'a yürüdü
Bir gün Çelebi Hüsâmeddîn dostlarıyla birlikte bağa gitmişti. Orada dostlarına nasîhat ederken bir kimse gelip; "Efendim! Mevlânâ hazretlerinin türbesinin üzerindeki alem düştü. Bir türlü yerine konulamadı." dedi. Bunu işiten Çelebi Hüsâmeddîn çok üzüldü. Yüzlerinin rengi bembeyaz oldu. Onun fevkalâde üzüldüğünü gören dostları, bu kadar üzüntünün sebebini sordular. O da; "Mübârek hocamız Mevlânâ'nın yakınlarından biri vefât edeceği zaman bu gibi işaretler meydana gelmektedir. Şimdi ise kubbenin üzerindeki alem yıkılmış. Bundan, yakınlarından büyük birinin vefat edeceği anlaşılmaktadır. Hesaplayınız, hocamız vefat edeli kaç sene oldu?" Onlar da; "On yıl oldu." dediler. Bunun üzerine; "Beni eve götürünüz. Vefât edecek olan bu fakîrdir. Artık bizim de ömrümüz bitmiştir." dedi. Çelebi Hüsâmeddîn'i hemen eve götürdüler. Alemin yerine konmasını emretti. Birkaç gün hasta yattı.
Hasta olduğu günler Hz. Mevlânâ'nın oğlu Sultan Veled sık sık ziyâretine gelirdi. Bir gün üzüntüsünü bildiren şu sözleri söyledi: "Babamın vefâtından sonra, hepimizi kanatlarınız altına aldınız. Sizin zamanınızda hiçbir dert ve keder çekmeden huzur içinde yaşayıp gidiyorduk. Sizden sonra hepimiz büyük bir ızdırâba düşeceğiz. Sizi kaybedince, biz kiminle dostluk kurup, kiminle görüşürüz?" Sonra kendini tutamayıp ağlamaya başladı. Çelebi Hüsâmeddîn bu hâle dayanamayıp buyurdu ki: "Ey mübarek hocamın oğlu Sultan Veled! Benim vefatımdan sonra bir müşkilat ile karşılaşırsanız, bana tevessül ediniz! Eğer beni vasıta yaparsanız, ben de Allahü Tealaya yalvarır, müşkilatınızın halli için dua ederim. Biiznillah duamız reddolunmaz."
Mevlânâ hazretlerinin türbesinin aleminin yerine konulması sonrası ruhunu teslim etti. Hocasının türbesinin içine defnedildi.
*

1284 - Sultan Veled'in Halifeliği (Posta Oturması)
"Veledin babasının verdiği ilim ve velayetten başka bir ilmi vevelayeti yoktur." ve "Benim bütün zahirî ve batini ilimlerim o Sultanın bereketindendir." diyen Sultan Veled, her konuda babasının takipçisi olmuş, babasına karşı sadakatinden taviz vermemiş, Mevlevîliğin sistemleşmesi, kurumsallaşması hususunda önemli hizmetlerde bulunmuştur. “Semâ ayini”nin şekillenmesi, Mevlevîlik adab ve usûlünün belirli prensiblere dayanması konusunda, tarihe geçecek icraatlarda bulunmuştur.“ Semâ ayini'nin ilk bölümlerinden olan “Devr-i Veledî” kendisine nisbet edilir.
Eflâki de onun ilmini anlattıktan sonra onun öğretim faaliyetini şöyle övmektedir: “Pek çok düşüncesiz ve duygusuzları arif ve âlim yaptı. Babasının bütün sözlerini başka başka misâller ve eşsiz nazirelerle anlattı ve okuttu.
İbtidanâme’nin önsözünde: “Şemseddin Tebrizî ile Şeyh Salâhaddin ve Çelebi Hüsâmeddin gibi Mevlânâ halifeleri, velayet, ululuk ve ilimleri ile tanınmışlardı. Ama, onlar benim sözlerimle meşhur oldular.” diyerek işinin önemini belirtmiştir.
* **

1285 - Âteşbâz-ı Velî Hakk'a yürüdü (Karaman)
         1290? - Şeyh Sadi Şirazi Hakk'a yürüdü

1291 (veya 1292) - Sultan Veled'in Hocası Bektemûroğlu Şeyh Kerimeddin Hakk'a yürüdü (3)

1291 - 7 Mart - Sultan Veled Mesnevi’sini yazmaya başladı [4 Rebıülevvel 690]
1291 - 13 Haziran - Sultan Veled Mesnevi’sini yazmayı bitirdi


                   1291 - 1 Eylül - Büyük bir ordu ile Konya kapılarına dayanan Keygatu Han Hz. Mevlânâ'yı rüyasında görüp "Konya Bizimdir" demesi üzerine Konya halkına hiç eziyet etmemiştir


1292 - 28 Ağustos Perşembe - Hz. Mevlânâ’nın Hanımı Kerrâ Hatun Hakk’a yürüdü. (Konya, Mevlâna Dergâhı Türbesinde Yeşil Kubbe’nin batısında ve Hz. Pîr’in başucunda medfûndurlar)

                   1299 - Osman Gazi (Osman Bey) önderliğinde Osmanlı Devleti Kuruldu (Söğüt ve Domaniç'te) *
                   1299-1453 - Osmanlı Devleti Kuruluş Dönemi *
                   1295 - Gıyaseddin Mesud, Gazan Mahmud Han tarafından Hemdan'a çağrıldı; yerine kardeşinin oğlu III. Alâeddin Keykubad geçti.
                   1301-1303 - III. Alâeddin Keykubad, Gazan Mahmud Han tarafından İsfahan'a çağrılarak öldürüldü; padişahlık gene Gıyaseddin Mesud'a verildi
                   1308 - Gıyaseddin Mesud'un ölümünden sonra Anadolu Selçuk İmparatorluğu sona erdi. Ülkede birçok beylikler zaten varlıklarını sürdürüyorlardı


1312 - 11 Kasım Cumartesi gecesi - Sultan Veled Hakk'a yürüdü (Konya, Hz. Mevlânâ'nın yanında medfûndurlar) [10 Recep 712]
Sultan Veled ölmeden önce şu rubâyiyi ve beyti okumuş: “Benim gibi, ruh âlemine bakınız; aczi bırakınız, kudretli olunuz. Zarif insanlar birer birer gittiler. Sıra bize geldi, hazır olunuz. Bu gece mutluluğa erdiğim ve kendi benliğimden kurtulduğum gecedir.” (Manâkıb al-arifin s.449).
Cenaze namazı, kendi vasiyeti üzerine Tacedüddin Aksarayî tarafından kıldırılmıştır
* **

Sultan Veled'in Divan, Mesnevisi (İbtidaname, Rebabname ve İntihaname isimleri ile üç kitaptır), Maârif adlı eserleri ve Rubaileri bulunmaktadır

Sultan Veled devrinde Türkçe’nin Anadolu’da varlığını kabul ettirecek bir hale gelmesinden dolayı, eserlerinde Türkçe’ye daha fazla yer vermiştir. *

1312 - Sipeh-sâlâr Ahmed oğlu Mecdeddin Ferîdûn (Feridun b. Ahmed Sipehsalar) Hakk'a yürüdü
1316 - (1312-1319 arasında) - Afyonkarahisar Mevlevîhânesi açıldı *
Ulu Ârif Çelebi, Afyon'da misafir iken, Sahip-oğlu Ahmed Bey, genişce bir arsayı, Mevlevî-hâne yeri olarak bağışlamıştır. Bu alanda, ahşap bir bina inşa edilerek hizmete sunulmuştur*
XVIII. yüzyıl ilk çeyreğine ait bir vakıf kaydında “Karahisar-ı Sâhib'de Hazreti Mevlânâ evlâdından Arif Efendi(nin) binâ eylediği Mevlevîhâne...” kaydından ilk olarak Ulu Arif Çelebi tarafından yaptırıldığı anlaşılmaktadır (5)

1320 - 5 Kasım Salı - Ulu Arif Çelebi (Emir Celâleddin Feridun) Hakk'a yürüdü (Kabirleri Mevlâna Türbesinde meftundur) [23 Zilcicce 719]
Ulu Arif Çelebi, Germiyanoğulları başta olmak üzere, Karamanoğulları, Aydınoğulları, Menteşeoğulları, Eşrefoğulları, Sahibataoğulları ve Saruhanlılar ile iyi ilişkiler içinde olmuş, bu beyliklerin liderleriyle görüşüp kendisine mürit yapmıştı. Onun bu ilişkileri, Mevlevîliği bu beyliklerin hâkim olduğu bölgelerde yaymasına rahat bir zemin teşkil etmişti. Karaman, Beyşehir, Aksaray, Akşehir, Afyon, Amasya, Niğde, Sivas, Tokat, Birgi, Denizli, Alanya, Bayburt, Erzurum, Amasya, Kırşehir, Erzincan ve devamında Tebriz’de kurulan Mevlevîhâneler onun bu ziyaretleri sırasında attığı temeller sayesinde kurulmuştu. *

1320 - Konya Postnişin'i Şemseddin Emir Âbid Çelebi'nin oldu (Ulu Arif Çelebi'nin kardeşi)
1321 - Afyonkarahisar Mevlevîhânesi Âsitane oldu
         1321 - Yunus Emre Hakk'a yürüdü (Türkiye)

1322 - Hz. Mevlânâ'nın torunu Mutahhara Hatun Hakk'a yürüdü
                   1326 - Osmanlı Beyliğinin başına Orhan Gazi geçti *

1338 - 23 Temmuz - Şemseddin Emîr Âbid Çelebi Hakk'a yürüdü (Konya Âsitâne’de Kibâbü'l-Aktâb'da medfûndurlar)
1338 - Temmuz - Konya Postnişin'i Hüsâmeddin Vâcid Çelebi'nin oldu (Emir Âbid Çelebi'nin kardeşi)
1342 - 7 Şubat - Hüsâmeddin Vâcid Çelebi (Ulu Arif Çelebi oğlu) Hakk'a yürüdü (Mevlânâ Türbesinde meftundur)
1342 - Emir Âdil Çelebi'nin abisi Emir Alim Çelebi'yi vekaleten Konya Postnişin'i oldu (Hüsâmeddin Vâcid Çelebi'nin Küçük kardeşi) - 8 yıl Niyabet yılları
1350 - Emir Alim Çelebi'nin Hakk'a yürüdü (İran-Türkistan Seyahatinde)
1350 - Konya Postnişin'i Emir Âdil Çelebi'nin oldu
1360 - Emir Âdil Çelebi Hakk'a yürüdü
1360 - Konya Postnişin'i Âlim Çelebi II oldu

1360 - 15 Haziran - Ahmed Eflâki Dede Hakk'a yürüdü (Hz. Mevlânâ Hazretlerinin türbesinin doğu tarafına sırlanmıştır. Zamanın geçmesiyle kaybolan ve yapılan istimlâklar sırasında bulunan mezar taşı Mevlânâ müzesinde muhafaza altına alınmıştır.) [671 Recep'in sonu]
Ahmed Eflâki Dede'nin şeyhi Ulu Arif Çelebi'nin istek ve himmetleriyle yazdığı Ariflerin Menkıbeleri adlı eseri bulunmaktadır.


1360 - Hızır Paşa ile İlyas Paşa'nın Afyon Dede İni'nde Hızır ve İlyas Nebilerle sohbetleri
Aynı zamanda Hızır Paşa, Abâ Pûşî Bâlî Çelebiyi; İlyas Paşa da Çelebi Ergûn Efendiyi Mevlevîlik yolunu seçtirirler. Kendileri de dünya saltanatını terk eylerler. (5)
                   1362 - Osmanlı Sultanı I. Murad (Murad Hüdavendigâr) tahta çıktı *


1367/68 - Abâ Pûşi Bâlî Çelebi Doğumu (Afyonkarahisar)
Germiyan oğullarından ilk olarak mevlevîliğe intisab edip, saltanat elbisesi yerine tarikat abası ve külahı giymesinden dolayı babası tarafından “Abâ Pûşî”, lâkabı verilmiş ve bununla meşhur olmuştur.(5)

1371 - Hızır Paşa Hakk'a yürüdü (Afyonkarahisar)
1371 - İlyas Şah Hakk'a yürüdü (3)

1371 - Abâ Pûşi Bâlî Çelebi'nin Hızır Paşa'nın Hakk'a yürümesi sonrası Şeyh oluşu (Afyonkarahisar)

                   1389 - Osmanlı Sultanı Yıldırım Bayezid (I. Bayezid) tahta çıktı *

1395 - Âlim Çelebi II Hakk'a yürüdü
1395 - Konya Postnişin'i Arif Çelebi II oldu (Âlim Çelebi II oğlu)
                   1402-1413 - Osmanlı Devleti Fetret Devri *
                   Osmanlı hükümdarı Yıldırım Bayezid'in Ankara savaşında Timur'a yenilmesi sonrası beş oğlundan dördü arasındaki taht kavgaları nedeniyle süren kargaşa dönemidir.


1402 - Abâ Pûşi Bâlî Çelebi'nin Timurlenk ile görüşmeleri
Timurlenk, Anadolu’yu işgal etmek için üç yüz kadar âlimde katıldığı milyonluk ordusu ile Akşehir üzerinden Afyonkarahisar’a geldi. Orduğahını Cirit kayasının yanına kurdu. Âlimlere ve ilmi sohbetlere meraklı olan Timurlenk her gittiği memleketin âlimleri ile kendi yanındaki âlimleri karşılaştırırdı ve onlarla saatlerce sohbet ederdi. Afyon’a geldiğinden birkaç gün sonra Aba Puş Bali, Muhyiddin-el- İmadi ve İshak Fakih, beraberce Timurlenk’i ordugâhında ziyaret ettiler.
Timurlenk bunları yanındaki âlim ve şeyhlerle tanıştırdı. Neticede Timurlenk ve yanındakiler Afyonkarahisar’lı bu üç âlimin ilmi sohbetine hayran oldular. Timur bunlara iltifat etti ve iki gün sonra yanına birkaç kişiyi alarak kıymetli hediyelerle beraber Dede ininde ibadetle meşgul olan Aba Puş Bali Çelebi’yi ziyaret etti.
Aba Puş Bali Çelebi’ye hitaben: “Sizin bulunduğunuz bu topraklar viran olmaktan emindir!“ dedi ve beraberinde getirdiği kıymetli hediyeleri takdim edip kabulünü rica etti.
Aba Puş Bali Çelebi Timur’a dönerek şöyle cevap verdi: “Bizim örtümüz dünya malını terk eden kanaatkârlıktır!“ dedi ve kendisine verilen hediyeleri nezaketle ret ederek, tekrar örtüsünü sırtına büründü. Timur bu kadar kıymetli hediyeleri değil kabul etmek, başını çevirip bakmayan kalbinde Allah aşkından başka hiçbir şeye itibar etmeyen Aba Puş Bali Çelebi’ye bakarak hayret ve dehşet içinde kaldı.
Yanındaki adamlara dönerek: “Bu adamlar boş değildir. Cenabı Allah’tan başka kimseden korkuları ve ümitleri olmadığı gibi zalimlerin zulmünden de korkuları yoktur. Şahların gönüllerine korku verirler. Bu pirin mehabet ve celadeti (yiğitliği) beni mest ve hayran etti“ dedi ve Aba Puş Bali Çelebi ile vedalaşarak ordugâhına döndü.
Afyonkarahisar, bu üç mübarek kimsenin yüzü suyu hürmetine, mamur şehirlerde taş üzerinde taş, omuz üzerinde baş bırakmayan Timur’un zulmünden hiç zarar görmeden kurtuldu.
*

                   1413 - Osmanlı Sultanı I. Mehmed (Mehmed Çelebi) tahta çıktı *

1414 - Molla Câmî Doğdu (İran’ın Câm kasabası)
1421 - Arif Çelebi II Hakk'a yürüdü
1421 - Konya Postnişin'i Pir Âdil Çelebi oldu (Emir Âbid Çelebi oğlu)
                   1421 - 25 Haziran - Osmanlı Sultanı II. Murat tahta çıktı *




1440/41 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi Doğumu (Afyonkarahisar) [844] (5) *
   NESİL   
AD
   DOĞUM - (ŞEYH OLUŞ) - HAKK'A YÜRÜME   
Hz. Mevlânâ
1207 - 1273
1. Kuşak
Sultan Veled
1226 - (1284) - 1312
2. Kuşak
Mutahhara Âbide Hatun
1257 ? - (?) - 1322
3. Kuşak
Hızır Paşa
1276 - (?) - 1371
4. Kuşak
Ahmet Paşa '
?
5. Kuşak
Mehmet Paşa '
?
6. Kuşak
Abâ Pûşi Bâlî Çelebi
1367/68 - (1371+) - 1485
7. Kuşak
   Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi   
1440/41 - (1484) - 1529

' Ahmet Paşa ve Mehmet Paşa'nın isimleri, Abdülbaki Gölpınarlı Dede'nin "Mevlana'dan sonra Mevlevilik" ve Yusuf İlgar'ın "Karahisâr-ı Sâhib Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi ve Mevlevi Meşhurları" eserlerinde geçmekte; Sâkıp Mustafa Dede'nin "Sefine-i Nefise-i Mevleviyân" eserinde yer almamaktadır.

                   1444 - Yaz mevsimi - Osmanlı Sultanı Fatih Sultan Mehmet tahta çıktı (II. Mehmet) *
                   1446 - II. Murat 2. kez oğlu Fatih Sultan Mehmet'e yardım amaçlı tahta çıktı
                            1450 - Johannes Gutenberg, ortağı Fust ile birlikte Almanya'da metal harflerle basım tekniğini bulmuş ve matbaa uygulamıştır *
                   1451 - 19 Şubat - Fatih Sultan Mehmet 2. kez tahta çıktı

1451 civarı - Muğla Mevlevîhânesi, Sâlih Hüdayî Dede tarafından Fatih Sultan Mehmed'in teşvikiyle kuruldu *

1453 - Ocak başları - Abâ Pûşi Bâlî Çelebi, Dede İni'nde uzlette iken veba salgınından Hakk'a yürüyen iki kardeşi sonrası komaya giren oğlu Mehmet Çelebi (Sultan Dîvânî) için niyazı

                  
                   1453 - 29 Mayıs - Fatih Sultan Mehmet İstanbul'u aldı (Kuşatma hazırlıklarına 1451 sonlarında başlamıştı)
                   1453-1683 - Osmanlı Devleti Yükselme Dönemi *
                   1453 - Orta Çağ'ın Sonu Yakın Çağ'ın Başlaması - Bizans İmparatorluğu'nun yıkılışı ile * *


                            1455 - Johannes Gutenberg matbaasında İncil'i bastırdı *

1456 - Kadı Mehmet Paşa (Kadı Tayagan Mehmet Çelebi) (Konya Mevlânâ dergâhı şeyhi Cemaleddin Çelebi'nin oğlu, Abâ Pûşî Çelebi'nin damadı, Sultan Dîvânî'nin eniştesi, Âbide Hatun'un eşidir) Doğdu
Verdiği doğru kararlarla "Fıkıhta İkinci Yusuf" diye anılmış ve Akşehir Mevlevîhânesi Şeyhliği yapmıştır (5)

1458 - Eylül sonları - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin Konya Mevlana türbesi seyahati
“Rivayete göre o, Konya ovalarında gezermiş. Kırk kişi de ona uymuş, çullara bürünürmüş. Zemheride bir gün Mevlânâ’nın türbesine girmiş, sandukasına binmiş, sandukadaki külahı başına geçirmiş. Bir elinde şarap testisi, bir elinde kadeh varmış. Hem içiyor, hem sandukanın üstüne türbeye döküyormuş. Eyvah, helak olacak, Mevlânâ’nın gazabına uğrayacak diyenlere bağırmış:
- Görmüyor musunuz Mevlân⠑yı ?
Bir de bakmışlar ki sandukanın üstündeki, bizzat Mevlânâ.
Türbeden çıkmış, doğru bir hamama gitmiş ve külhanına girmiş, ne yanmış, ne kendisine bir şey olmuş. ” Yine Şahidi’nin anlattığına göre, Mehmet Çelebi, külhandan elinde taze nergis ve güllerle çıkmış. Çiçekler ise, bu sırada Konya valisi olan Şehzade Şehinşah’a götürülmüş.
*

1460 - Konya Postnişin'i Pir Âdil Çelebi Hakk'a yürüdü
1460 - Konya Postnişin'i Cemâleddin Çelebi oldu
1470 - İbrahim Şâhidî Dede Doğdu (Muğla)
                   1481 - 22 Mayıs - Osmanlı Sultanı II. Beyazıt (Bâyezîd-i Velî) tahta çıktı *
                   Tahta çıkışı öncesi genellikle Amasya sarayında mistik bir yaşam sürdüğü bildirilip Afyon şehriyle bağlantısı olduğu söylenir.


1484 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin seccade-nişin (Şeyh) oluşu (Afyonkarahisar)

1485 - Abâ Pûşi Bâlî Çelebi Hakk'a yürüdü (Afyonkarahisar)
*

? - Afyonkarahisar Mevlevîhânesinden geleneksel Aşure dağıtımı başladı (Ebu Ali Musa er-Rızâ'nın Sultan Dîvânî'ye hediyesi kazan ile)

1491 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin İstanbul seyahati
II. Bayezid döneminde tekye olan mahalde bir müddet kaldığı, orada mevcut olan servi agacının da onun tarafından dikildiği nakil edilmektedir. Galata Mevlevihanesi (Kulekapı Mevlevihanesi)’nin temellerini attırmıştır. Kaynakların çoğunda Galata Mevlevihanesi’nin ilk postnişini Sema’i Mehmet Çelebi ve Safayi dede gösterilmektedir. İstanbul’dan Bursa’ya, oradan da Kütahya’ya geçmiştir. Kütahya dergahında ve Hızır makamında bir müddet kalan Çelebi buradan Karahisar-i Sahib’e (Afyon) dönmüştür. *
1491 - 15 Kasım - Galata Mevlevihanesi'nin İskender Paşa Mescidi ve zaviyesi adıyla açılışı yapılmıştır *

1492 - Molla Câmî Hakk'a yürüdü (Hirat’da Şeyh-ül-İslâm'ken)

1494 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin Arabistan seyahatinde hac yolunda bulunması
Çelebi, hacca gitmiş dönüşte Afyonkarahisar’a gelmeden önce Kutahya’ya uğramıştır. *

1494 - İbrahim Şâhidî Dede tanışmadan bağlandığı Sultan Dîvânî'yi görmek için Afyon'a geldi. Yanlız Sultan Dîvânî'nin hac yolunda olmasından dolayı görüşemeyerek Muğla'ya geri döndü
1494 - İbrahim Şâhidî Dede'nin Sultan Dîvânî ile Kütahya'da Paşa Çelebi'nin evinde dünya gözüyle tanışması
Bundan sonra birbirlerinden hiç ayrılmazlar. Sanki Hazreti Mevlânâ ile Şems-i Tebrîzî'nin sevgisi onlarda yaklaşık iki yüz yıl sonra tezahür etmiştir. (5)

1497/98 - Hızır Şah Çelebi (Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi oğlu) Doğdu (Afyonkarahisar) - İkinci Sultan Veled diye meşhur olmuştur

1502 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin Muğla seyahatinde müridi İbrahim Şahidi'yi görmesi
Çelebi, Muğla’da Şahidi’nin evinde kalmış, bu arada mesnevinin ilk on sekiz beyti okunmuştur. Mehmet Çelebi daha sonra Karahisar’a dönmüştür. *

1505 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin Karahisar-i Sahib’den kalkıp Acem diyarına (İran) Hazret-i Mevlana’nın "Divan-i Kebir" ’ini getirmeğe gitmesi
Sefine’de, Çelebi’nin kırk Mevlevi ve kırk Bektaşi dervişiyle birlikte İran’a yaptığı seyahat anlatılmaktadır. Çelebi, İran’da Şah İsmail’le görüşmüş bu arada kendisine hazırlanan tuzakları altetmiş, Divan-i Kebir’i alıp geri dönmüştür.
Yapılan ziyaretler sonucunda Şah İsmail ile İran'daki tarikat erenleri arasında dostluk bağının artmış, dolayısıyla tarikatlerin de önemli ölçüde birbirleriyle etkilenmiştir. Çelebi’nin çar-darp olması, şiirlerinde on iki imamı övmesi vs. hususlar bunu göstermektedir. Bunun sonucu olarak Çelebi, Osmanlı-İran ilişkisini dengede tutmaya çalışmıştır. O, gerek tarikat olarak Mevleviliğe, devlet olarak da Osmanlı'ya ve yöneticilere büyük bir aşk ve sevgi ile bağlıdır. Bu iki değer onun için çok değerlidir.
*

1507/8 - Kadı Mehmet Paşa Hakk'a yürüdü
1509 - Konya Postnişin'i Cemâleddin Çelebi Hakk'a yürüdü
1509 - Konya Postnişin'i Hüsrev Çelebi (Cemâleddin Çelebi'nin torunu, Kadı Paşa'nın oğlu) oldu
                   1512 - Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim (I. Selim)'in (babası II. Bayezid'e karşı darbe yaparak) tahta çıkışı *


1516 - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin Mısır seyahati
Çelebi, çiltenan-i Mevleviyye ve çiltenan-i Kalenderan-i Hayderiyye ile, mevlevilerin başında Sadık Dede, Hayderiyyenin başında da Ali Rumi Dede olduğu halde, Karahisar’dan önce Antalya’ya buradan İskenderiye’ye geçmişler, orada bir iki gün istirahattan sonra gemi ile Mısır’ın Bulak mahalline varmışlardır. Mısır’da Gülşeni tarikatının kurucusu Şeyh İbrahim Gülşeni’yi zindandan kurtardığı kaydedilmiştir. Mehmet Çelebi Kahire’de bir müddet kalarak Mevlevihane açmış, Safi Ahmet Dede’yi buraya Şeyh tayin etmiş, daha sonra kara yoluyla Şam’a geçmiştir. Şam'da büyük mutasavvıf Muhyiddin-i Arabi’nin kaybolan kabrini keşfederek üzerine türbe yapılmasını sağlamıştır. *

                   1519 - Yavuz Sultan Selim'in Şems Türbesi yakınında çeşme yaptırması
                   1520 - Osmanlı Sultanı Kanunî Sultan Süleyman tahta çıktı (I. Süleyman) *

? - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi müritlerinden Ateşbaz'ı Mehmet Furûnî Dede Hakk'a yürüdü (Afyon Mevlevîhânesi türbe kısmında medfûndurlar)

? - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi, Afyonkarahisar’da Ulu Cami karşısındaki medrese bitişiğinde bir sübyan mektebi açtırmıştır.

1525 - Ocak - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi, Karahisar Mevlevîhânesi postnişinliğinden ayrılmıştır.

1525 - Ocak - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi'nin oğlu 2. Sultan Veled diye de anılan Hızır Şah Çelebi hilâfet-nâmesini almıştır (Şeyh Şah Mehmet Çelebi isminde bir oğlu ile II. Destina Hatun isminde bir kızı bulunmaktadır.) (5)

1529 - Nisan (veya 1545/50) - Sultan Dîvânî Mehmed Semaî Çelebi Hakk'a yürüdü (Afyonkarahisar)
Sultân Dîvânî, bir taraftan Osmanlı Devleti'nde birlik ve beraberliğin sağlanması, diğer taraftan mevlevîliği yayma amacıyla gerek Anadolu'da, gerek Anadolu dışında pek çok seyahatlerde bulunmuştur.
Lazkiye, Eğirdir, Sandıklı, Muğla, Burdur, İstanbul (Galata / Kulekapısı), Halep, Mısır, Cezayir, Sakız ve Midilli Mevlevîhâneleri onun gayretiyle açılmış; rivayetler doğruysa Fars ülkesindeki Mevlevîhâne de, yine onun tarafından açılmıştır. Bu bağlamdan olarak açmış olduğu mevlevîhânelerden, Halep'te Ebû Bekrü'l-Vefâyî'yi, Mısır'da Sâfî Ahmet Dede'yi, Galata'da Safayî Dedeyi, Cezayir'de Veliyüddin Dede'yi, Sakız'da Hızır Dede'yi, Eğirdir Kalası'nda Nurullah Dede'yi, Sandıklı'da Ali Rûmî Dede'yi, Midilli Adası'nda da Derviş Hamid'i postnişin olarak görevlendirmiştir
Ona karşı, karşılıksız bir sevgi ile, büyük bir aşkla bağlı olan müritlerinden Şahidî, şeyhi Mehmet Çelebi'yi “selvi boylu, güzel yüzlü, güzel yaratılışıyla seçkin bir kişi; bütün iç ve dış vasıflarıyla da güzel bir insan” diye övgüyle bahsetmektedir.
Çok yönlü bir kişiliğe sahip olan Mehmet Çelebi, maiyetindeki kırk Mevlevî ve kırk Bektaşi dervişi yâren (kardeş) ilan ederek bir taraftan siyasi farklığı eritirken, diğer taraftan da Mevlevî tarikatı içerisinde Kalenderîlik ile Bektaşiliği kaynaştırarak tarikat kollarının birlikteliğini oluşturmuştur.
(5)

1530 - Sultan Dîvânî müritlerinden Elkas Sâfî-Mirza (Şah İsmâil Safavi'nin oğlu) Hakk'a yürüdü (Afyon Mevlevîhânesi türbe kısmında)
1537 - Şah Mehmet Çelebi (Hızır Şah Çelebi oğlu) Doğdu (Afyon)
1541- Kanuni Sultan Süleyman'ın Mevlâna Türbesi'ne bitişik bir Semahane ve mescit yaptırması

1544 - İbrahim Şâhidî Dede, "Gülşen-i Esrâr" adlı eserini yazdı
1550 - İbrahim Şâhidî Dede oğlu Şuhûdî ile birlikte Afyonkarahisar Mevlevîhânesi'nde misafir olmuştur
1552 - İbrahim Şâhidî Dede Hakk'a yürüdü (Afyon, Mevlevîhâne'nin Türbe bölümünde Şeyhinin sağ tarafında medfûndurlar)

1553/4 - Destînâ Hanım (Şah Mehmet Çelebi'nin oğlu Çelebi Küçük Mehmet Efendi'nin ablası) doğdu (Afyon)
1560 - Oğulları adına post-nişinlik makamında bulunan kadın şeyhlerden Sultan Dîvanî'nin kızı Destinâ Hatun zamanında, uğranılan yangın felâketi üzerine, Afyon Mevlevîhânesi'ne onarım yapılmıştır.
*
1561 - Konya Postnişin'i Hüsrev Çelebi Hakk'a yürüdü
1561 - Konya Postnişin'i Ferruh Çelebi oldu (Hüsrev Çelebi oğlu)
                   1566 - Osmanlı Sultanı II. Selim tahta çıktı *

? - Osmanlı Sultanı II. Selim'in Mevlâna Türbesi batısına büyük bir cami, medrese ve imaret yaptırması

1570 - Afyon Postnişin'i Hızır Şah Çelebi Hakk'a yürüdü
1570 - Afyon Postnişin'i Şah Mehmet Çelebi oldu (Hızır Şah Çelebi oğlu)
1570 civarı - Güneş Hân-ı Kübrâ Hanım (Şah Mehmet Çelebi'nin oğlu Çelebi Küçük Mehmet Efendi'nin kızı) doğdu (Afyon)
1573 civarı - Konya Postnişin'i Ferruh Çelebi, Sultan III. Murad tarafından Konya Şeyh'liğinden İstanbul'a sürgün edildi
                   1574 - 22 Aralık - Osmanlı Sultanı III. Murad tahta çıktı *

1576 - (öncesi) - Samsun Mevlevîhânesi kuruldu *
         1580 - Ebu'l Hasan Harakani'nin Mezarının Bulunması (Kars)

1584 - Afyon Postnişin'i Çelebi Küçük Mehmet Efendi (Şah Mehmet Çelebi oğlu) doğdu
1584 - Sultanı III. Murad'ın Mevlânâ Türbesi cümle kapısı sırasında bulunan birer kubbe ve bacalı Derviş hücrelerini yaptırması

1590 - Mesnevihan Mahmut Dede "Sevâkıb-ı Menâkıp" kitabını Türkçe yazdı
1591 - Konya Postnişin'i Bostan Çelebi l oldu (Ferruh Çelebi oğlu)
1593 - Lefkoşa Mevlevihanesi Kıbrıs fatihlerinden Arap Ahmet Paşa tarafından kuruldu
                   1595 - Osmanlı Sultanı III. Mehmed tahta çıktı *

1597 - Maraş valisi Mahmud Paşa'nın Mevlânâ Türbesi'nde Gümüş Kafesi ve Gümüş Eşiği yaptırması
1598 - 7 Şubat - Yeniçeri Katibi Malkoç Mehmed Efendi tarafından 1597 yılında yaptırılmaya başlanan Yenikapı Mevlevîhanesi dergâhın aşçı Dedeliğinde bulunmuş Seyid Ahmed Dede’nin Mesnevî okumasıyla açılışı yapılmıştır. *
1602 - Gaziantepli Fedâyî Mehmed Dede, Terceme-i Mantıku’t-tayr adlı eserini yazmayı bitirdi *
                   1603 - 21 Aralık - Osmanlı Sultanı I. Ahmed tahta çıktı *
                   Saltanatında, kardeş katli yasasını kaldırmış, ailenin aklı başındaki en büyük üyesi padişah olur sistemini getirmiştir.

1606 - Afyon Postnişin'i Şah Mehmet Çelebi Hakk'a yürüdü
1606 - Afyon Postnişin'i Çelebi Küçük Mehmet Efendi oldu (Şah Mehmet Çelebi oğlu)
1613 - Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi), Osmanlı Sadrazamı Ohrili Hüseyin Paşa tarafından İstanbul'daki 4. Mevlevîhâne olarak yaptırıldı *
1615 (1620 arası) - Güneş Hân-ı Suğra Doğdu (III. Muhammed Arif Çelebi kızı)
1616 - 25 Ağustos - Nehci Mustafa Dede Doğdu (Adıyaman) Divanı
                   1617 - 22 Kasım - Osmanlı Sultanı I. Mustafa (Deli Mustafa) tahta çıktı *
                   1618 - 26 Şubat - Osmanlı Sultanı Genç Osman (II. Osman) tahta çıktı *
                   1622 - 10 Mayıs - Osmanlı Sultanı I. Mustafa (Deli Mustafa) 2. kez tahta çıktı
                   1623 - 10 Eylül - Osmanlı Sultanı IV. Murad tahta çıktı *

1626 - Ankaralı İsmail Rusuhi Dede'nin Mesnevi'ye ait olmayan 7. cildi ortaya çıkarışı ve Mevlevi'lerce kabul görmeyişi
1630 - Destînâ Hanım Hakk'a yürüdü (Afyon)
? - (17. yüzyıl) - Afyon'daki yangında büyük hasar gören Mevlevîhâne'nin tamiratı, Gülüm Dede'nin Sultan Dîvânî'yi rüyasında görerek keşfettiği altınlarla yapılmıştır
1630 - Konya Postnişin'i Bostan Çelebi Hakk'a yürüdü
1630 - Konya Postnişin'i Ebubekir Çelebi oldu (Bostan Çelebi'nin kardeşi)
1635 - Afyon Postnişin'i Çelebi Küçük Mehmet Efendi Hakk'a yürüdü
1635 - Afyon Postnişin'i Küçük Mehmet Arif Çelebi III oldu (Mehmet Veled Çelebi oğlu)
1637 - Afyon Postnişin'i Küçük Mehmet Arif Çelebi III Konya meşîhatine tayin oldu
1637 - Afyon Postnişin'i Kehhalzâde Ebu Bekir Dede oldu
1637 - Kûçek Mustafa Dede (İsmail oğlu) Afyon'a geldi
1638'den önce - Afyon Postnişin'i Kûçek Mustafa Dede oldu
                   1640 - 9 Şubat - Osmanlı Sultanı İbrahim tahta çıktı *

1642 - Afyon Postnişin'i Küçük Mehmet Arif Çelebi III Hakk'a yürüdü
                   1648 - 8 Ağustos - Osmanlı Sultanı IV. Mehmet tahta çıktı *

1650 civarı (?) - Güneş Hân-ı Kübrâ Hanım Hakk'a yürüdü (Afyon, Mevlevîhâne'nin Türbe bölümünde meftundur)
                   1666-1684 - Osmanlı Devleti'ndeki tüm tekkeler kapatılmıştır
                   On sekiz yıl süren bu devreyi Mevlevîler, “Yasağ-ı bed: Kötü yasak” ibaresi ile (ebcedle) tarih düşürmüşlerdir (5)
                   Vânî Mehmed (öl. 1685) adlı bir hoca vardır. Vânî, Sadrazam Köprülü Mehmed Paşa’nın oğlu Fâzıl Ahmed Paşa’nın Sadrazamlığa getirildiği dönemde onun ve Sultan IV. Mehmed’in itibarını kazanarak “Hünkâr Şeyhi” sıfatıyla saraya girer. Vânî, birkaç yanlış örnek göstererek ülkedeki tarîkatlerin artık zararlı bir hale geldiğini savunarak lağvedilmesi yönünde padişahtan karar çıkartır.
                   Tabi bu karar, Mevlevîlik ve onun en önemli ritüeli olan Semâ’ı da bağlamaktadır. 1666 yılında ilan edilen bu yasak Mevlevîler tarafından ebced hesabıyla “yasağ-ı bed” (kötü yasak) tâbiriyle tarihe kaydolmuştur. 18 yıl süren bu olaydan sonra Vânî’nin gerçek yüzü ortaya çıkmış ve saraydan azledilmesiyle Mevlevîlerin ve Semâ’ın yasağı kalkmıştır. 1684 yılında meydana gelen bu yasağın kalkması da Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Naci Ahmed Dede (öl. 1708) tarafından “Mevlevîler döndü câna aşk-ı Mevlânâ ile” mısraı ile tarihe nakşedilmiştir. *
                   Konya Mevlevî şeyhi Bostan Dede'nin Afyon Mevlevi Şeyhi Mustafa Dede'ye gönderdiği 1684 tarihli mektubunda, padişah tarafından yeniden Mesnevî okunmasına ve Sema', yapılmasına izni verildiği, hemen Sema'a başlamaları bildirilmektedir.

                   1687 - 8 Kasım - Osmanlı Sultanı II. Süleyman tahta çıktı *
                   1683-1827 - Osmanlı Devleti Duraklama ve Reform Dönemi *
                   1691 - 22 Haziran - Osmanlı Sultanı II. Ahmed tahta çıktı *
                   1695 - 6 Şubat - Osmanlı Sultanı II. Mustafa tahta çıktı *
                   1703 - 22 Ağustos - Osmanlı Sultanı III. Ahmed tahta çıktı *

1703'den önce - Afyon Postnişin'i Derviş Mustafa Dede Hakk'a yürüdü
1703 - Afyon Postnişin'i Seyyah Ebu Bekir Dede (Mustafa Dede oğlu) oldu
1703 (1705 yılları arasında) - Afyon Postnişin'i Mehmet Mukim Dede oldu
1710 - Afyon Mevlevîhânesi'nin bugünkü yerinde yapılış yılı olarak kabul edilir *
1711 - Haziran - Sadreddin Çelebi Hakk'a yürüdü (Konya)
1718 - Afyon Postnişin'i Mehmet Mukim Dede Hakk'a yürüdü (Tokat)
1722 ('den önce) - Afyon Postnişin'i Şekib Dede oldu
1722 - Afyon Postnişin'i Abbas Dede oldu
1722 ('den sonra 1739'dan önce) - Afyon Postnişin'i Şeyh Yahya Efendi (Celâleddin Hasan Çelebi oğlu) oldu
1723 - Afyon Postnişin'i Şekib Dede Hakk'a yürüdü
1723 - 9 Kasım - Hasan Ünsî (1665'li yıllarda Ayasofya Câmii'nde Mesnevî-i Şerîf okutmuştur) Hakk’a yürüdü
                   1729 - Osmanlı İmparatorluğunda İbrahim Müteferrika ilk matbaayı kurdu (16 Aralık 1727'de kurulumu başlamıştır) *
                   Avrupa'dan 279 yıl sonra Osmanlı'larda matbaanın faaliyete geçtiği 18. yy'da Japonya'da 10.000 çeşit kitap, matbaanın yeni kullanılmaya başlandığı 15. yy.'da Avrupa'da 30.000-35.000 çeşit kitap basılmışken Osmanlılarda matbaanın aktif olduğu 65 senede sadece 50 çeşit kitap basılabilmiştir.
                   1730 - 30 Eylül - Osmanlı Sultanı I. Mahmud tahta çıktı *

1735 - Kütahya Mevlevihânesi şeyhi Sakıp Mustafa Dede Hakk'a yürüdü
1739 ('dan önce) - Afyon Postnişin'i Osman Çelebi (Seyyid Şeyh Yahya Efendi’nin oğlu) oldu
? - Afyon Postnişin'i Yahya Çelebi (Osman Çelebi oğlu) oldu
1742 - Eylül - Yenîkapı Mevlevîhanesinde aşçıbaşılığına yükselmiş olan Seyyid Ahmedü'l-Mevlevî-Seyyid Sahîh Ahmet Dede Doğumu
1746 - 7 Şubat - Mesnevîhân Neccâr-zâde Mustafa Rıza b. İbrahim Hakk'a yürüdü (Bektaşi tekkesi haziresine defnedildi, bugün Sinan Paşa Camii yanında türbede meftundur)
1748 - Esrâr Dede Doğdu (İstanbul) *
1752 - 19 Temmuz - Muradiye Mevlevîhanesi’nin 1434 senesinde ki inşâsından sonra yaklaşık 300 sene gibi zaman diliminde çok ciddi bir tamirat görmeden ayakta kalan Mevlevîhane, Edirne’de bu tarihte meydana gelen büyük depremle Câmi, etrafındaki imâret, tabhane ve diğer müştemilâtı ile birlikte tamamen yıkılmıştır
                   1754 - 13 Aralık - Osmanlı Sultanı III. Osman tahta çıktı *
                   1757 - 30 Ekim - Osmanlı Sultanı III. Mustafa tahta çıktı *

1757 - Şeyh Galip Doğdu (İstanbul) *
1762 - 27 Temmuz - Yenîkapı Mevlevîhanesi şeyhlerinden Kütahyalı Ebu Bekir Dede Efendi'nin büyük oğlu olan Ali Nutkî Dede doğdu (İstanbul)
1764 ('den sonra) - Afyon Postnişin'i Osman Çelebi Hakk'a yürüdü
1767 - Afyon Postnişin'i Yahya Çelebi Hakk'a yürüdü
1767? - Afyon Postnişin'i Seyid Alâaddin Çelebi (Osman Çelebi oğlu) oldu
                   1774 - 21 Ocak - Osmanlı Sultanı I. Abdülhamid tahta çıktı *

1775 - 30 Ağustos - Yenikapı Mevlevîhânesi'nde yaklaşık otuz yıl şeyhlik yapan Ebubekir Dede Hakk'a yürüdü (Türbede Çelebi Ebubekir Efendi'nin sol tarafında medfûndurlar)
1777 - Seyyid Sahîh Ahmed Dede kısa süre Kütahya Mevlevîhânesi'nde Şeyh Hâlis Dede'nin hizmetinde bulundu
1778 - 9 Ocak - Hamâmîzade İsmâil Dede Efendi doğdu (İstanbul) *
1781 - Şeyh Galip Divanını yazdı *
1783 - Şeyh Galib, 2041 beyitten oluşan "Hüsn ü Aşk" Mesnevi'sini 6 ayda yazdı * - ** - eKitap
1785 - Mayıs - “Garîbî” mahlası ile şiirler yazmış olan Konya Postnişinlerinden Ebubekir Çelebi II Hakk'a yürüdü
1785 - Seyyid Sahîh Ahmed Dede İstanbul eşrafından merhum Hakkâk Seyyid Hacı Ahmed'in kızı Şerife Emine Hatun'la evlendi (Bu evliliklerinden Muhammed Kudreullah doğdu ki daha sonra Galata Mevlevîhânesi'ne şeyh olmuştur)
                   1789 - 7 Nisan - Osmanlı Sultanı III. Selim tahta çıktı *
                            1789 - Orta Çağ'ın Sonu Yakın Çağ'ın Başlaması - Fransız Devrimi (Fransız İhtilâli) ile *
                            1789-1799 arasında Fransa'daki mutlak monarşinin devrilip, yerine cumhuriyetin kurulması ve Roma Katolik Kilisesi'nin ciddi reformlara gitmeye zorlanmasıdır. Avrupa ve Batı dünyası tarihinde bir dönüm noktasıdır. İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirgesi yayınlanmıştır. Yıkılmaz diye düşünülen, hatta egemenlik hakkını Tanrı'dan aldığı iddia edilen mutlak krallıkların yıkılabileceği ortaya çıktı. Milliyetçilik ilkesi, siyasi bir karakter kazanarak, çok uluslu devletlerin parçalanmasında etkili oldu. Eşitlik, özgürlük ve adalet ilkeleri yaygınlaşmaya başladı. *

1790 - Galata Mevlevîhânesi Şeyhi Üsküdarlı Numan Dede'nin Üsküdar Mevlevîhânesi'ni kurmak üzere görevinden ayrılması sonrasında Üsküdar Mevlevîhânesi kurulmuştur *
1791 - (9 veya 11) Haziran - Konya Âsitânesi Şeyhi Mehmed Efendi, Şeyh Gâlib Dede’yi 22. şeyh olarak Galata Mevlevîhanesi postnişinliğine getirmiştir
? - III. Selim'in Annesi tarafından Galata Mevlevihanesi'nde Mesnevihanlık kurulmuş ve Galata, Kasımpaşa, Yenikapı ve Beşiktaş Mevlevihane'lerinde Mesnevi okumaları ilk kez Galip Dede'nin eşliğinde başlamıştır. (Gelecekte Galata Mevlevihanesi Şeyhi Ahmet Celaleddin Baykara bu dersi sona erdirmiştir) (3)
1797 - Miraç Gecesi - Esrâr Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Galata Mevlevihanesi hamuşanında medfûndurlar)
Daha sonraları Şeyh Gâlip'in ünlü eseri "Hüsn ü Aşk"dan esinlenerek, Yenikapı Mevlevihanesi'nin son şeyhi Abdulbâkî Baykara tarafından kaleme alınan yine Hüsn-ü Aşk isimli manzûm tiyatronun ilk perdesi Şeyh Gâlip ile Esrâr Dede'nin konuşmalarını konu almıştır
1798 - 3 Haziran - İsmail Dede Efendi Yenikapı Mevlevîhanesine dahil oldu, semazen olarak âyine çıkışları
1799 - 3 Ocak - Şeyh Galib Hakk'a yürüdü (İstanbul, Galata Mevlevîhânesi Türbesine defnedildi) [27 Recep 1213]
1801 ('den sonra) - Afyon Postnişin'i Ahmet Çelebi (Alâaddin Çelebi‘nin büyük oğlu) oldu
1804 - 28 Temmuz - Derviş İsmail’in Şevk-ü tarab Mevlevî Âyîn-i şerifi Yenikapı Mevlevihanesinde ilk kez icrâ edildi
1804 - Ağustos - III. Selim Dönemi Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhi Ali Nutkî Dede Hakk'a yürüdü (Dergâh haziresinde, Sâfi Musâ Dede ile Abdurrahim Efendi’nin ayak ucunda medfûndurlar)
1804 - 24 Ağustos - Abdülbâki Nâsır Dede, (Şeyh Ali Nutkî Dede'nin Hakk'a yürümeleri üzerine) Çelebi Hacı Mehmed Efendi tarafından sikke destarlanarak Yenikapı Mevlevîhânesi meşîhatine tayin edilmiştir.
                   1807 - 29 Mayıs - Osmanlı Sultanı IV. Mustafa tahta çıktı *
                   1808 - 28 Temmuz - Osmanlı Sultanı II. Mahmud tahta çıktı *

1813 - Seyyid Sahîh Ahmed Dede Hakka yürüdü
1815 - 18 Temmuz - Yenikapı Mevlevîhanesi Semahâne, türbe ile çevresindeki müştemilat zamanla harap olduğundan, Sultan II. Mahmud tarafından yenilenmiştir. Zamanın şehremini Hayrullah Efendi 30 Haziran 1815'de dergâha gelip gerekli keşfi yaptırmış, 15 Temmuz’da eski Semahânenin yıkımına başlanıp 18 Temmuz’da temel atma töreni yapılmıştır.
1818 - Alman alim Hammer, yazdığı "İran Edebiyatı Tarihi"nde Hz. Mevlânâ'yı geniş olarak tanıttı
Hammer'in bu çalışmasında Hz. Mevlânâ'yı tüm Fars şairlerinden üstün tutması Almanya'da Hz. Mevlânâ'ya ilgi duyulmasını ve F.Rückert'in Hz. Mevlânâ'nın 44 gazelini nazmen Almanca'ya çevirmesini sağlamıştır
1819 - Şubat - Osman Salâhaddîn Dede Yenikapı Mevlevîhânesine yakın baba evinde Hakk'a yürüdü (İstanbul)
1819 - 8 Ağustos - Beşiktaş Mevlevîhânesi şeyhlerinden Trablus-u Şâmî Eş-Şeyh Es-Seyyîd Mahmûd Dede Efendi. Dâmâd-ı Şeyh Yûsuf Dede Hakk'a yürüdü
1821 - 23 Şubat - Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhlerinden Abdülbâkî Nâsır Dede Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhanesi Hamuşânında Şeyh Ali Nutkî Dede’nin yanında) [20 Cemâziye’l-evvel 1236]
1823 - 24 Mayıs - Mevlevî şâir Süleyman Senîh Efendi doğdu
1824 - 17 Nisan - Dede Efendi’nin bestelediği ikinci âyîn olan Nevâ Âyini icrâ edildi
1824 - 26 Mayıs - Derviş İsmail’in Neva Mevlevî Ayin-i şerifi Kadir Gecesinde Yenikapı Mevlevihanesinde ilk kez icrâ edildi [27 Ramazan 1239 alınarak]
                   1828-1908 - Osmanlı Devleti Modernleşme ve Tedbir Dönemi *

1829 - 8 Ağustos - Şeyh Gâlib’in tesirinde eserler veren Mevlevî şair Keçecizâde İzzet Molla Hakk'a yürüdü (Sivas) * **
1830 - Mart - Receb Hüsnî Dede Hakk'a yürüdü [Ramazan 1245]
1830 - Afyon Postnişin'i Seyyid Şeyh Yahya Efendi (Alâadin Çelebi oğlu) oldu
1834 - İstanbul Kasımpaşa Mevlevihanesi kuruldu *
1837 (yılın başları) - Afyon Postnişin'i Murat Efendi (Ahmet Efendi oğlu) oldu
1837 (yılın ortaları) - Afyon Postnişin'i Ali Efendi-Başı kesik (Ahmet Efendi oğlu) oldu
1838 - Mayıs - Mevlevî müntesibi Şâir Seyyid Hasan Aynî Efendi Hakk'a yürüdü (Galata Mevlevîhânesi hamuşanında medfûndurlar)
1839 - 3 Nisan - Dede Efendi’nin Ferahfeza Âyini Beşiktaş Mevlevîhanesinde ilk kez icrâ edildi [18 Muharrem 1255]
                   1839 - 2 Temmuz - Osmanlı Sultanı Abdülmecid tahta çıktı *

1841 - Esrâr Dede'nin şiirlerini topladığı Dîvân'ı "Divan-ı Belağat-unvân-ı Esrâr Dede Efendi" ismiyle yayımlanmıştır
1842 - Afyon Postnişin'i Mehmed Râşid Çelebi (Hüseyin Çelebi oğlu) oldu
1844 - Afyon Mevlevîhânesi'nin yıkılması üzerine Sultan Abdülmecid tarafından yeniden inşa edildiği yıldır. Buna dair Zîver Paşa'nın uzun bir tamir manzumesi vardır. Ressam Hüsnü Yusuf Bey'in yaptığı resim, Dergâh'ın iç yapısı hakkında bize oldukça geniş bilgi verebilmektedir. *
1844 - 3 Ağustos - Sadrazam Sofu Mehmed Paşa sülâlesinden olan Mevlevî muhibbi şâir Sâlim Süleyman Efendi doğdu (İstanbul)
1846 - 29 Kasım - Hammâmîzâde İsmaîl Dede Hakk’a yürüdü
1848 - 31 Ağustos - Namık Kemal'in annesi Mevlevî dostu ve muhibbanından Fatma Zehra Hanım Hakk'a yürüdü (Afyon Mevlevî Dergâhı bahçesine defnedilmiş, 1895’te çıkan yangında sandukaları yanmıştır. Kabir taşı halen mevcuttur.)
1848 - Mevlevî Şair Leylâ Hanım Hakk'a yürüdü *
1848 - Muğla Mevlevîhânesi, Hacı Osman Ağa tarafından onarılıp ve genişletildi
1849 - 1 Şubat - Yenikapı Mevlevîhânesi’nde asâleten Şeyhlik yapan Mehmed Celâleddin Dede doğumu *
1849 - Alman George Rosen Mesnevî'nin ilk iki cildini Almanca'ya tercüme etti
1851 - 11 Eylül - Beşiktaş Mevlevîhanesi şeyhlerinden Ermenek şeyhi-zâde Eş-şeyh Es-Seyyîd Mehmed Kadrî Dede Efendi Hakk’a yürüdü
1854 - 3 Ekim - Hüseyin Fahreddin Dede Doğumu
1855 - Eskişehir Mevlevihanesi külliye içerisindeki Cami, Semahâne olarak kullanılmaya başlandı *
1859 - 28 Şubat - Mehmed Said Hemdem Çelebi Hakk'a yürüdü (Mevlâna Türbesinde) [25 Receb 1275]
1859 - 12 Nisan - Konya postnişin'i Mahmut Sadreddin Çelebi (Hemdem Çelebi oğlu) oldu [9 ramazan 1275]
                   1861 - 25 Haziran - Mevlevî muhibbi Sultân Abdülmecid Han Hakk’a yürüdü (Sultan Selim Câmii bahçesinde meftundur)
                   1861 - 25 Haziran - Osmanlı Sultanı Abdülaziz tahta çıktı *

1862 - Osman Kemali Dede doğumu (Erzurum Pasinler ilçesi Gülköy)
1862 - 16 Nisan - Beşiktaş Mevlevîhanesi şeyhlerinden Eş-şeyh El-Hâc Hasan Nazif Dede Efendi Hakk'a yürüdü
1862 - 12 Haziran - Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhi Seyyid Ali Dede’nin manevi evlâdı, Şeyh Gâlib Dede’nin sütoğlu, Harem-i Serîf-i Nebevî meşîhatına vezirlik rütbesiyle tâyîn olunmuş Ahmed Sâdık Zîver Paşa Hakk'a yürüdü (Medîne’deki Hz. Osmân civârında, küçük yaşından beri okudugu bir Mesnevî nüshasıyla sırlanmıştır) [14 Zilhicce 1278]
1864 - 10 Mart - Mesnevîhan Hoca Hüsameddin Efendi Hakk'a yürüdü
1867 - Padişah Abdülaziz'in talimatıyla Çırağan Sarayı yaptırılırken Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi) binası yıkıldı, geçici olarak Fındıklı'daki Karacehennem İbrahim Paşa Konağı'na taşındı
1867 - Kütahya Mevlevihânesi şeyhi Sakıp Mustafa Dede'nin "Sefine-i Nefîse-i Mevleviyân" kitabı 3 cilt olarak Mısır Kahire'de Matbaa-i Vehbiyye basıldı
Birinci cilt 268 sayfayla Esâmî-i Sâmiye-i Evlâd-ı Zevi'l- İhtirâmı Hazret-i Mevlânâ'dan 61 kişinin; ikinci cilt 144 sayfayla Esâmî-i Şerîfe-i Dervîşân-ı Eshâb-ı Hâl-i Ferhunde- Me'âl-i Tarîka-i Mevleviyye'den 7 kişinin ve üçüncü cilt de 233 sayfayla Hulefâ-yı Izâm ve Meşâyih-ı Kirâm-ı Tarîkat-i Mevleviyye'den 80 kişinin hayat hikâyelerini menkıbeleri ile vermektedir. *
1867 - 17 Haziran - Üsküdar Mevlevîhanesi postnişînlerinden Ahmed Arif Efendi’nin kızı Şerife hanım Hakk'a yürüdü (Üsküdar Mevlevîhanesi hazîresinde meftundur)
1867 - 16 Temmuz - Tam adı Mehmet Bahâeddin Veled olan Veled Çelebi doğdu (Konya)
1867 - 10 Ağustos - Samsun Mevlevîhânesi şeyhi Hafız Ali Dede’nin Hakk'a yürümesiyle oğlu Cemalettin Efendi Dergâhın şeyhi olarak halef olmuşlardır
1867 - 27 Eylül - tarihindeki fermanla Cemalettin Efendi Samsun Mevlevîhanesine şeyh olarak atanmıştır.
1868 - 18 Ağustos - Hz. Mevlânâ'nın eserlerini İngilizce'ye çeviren Reynold Alleyne Nicholson Doğdu (İngiltere) *
1868/69 - 19 Ağustos - Samsun’da Süleyman Paşa Medresesinde başlayan yangın ile Samsun Mevlevîhânesi’nin tahtadan oluşan kısımları kül oldu.
1868/9 - Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi), Günümüzde İstanbul Teknik Üniversitesi Maden Fakültesinin bulunduğu yerde yeni mevlevihane binasının tamamlanmasının ardından faaliyete geçti
1869 - Samsun Mevlevîhânesi şehirde çıkan yangında zarar gördü, Şeyh Cemaleddin Efendi, Mevlevîhâneyi kendi imkanlarıyla onardı ve mevcut odaların üzerine üç odalı bir selamlık ile bir harem inşa ettirdi
1869 - 11 Eylül - Mevlâna dergâhında aşçıbaşı Emir Hasan Dede’nin oğlu, aşçıbaşı ve tarikatçi Nesib Dede Hakk’a yürüdü (Hadikat-al-Arvah’ta medfûndur)
1869 - 11 Kasım - Nesîb Dede Hakk’a yürüdü
1870 - 30 Ocak - Maçka'da yapılan Mevlevîhâne'nin tamamlanması ile Hüseyin Fahreddin Dede’nin buraya naklolması ve mukabeleye başlaması
1871 - 27 Mart - Rauf Yektâ Bey doğumu *
1871 - 12 Eylül - Tarîkat-ı Mevlevîyye’ye müntesib muhibbândan şair Mehmed Şefik Efendi Hakk'a yürüdü (Hanya)
1872 - 23 Mart - Afyon Postnişin'i Mehmed Râşid Çelebi Hakk'a yürüdü [27 Receb 1341]
1872 - Afyon Postnişin'i Ahmet Kemâleddin Çelebi (Mehmet Râşid Çelebi oğlu) oldu
1872 - Beşiktaş Mevlevihanesi Şeyhi Ahmet oğlu Mevlevi Yusuf tarafından "Kitabül-Menhecül-Kâvî Li-tüllabil Mesnevi" Mısır'da 6 cilt olarak basıldı
1873 - Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi) İstanbul Eyüp'ün Bahariye semtine taşındı ve faaliyete geçti
1874 - Ankaralı Mehmet (Arısoy) Dede Doğumu (Ankara)
1875 - 28 Nisan - Medine-i dârı's-selâm-ı dünyâ Bağdad behişt-i asmâ Vilâyet-i Celîlesi Kapukethüdâsı, rütbe-i Ûlâyı haiz el-merhûmu'l-Mevlevî Hâfız Ömer Fâiz Efendi Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhanesi hâmuşanında medfûndurlar)
1875/1876 - Afyon Mevlevîhânesi'nin yanması. Post-nişin M. Râşid Çelebi, kendi imkânları ile tamir ettirmiştir. Tamiratı 1878'de bile sürmüştür. *
                   1876 - 30 Mayıs - Osmanlı Sultanı V. Murad tahta çıktı *
                   1876 - 31 Ağustos - Osmanlı Sultanı II. Abdülhamid tahta çıktı *
                   1876 - 23 Aralık - I. Meşrutiyet *

1877 - 2 Nisan - Bahariye Mevlevîhanesi okunan mevlid ve ardından yapılan Mevlevî âyini ile açıldı [18 Rabiülevvel 1294]
1877 - 16 Ağustos Perşembe - Şeyh Süleyman Belhî Hazretleri Hakk’a yürüdü. (Eyüp Nişancasındaki Şeyh Murad Buhâri Dergâhı haziresinde meftundur)
1877 - 13 Eylül - Mevlevî Dedesi, Mesnevî-hân ve edebiyat tarihçisi Tâhirü’l-Mevlevî (Mehmet Tahir Olgun) Doğdu (İstanbul) *
1877 - 9 Kasım - Hz. Mevlânâ Aşığı Pakistan millî şairi Muhammed İkbal doğdu (Pencaş eyaleti Siyalkut şehri) *



1881 - Mustafa Kemal (Atatürk) Doğumu *

1883 - 14 Mart - Hacı Emin Dede (Yazıcı) doğumu *
1883 - 20 Temmuz - Yenikapı Dergâhı postnişini Abdülbâkî Baykara Dede doğdu (İstanbul) *
1885 - Ağustos - Zekai Dede Efendi Sûznâk Mevlevî âyîn-i şerifini bestelemiştir
1885 - 14 Eylül - Zekâi Dede Efendi’nin Suznâk Âyin-i şerifleri Yenîkapı Mevlevîhanesi’nde ilk kez icrâ edilmiştir.
1886 - 17 Mayıs - Yazar Muhlis Koner (Hz. Mevlânâ soyundan İnâs Çelebilerden) Konya’da doğdu
1887 - 12 Şubat - Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyhlerinden Abdülbâkî Nasır Dede'nin oğlu Şeyh Osman Salâhaddîn Dede Hakk'a yürüdü (Mevlevîhane’nin yakınına defnedilmiştir)
1887 - 14 Mart - Yenikapı Mevlevîhânesi postnişini Osman Selahaddin Dede Hakk'a yürüdü
1888 - 22 Temmuz - Abdülvâhid Çelebi Efendi (Mehmed Saîd Hemdem Çelebi oğlu) Mevlânâ Dergâhına postnişin oldu (Bu tarihte birinci rütbe mecîdî verilmiştir.)
1888 - 4 Eylül - İzmir Mevlevîhânesi’nin kurucu şeyhi Hacı Hafız Akif Dede Hakk’a yürüdü
1889 - Nisan/Mayıs - Mevlevî tarîkatı müntesiblerinden olan Yenikapı Mevlevîhânesi şeyhi Salâhaddîn Dede Efendi’den sikkesini giyen Hâfız Mehmed Nebil Bey Hakk'a yürüdü (Ayvacık’ta medfûndurlar)
1892 - Ali Enver Efendi, şair olan Mevlevî şeyh ve dervişlerin hal tercümelerini ve şiirlerinden bazı örnekleri içen "Semahanei Edeb" adlı kitabını yayınlanmıştır (Esrar Dede'nin 3 ciltlik Mevlevi Sefinesi'nin özeti olup yaklaşık 188 şair içerir) *
1892 (veya 1894) - Afyon Postnişin'i Ahmet Kemâleddin Çelebi Hakk'a yürüdü
1894 - Afyon Postnişin'i Celâleddin Çelebi (Kemâleddin Çelebi oğlu) oldu
1894 - Galata Mevlevîhânesi Şeyhi Mehmed Celâleddin Efendi'den sikke giyen Mehmet Tahir Olgun, Tâhirü’l-Mevlevî adını alır
1896 - Ocak - Tâhirü’l-Mevlevî Yenikapı Mevlevîhânesinde çileye soyunmuştur [Şaban 1313] *
1896 - 16 Mayıs - Hasan Hakkı Paşa (Hasan Hakkı-ı Mevlevî) Hakk'a yürüdü (Ebû Eyyûb-ı Ensârî’nin türbesi civarında medfûndurlar)
Hasan Hakkı-ı Mevlevî, babasının Konya Valiliği esnasında Hemdem Çelebî Efendi’den aldığı inâbete ve Galata Mevlevîhânesi şeyhi Kudretullâh Dede’nin tecdîd-i inâbetlerine sadık bir ömür sürmüştür
1897 - 25 Kasım - M. Zekâî Dede Hakk’a yürüdü
1898 - 17 Şubat - Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver'in doğumu (İstanbul) *
1898 - Whinfield, Mesnevî'nin altı cildinin özetini yayınladı
1899 - Mevlânâ Celâleddîn-i Rûmî hakkındaki araştırmalarıyla tanınan İranlı âlîm Bediu’z-zaman Furûzanfer (Celil Ziya Edib) Doğdu (Horasan) *
1899 - 10 Mayıs - Mevlevî Ayinhan Kudümzen Sadettin Heper doğdu (Eyüp) *
1900 - 12 Ocak Cuma - Abdülbâkî Gölpınarlı Dede doğumu [10 Ramazan 1317] (İstanbul) *
1900 - 9 Mart - Ankaralı Mehmet (Arısoy) Dede Konya Mevlânâ Derganında çilesinin bitiminde Hücernişin Derviş" oldu
1900 - 29 Mayıs - Süleyman Senîh Efendi Hakk'a yürüdü (Selimiye Dergâhı hazîresinde meftundur)
1900 - Bendegân-ı Hazret-i Mevlânâ’dan ve Şâhidî Dede’nin Gülşen-i tevhîd’ini tab ettiren Ahmed Niyazi Efendi Hakk'a yürüdü *
1901 (civarı) - Osman Kemali Dede İstanbul'a geldi ve kendisini Erzurum'dan tanıyan Fâtih müderrislerinden Hacı Nazmi Efendi'nin ısrarı üzerine Fâtih Camii'nde Mesnevi okutmaya başladı. Aynı camide vaaz veren Said Nursi tarafından Rafızîlik ve zındıklıkla itham edildi. *
1901 - 22 Mayıs - 1893'ten sonra bakıma alınan Samsun Mevlevîhânesi törenle tekrar açıldı
1901 - Sait Nafisi "Sipehsalar Menakıbı" 'nı Tahran'da tercüme ile bastırmıştır.
1902 - Hz. Mevlânâ araştırmaları ile tanınmış Tıp Tarihçisi Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk doğdu (Anne tarafından Hz. Mevlânâ soyundandır) (Ereğli Konya) *
1902 - 2 Ağustos - Ulvi Erguner'in babası Neyzen Süleyman Ergüner (Dede) doğdu (İstanbul) *
1902 - 16 Ağustos - Afyon'daki yangında Mevlevîhâne'nin yanması ve Şeyh Celâleddin Çelebi tarafından yeniden yapılması. (Bu büyük yangın, Afyonlu şair Vehbi (Çizmecioğlu) tarafından "Yangın Destanı" olarak da yazmıştır.)
1902 - 9 Eylül - Aydın Güzelhisar Mevlevîhanesi Şeyhi Süleyman Şemsi Dede Hakk’a yürüdü (Dergâhın haziresindeki türbede meftundur)
1903 - 30 Mayıs - Tarîkat-ı Mevlevîyye’ye müntesib ve Bahâriye Mevlevîhânesi şeyhi Hüseyin Fahreddîn Dede Efendi’ye muhib şâir Abdullah Celâleddîn Paşa Hakk'a yürüdü (Eyüp’te Otakçılar Dergâhı Hazîresi’nde meftundur)
1903 - Osman Kemali Dede Selanik'e geçmiş İttihat ve Terakki fırkası ile de tanışmış daha sonra İstanbul'a dönmüştür
1904 - Osman Kemali Dede'nin Eyüpsultan'daki Şah Murad dergâhında post-nîşin'i Sâdat-ı Hüseynîye'den Seyyid Abdülkadir-ül Belhî hazretlerine bağlanması
1904 - yılın başlarında - Ali Enver Dede Samsun Mevlevîhânesi postnişin'i oldu
1905 - Afyon Mevlevîhânesi, Sultan II. Abdülhamid tarafından 14.000 altın sarfedilerek, büyük tamiratla elden geçirilmiştir. Tamiratta İzmir'li Ermeni Andon Ustaya görev verilmiştir. Onarım, 1908 yılına kadar devam etmiştir. Tamirat sırasında kış mevsiminin girmesi sebebiyle, üzeri geçici unsurlarla kapatılmıştır. Bu muvakkat ve zayıf örtü, bir akşam çökmüşse de, elverişsiz hava şartlarından dolayı herhangi bir müdahele yapılamamıştır. Müteakip inşâ mevsimi ile tamirata devam edilmiştir. Yapı kârgir olarak inşa edilmiş, avludaki şadırvan da yenilenmiştir. Saray'dan gönderilen Hacı Bey adındaki mimarın nezaretinde kubbesi tamamlanmıştır. Dergâh, Şeyh Celâleddin Çelebi zamanında, yapılan dua merasimi ile resmen açılmıştır. *
1905 - 7 Aralık - Mevlevî Neyzen Halil Can Doğdu (Üsküdar) *
Galata Mevlevîhânesinde Neyzen Emin Dededen ney meşki yapmış daha sonra Üsküdar Mevlevîhânesi Şeyhi Ahmet Remzi Akyürek Dededen sikkesini giyerek Mevlevî olmuştur. 1954 yılından beri Konya'da yapılan Sema ve Hz. Mevlânâ'yı anma törenlerinin kurucusu olan Halil Can, 1972 yılına kadar Neyzenbaşılık yapmıştır.
1906 - 9 Mayıs - Mesnevi şarihi Abidin Paşa Hakk'a yürüdü (Fatih Türbesi avlusunda medfûndurlar)
1906 - 14 Kasım - Yenikapı Mevlevîhânesi, Mevlevilik ve tarihi bakımından önemli ve tek nüsha eserlerin de yer aldığı dergâh kütüphanesi de dahil olmak üzere tamamen yanmıştır.
1907 - 12 Eylül - Şeyh Abdülvahid Çelebi Efendi Hakk'a yürüdü (Konya, Huzur-u Pîr’de medfûndur)
1908 - 5 Mayıs - Yenikapı Mevlevîhanesi şeyhlerinden, mûsikîşinas Osman Salâhaddin Efendi-zâde Mehmed Celâleddin Dede Efendi Hakk'a yürüdü (İstanbul, Yenikapı Mevlevîhane’nin hamuşanına sırlanmıştır.)
                   1908 - 23 Temmuz - II. Meşrutiyet *

1908 - 24 Temmuz - Abdülbâki Baykara Dede Yenikapı Mevlevîhanesi postnişini oldu
                   1908-1922 - Osmanlı Devleti Dağılma Dönemi *

1909 - 22 Haziran - Mesnevîhan Şefik Can Dede doğumu (Erzurum) *
1909 - Prof. Eva de Vitray-Meyerovitch (Havva Hanım) Doğdu (Fransa) *
                   1909 - 13 Nisan - 31 Mart Vakası ile İstanbul'daki Meşrutiyete karşı ayaklanma bastırıldı
                   1909 - 27 Mayıs - Osmanlı Sultanı V. Mehmed (Reşad) tahta çıktı *
                   Sultan Reşad'ın kendisi de Mevlevi'dir ve tahta çıktığında Mevlevi Şeyhi Abdülhalim Çelebi tarafından kılıç kuşanmıştır

1909 - Eylül - Edirne Mevlevîhane’nin Semâhâne kısmı tamir edilerek yenilenmiştir.
1910 - 26 Nisan - Oldukça hasarlı Yenikapı Mevlevîhânesinin 1906 yangını sonrası temel atma töreni
Konya Mevlana Tekkesi postnişini Abdülhalim Çelebi, Şeyhülislam Sakıp Molla Bey, Yenikapı ve Bahariye Mevlevîhane Şeyhleri Mehmet Abdülbâkî ve Hüseyin Fahrettin, Galata Mevlevihanesi şeyhi Veled Çelebi, Üsküdar Mevlevîhanesi şeyhi Azmi Efendizade Ahmet, diger tarikatlardan bazı âsitâne şeyhlerinin ve evkaf Nezareti baş Mimarı Kemalettin Bey’in katılması ile temel atma töreni gerçekleştirilmiştir.
1910 - 14 Mayıs - Ahmet Remzi Dede Kastamonu Mevlevîhanesi şeyhliğine tayin olunmuştur
1910 - 25 Haziran - Veled Çelebi İzbudak Konya Mevlânâ Dergâhı postnişinliğine getirilmiştir [26 Cumâde’l-âhir 1328] *
1910 - 7 Eylül - Niğde Mevlevîhanesi (daha sonraki ismiyle Kemal Ümmî Mevlevî Dergâhı) şeyhlerinden Mehmet Nûri Dede'nin Hakk'a yürümesiyle Hüsâmeddin Dede tekkenişinliğe tayin olmuşlardır.
1911 - 9 Ağustos - Mesnevî-hân Mehmed Es’ad Dede Kasımpaşa Mevlevîhânesi Mesnevîhânı iken Hakk'a yürüdü. (Mevlevîhânenin yıkılarak yerine okul yapılması üzerine, kabri Fatih'te Tâhir Ağa tekkesine nakledilmiştir)
1911 - 15 Eylül - Beşiktaş Mevlevîhanesi şeyhlerinden Eş-Şeyh Hüseyin Fahreddin Dede Efendi Hakk'a yürüdü
1913 - 4 Eylül - Yenîkapı Mevlevîhanesi tekrar küçük bir yangın geçirmiş ve tamiratı hemen yapılmıştır
                   1914 - 28 Temmuz - 1. Dünya Savaşı Başladı *




1914 - (Aralık 1914 - Eylül 1918) - 1. Dünya Savaşı sebebi ile İstanbul'da "Mücâhidîn-i Mevleviyye Alayı" kurulması
Ordunun maneviyatına hitap etmesi için “Sina-Filistin Cephesi”ne gönderilmek üzere "Gönüllü Mevlevi Taburu" kurulmasını padişah ve hükümet beraber planlamıştır.
Yapılan idari ve askeri hazırlıkların ardından dönemin “Konya Çelebisi” olan Veled çelebi (İzbudak) miralay (albay) rütbesiyle kumandan, Yenikapı Mevlevihanesi şeyhi Abdülbaki Efendi de binbaşı rütbesiyle yardımcı tayin edilerek baş çelebi’ye bir alay sancağı ve kılıç ihsan edildi. Onun aracılığı ile ülkenin dört bir yanındaki Mevlevilere bu gönüllü alaya katılma çağrısı yapıldı. Bu çağrıya uyan dervişlere onbaşı ve çavuş, şeyhlerine ise subay rütbeleri verilmiştir. Aralık 1914'den itibaren çağrılarına başlanan ve 1915 yılı Ocak ayı 2. haftasında 800 gönüllüye ulaşan alay 13 Şubat 1915'de İstanbul'dan hareket etti.
İzmit ve Afyon’da törenlerle karşılanan alay, Afyon'da 1-2 gün kalmış, Celâleddin Çelebi'nin de katılımıyla 8 Şubat 1915'de Afyon'dan ayrılmıştır. Alay Konya’da büyük itibar gördü. Yeni katılımlarla mevcudu daha da çoğalan Mevlevi Alayı, Anadolu’nun birçok şehrinden gelen katılımlarla 26 Şubat 1915'de hazırlıklarını tamamlayıp Hz. Mevlana Türbesi önünde yapılan törenin ardından Cemal Paşa emrindeki 4.Ordu’nun Cebel-i Lübnan’daki karargâhına doğru yola çıktı.
27 Mart 1915'de Şam'da cepheye vardığında alayın mevcudu 47 ayrı Mevlevihaneden 1026 Mevleviyi bulmuştu. Birlik tabur büyüklüğünde idi fakat adı "Mevlevi Alayı" olarak kalmıştır.
Şam, Riyak, Zahle, Aliye mıntıkalarında askeri talimlerde yaptırılan Mevleviler çatışmalara sokulmadılar. Zaten alayın kuruluş amacı da dervişlerin savaşmaları değil, ordunun maneviyatını yükseltmeye çalışmaktı. Bunun için daha çok geri hizmetlerde, merkezi karargâhta ve sıhhiyede görev yaptılar. 18 Aralık 1916'da Kudüs'e de giden alay, cephede kaldıkları üç yıl boyunca sema ayinlerine ve musiki ziyafetlerine devam eden Mevleviler, Suriye Cephesi’nde uğranılan bozgun sonrası orduyla birlikte geriye çekilerek Konya’ya döndüler. 1918 Eylül sonlarında Mücahidin-i Mevlevi Alayı ise şeyh ve dervişlerinin Mevlevihanelerine gitmesiyle birlikte lağvedildi.


1915 - 20 Şubat - Eskişehir Mevlevîhânesi postnişini Muhammed Ali Şemseddin Dede Hakk'a yürüdü
                            1916 - 20 Ocak - Albert Einstein, görelilik kuramını yayımladı.

1917 - 23 Haziran - I. Dünya Savaşı’nda Şam’a giden Gönüllü Mevlevî Alayı’nda görev almış olan Hüsameddin Dede Çorum’a gelip postnişinlik vazifesini ifaya tekrar başladı
                   1918 - 3 Temmuz - Osmanlı Sultanı VI. Mehmed (Vahdeddin) tahta çıktı *

1918 - 25 Eylül - Afyon Postnişin'i Şeyh Celâleddin Çelebi Hakk'a yürüdü (Afyon Mevlevîhânesinde medfûndurlar)
                   1918 - 30 Ekim - Mondros Mütarekesi ile Osmanlı Devleti toprakları işgal güçlerince paylaşılabilecek ve ordu dağıtılacak *
                   1918 - 11 Kasım - 1. Dünya Savaşı Bitti
                   1918 - 13 Kasım - Osmanlı Devleti'nin başkenti İstanbul işgal edildi (İtilaf Devletleri: İngiltere, Fransa, İtalya) *
                   1919 İç Ayaklanmalar (Nutuk'tan)

1919 - Afyon Postnişin'i Ahmet Râşid Çelebi (Celâleddin Çelebi oğlu) oldu
                   1919 - 15 Mayıs - İzmir Yunan Krallığı tarafından işgal edildi (İtilaf Devletlerinin St.-Jean-de-Maurienne antlaşması İzmir'i İtalyanlara verdiği halde) *
                   1919 - 19 Mayıs - Atatürk Samsun'a çktı (16 Mayıs'ta İstanbul'dan hareket eden Bandırma Vapuru) - Fiilen Kurtuluş Savaşının başlangıcıdır * - * Atatürk'ü Anma, Gençlik ve Spor Bayramı
                   19 Mayıs 1919 - 11 Ekim 1922 - Türk Kurtuluş Savaşı *
                   (11 Ekim 1922'de imzalanan Mudanya Mütarekesi ile fiilen, 24 Temmuz 1923'te imzalanan Lozan Antlaşması ile resmen sona ermiştir.)

1919 - 2 Haziran - Veled Çelebi Efendi, Ferit Paşa kabinesi şeyhülislamı Sabri Efendi’nin teklifi, Sultan Vahdettin’in iradesiyle Konya postnişinliğinden azlolunmuş ve Abdülhalim Çelebi ikinci defa Çelebilik makamına getirilmiştir [3 Ramazan 1337] *
                   1919 - 21 Haziran - Amasya Genelgesi - Kurtuluş Savaşına ait Yurdun Bütünlüğü ve Ulusun Bağımsızlığı" kararı *
                   1919 - 1920 (15 Mayıs 1919 - 22 Mart 1920) Balıkesir Kongreleri (5 toplantı) - Yunan İşgaline karşı silahlı direniş ve taktikler *
                   1919 - 16 Ağustos/25 Ağustos - Alaşehir Kongresi *
                   1919 - 23 Temmuz - Erzurum Kongresi - Kurtuluş Savaşının ilk kongresinde padişahlığa ve İstanbul hükümetine rağmen ulusun kaderinin kendi belirlemesi *
                   1919 - 4 Eylül - Sivas Kongresi - Anadolu ve Rumeli Müdafai Hukuk Cemiyetleri mücadelesi karar altına alındı *
                   1920 - 28 Ocak - Misak-ı Milli (Milli Ant)'nin kabulü *
                   İstanbul'da toplanan son mecliste yurtseverler Anadolu hareketine sempati ile gizli oturum yaptılar. Bu aynı zamanda Anadolu Hareketi'nin de programıdır.
                   1920 - Misak-ı Milli sınırları
                   1920 - 23 Nisan - Türkiye Büyük Millet Meclisi 115 milletvekili ile açıldı (19 Mart 1920 tarihli bildirisi ile) * Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı

1920 - 11 Mayıs - Mevlevî muhibbi Nezihe Araz Doğdu (Konya) *
                   1920 - 10 Ağustos - Osmanlı Devleti Sevr Anlaşmasını imzaladı
                   Osmanlı Devleti'nin Fransa ile Sevr'de imzaladığı işgal koşulları ve toprak paylaşımına teslim olan anlaşma. Anlaşma hukuken ve fiilen uygulanmadı, Ankara Hükümeti bu anlaşmayı imzalayanları "Vatan Haini" ilan etti
                   1920 Sevr'e göre Osmanlı toprakları paylaşımı (1)
                   1921 - 6/11 Ocak - 1. İnönü Savaşı - Bilecik Eskişehir istikametinde Yunan kuvvetler yenildi * - Nutuk'tan Haritası
                   1921 - 12 Mart - İstiklal Marşı yarışma sonucu TBMM tarafından kabul edildi (Yarışma 1 Mart) *
                   1921 - 23 Mart - 2. İnönü Savaşı - İkinci dalga Yunan akımı püskürtüldü * - Nutuk'tan Haritası
                   1921 - 23 Ağustos/13 Eylül - Sakarya Meydan Savaşı * - Nutuktan
                   Çok fazla subay kaybı olduğu için bu Muharebeye “Subay Muharebesi” adı da verilmiştir - Yunanlılar geri çekilmiş ve arkalarındaki İngiltere desteğini kaybetmişlerdir. Türk Milleti'nin genel savaşın kazanılacağına olan inancı yerine gelmiştir. Mustafa Kemal Atatürk ünlü "Hattı Müdafaa yoktur, sathı müdafaa vardır. Bu satıh bütün vatandır. Vatanın her karış toprağı vatandaş kanıyla sulanmadıkça vatan terk olunamaz." sözünü bu savaşa atfen TBMM'de söylemiştir.
                   1921 - 10 Temmuz - Kütahya-Eskişehir Savaşları Nutuk'tan Haritası
                   1921 - 18 Eylül - İstiklal Mahkemeleri Kuruldu *
                   Kurtuluş Savaşı sırasında ayaklanma çıkaran ve yağmaya girişenleri, bozguncuları, orduya ait silah ve mühimmatı çalanları, casusları, asker kaçaklarını ve bağımsızlık hareketini engelleme amacıyla propaganda yapanları yargılamak için özel bir kanunla kurulan mahkemelerdir. Üç dönem olarak 1927'ye kadar etkinliğini sürdürmüştür.
                   1921 - 20 Ekim - Ankara Anlaşması - Misak-ı Milli, İttifak devletlerinden Fransa'ya kabul ettirildi

1922 - 3 Nisan - Mustafa Kemal Atatürk Konya'daki Mevlâna Dergahı ve türbesini ziyaretlerinde kendileri için açılan Sema meydanında hazır bulunmuşlardır
1922 - 7 Nisan - Mevlevî muhibbi Annemarie Schimmel Doğumu (Erfurt Almanya) *
1922 - Polonyalı bestekar Karol Szymanowsky, Almanca'ya yapılan çevirileri ile tanıdığı Hz. Mevlânâ'ya ait "Gece Şarkısı" isimli gazeli üzerine 3. Senfonisini besteledi
                   1922 - 30 Ağustos - Başkumandanlık Meydan Savaşı (=Dumlupınar Meydan Savaşı) * - * Zafer Bayramı
                   Türk ve Yunan orduları arasında meydana gelen savaştır. Çanakkale ve Sakarya'da Türk zaferi, hücum eden düşmanı durdurmakla sınırlı kalmıştır. Oysa bu savaşta düşman ordusu tümden yokedilmiştir. Zaferle birlikte Yunan işgaline son vererek Kurtuluş Savaşının kesin bir askeri sonuca ulaşmasını sağlamıştır. Böylece Türk tarafı Lozan'da önemli bir diplomatik avantajla katılmış, askeri durumun barış görüşmelerinde aleyhte pazarlık kozu olarak kullanılmasını önlemiştir. Zaferden sonra kurulacak olan siyasi düzenin temelleri atılmıştır.
                   1922 - 9 Eylül - İzmir Yunan işgalinden Türk Ordusunun kente girişi ile kurtuldu *
                   1922 - 11 Ekim - Mudanya Mütarekesi - Türk Yunan savaşı sona ermiştir ve Kurtuluş Savaşı'nın fiilen sonudur *
                   1922 - 1 Kasım - Saltanatın kaldırılması (17 Kasım Son Osmanlı Sultanı VI. Mehmed Vahdeddin Malta'ya gitti) *
                   1922 - 11 Kasım - Lozan Barış Konferansı - Türk tarafının kayıtsız şartsız bağımsızlık talebi nedeniyle çetin geçmiş, 6 ay sürmüştür *
                   1923 - 1 Mayıs - İşçi ve Emekçiler Bayramı resmi olarak kabukl edildi *

1923 - 15 Mart Perşembe - Seyyit Abdülkâdir Belhi Hazretleri Hakk'a yürüdü [27 Receb 1341]
                   1923 - 24 Temmuz - Lozan Anlaşması - Sevr Anlaşması hükümleri kaldırılıp Türkiye'nin bağımsız ve egemen bir devlet olduğu uluslararası alanda kabül edildi. Kurtuluş Savaşı'nın resmi olarak sonudur *
                   1923 Lozan Antlaşması'na göre Türkiye sınırları (1)
                   1923 - 6 Ekim - İstanbul'un Kurtuluşu - İşgal son buldu *
                   1923 - 13 Ekim - Ankara'nın Başkent oluşu

1923 - 21 Ekim - Abdülhalim Çelebi'nin Millî Mücadele günlerinde göstermiş olduğu başarılı tutumlarından dolayı TBMM tarafından İstiklâl Madalyası ve birçok nişanla onurlandırılması *
                   1923 - 29 Ekim - Cumhuriyetin ilanı - 1921 anayasasına eklenen madde ile kararlaştırılmış ve Cumhurbaşkanlığına Mustafa Kemal seçilmiştir * - * Cumhuriyet Bayramı

1924 - (öncesi) - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk tıp tahsili sırasında Galata Mevlevîhânesinde kaldı, Arapça ve Farsçayı öğrendi.
                   1924 - 3 Mart - Hilafetin kaldırılması, Tevhid-i Tedrisat Kanunu ile Milli Eğitim Bakanlığı ders programlarını birleştirdi
                   1924 - 20 Nisan - Teşkilat-ı Esasiye Kanunu - Cumhuriyet sonrası ilk anayasa kabulü ile devlet kurumları belirlendi

1925-1940 - Reynold Alleyne Nicholson Mesnevi'yi 8 cilt olarak ilk kez tümüyle İngilizce'ye tercüme etti (The Mathnawi of Jalalu'ddin Rumi)
1925 - Afyon Mevlevîhânesi Matbah-ı Şerif ile son cemaat mahalli arasında bulunan, alt katında hücreler, üst katında "Şeyh Dairesi" ile görevli odaları mevcut olan iki katlı ahşap "Selâmlık Dairesi", "Misafir-hâne", "Meydân-ı Şerîf" ve "Canlar Odası", bu yıl tamamıyla ortadan kalkmıştır. *
1925 - 12 Ekim - Mevlâna Dergâhının son Makâm Çelebisi Abdülhalim Çelebi'nin İstanbul'da otel odasının balkonundan düşerek ya da menfûr bir olaya kurban giderek Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhânesi hâziresine defnedilmiştir) *
                   1925 - 30 Kasım - Tekke ve Zaviyelerin Kapatılması - (30 Kasım 1925 tarihinde kabulü, 13 Aralık 1925 Resmi Gazete ilanı)

Afyon Mevlevîhânesi de tekke ve zaviyelerin kapatılması üzerine diğerleri gibi faaliyetine son verilen Mevlevî-hânelerdendir. Zaman içerisinde bando binası, Kur'ân-ı Kerîm kursu ve müftülük binası olarak kullanılmıştır. Günümüzde Afyon'un başta gelen camilerinden biri ve ünlü bir ziyaret yeridir. *
1925 - (30 Kasım +) - Türkiye’deki tekkelerin kapatılmasından sonra Halep Mevlevihanesi’nden Şeyh Şamlı Dede Lefkoşa Mevlevihanesi’ne şeyh olarak atandı
1925 - Afyon Postnişin'i Ahmet Râşid Çelebi idi
                   1926 - 17 Şubat - Medeni Kanunun kabulü

1926 - 6 Nisan - Mevlânâ Türbesinin Müze olarak açılması Başbakan İsmet İnönü ve toplanan Bakanlar Kurulu'ndan kararı alındı *
Bu kararda: "Tarz-ı mimari nokta-i nazarından kıymeti ve etnoğrafyaya müteallik âsârı ihtiva eylemesi hasebiyle müze ittihazına elverişli olduğu anlaşılan Konya'daki Mevlâna Türbesi ve Dergâhı’nın müze olarak tanzimi ve ziyarete açılması..." şeklinde bildiriliyordu.
1926 - 11 Eylül - Eylül 1926 tarihinde Hz. Mevlânâ Dergâhının "Âsâr-ı Âtîka Müzesi" ne dönüştürülmesi çalışmaları ile ilgili; Maarif Müfettişlerinden Hamit Zübeyr Bey ile Maarif, Evkaf ve Polis Müdüriyetleri tarafından tayin edilen zevat ve müze müdürü ile muhafaza müdürü huzurunda kapılar açılarak Dergâh eşyası teslim alınmıştır.
1926 - 25 Aralık - Celâleddin Bakır Çelebi (Hz. Mevlânâ'nın 21. Kuşak torunu) Doğdu (Suriye Halep)
1927 - 3 Ocak - Hasiri-zâde Şeyh Mehmed Elif Efendi Hakk'a yürüdü
1927 - 2 Mart - Hz. Mevlânâ Türbesinin "Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi" adı altında törenle açıldı [27 Şaban 1345] *
1927 - 2 Mart ve sonrası - Ankaralı Mehmet (Arısoy) Dede, Konya Âsâr-ı Atîka Müzesi Müstahdemi olarak hademe ve bekçilik görevine başlar. Böylece Türkiye'de hücresini koruyan son Mevlevî Dervişi olur. Devrin Milli Eğitim Bakanı Hasan Âlî Yücel'in rüyasında Hz. Mevlânâ'yı görmesi ile 1934 yılının Kasım ayından 1957'ye kadar da hücresinde huzur ve sükûn içerisinde yaşamına devam eder.
1927 - Sütlüce Dergâhı şeyhi, Mevlevî halîfesi ve Mesnevîhan Elif Efendi Hakk'a yürüdü *
1927 - 19 Temmuz - Çankırı Mevlevîhanesi şeyhi Hasib Dede Hakk'a yürüdü (Mevlevîhâne’de meftundur)
                   1927 - 15/20 Ekim - Mustafa Kemal Atatürk Kurtuluş Savaşımızın gün gün değerlendirmesi olan Nutuk'u okudu * - * Nutuk (e-Kitap)

1927 - 27 Kasım - Konya Dergâh kütüphanesi günümüzde müze müdür odası olarak kullanılan Çelebi Odasında Mevlâna Müzesi Ihtisas Kütüphanesi adı altında hizmete açılmıştır.
1928 - 8 Haziran - Tâhirü’l-Mevlevî'nin annesi Emine Emsal Hanım Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhanesi Hamuşanında medfûndurlar)
                   1928 - 1 Kasım - Harf Devrimi yapıldı
                   1928 - 11 Kasım - Türk Dil Kurumu kuruldu

1929 - 14 Temmuz - Edirne Mevlevîhanesi son şeyhi Ahmed Selâhaddin Dede’nin dervişlerinden Meydancı Mehmed Dede Hakk'a yürüdü
1929 - 20 Ağustos - Tâhirü’l-Mevlevî bu tarihten itibaren Fatih camiinde Mesnevî derslerini vermeye başlamıştır.
1930 - 17 Şubat - Eskişehir Mevlevîhânesi postnişini Bahâeddin Dede Efendi Hakk'a yürüdü
1931 - 21 Ağustos - Bursa Mevlevî şeyhi imam-hatiplik yapan Mehmed Şemseddin Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Bursa Mevlevîhâne karşısındaki Pınarbaşı Mezarlığında medfûndurlar)
1931 - 22 Eylül - Şeyh Fevzi Dede’nin torunu Kıbrıslı Şeyh Celaleddin Efendi Hakk'a yürüdü (Lefkoşe Mevlevî tekkesi türbesinde medfûndurlar)
1934 -13 Nisan - Afyon Postnişin'i Ahmet Râşid Çelebi Hakk'a yürüdü
1934 - Üsküdar Mevlevihânesi son aşçı dedesi Tırnovalı Hafız Vehbi Dede Hakk'a yürüdü (Tekkeler kapandıktan vefatına kadar Mevlevîhânedeki hücresinde yaşamıştır) *
1934 - 17 Ağustos - Şeb-i Arûs Törenlerinde Neyzenbaşılık görevi de yapan Neyzen Aka Gündüz Kutbay doğdu (İstanbul) *
                   1934 - 5 Aralık - Türk Kadınına Milletvekilliği seçme ve seçilme hakkı verildi (1935'de ilk seçimlerde 18 kadın milletvekili TBMM'ye girdi)
                   1935 - Türk Tarih Kurumu kuruldu

1935 - 2 Ocak - Soyadı Kanunu yürürlüğe girdi (21 Haziran 1934'de kabul edilmiş, 2 Temmuz 1934'de Resmi Gazete'de yayımlanmıştır) *
1935 - 8 Ocak - Rauf Yektâ Bey Hakk'a yürüdü (İstanbul, Nakkaşbaba Mezarlığında meftundur)
1935 - 28 Şubat - Yenikapı Dergâhı postnişini Abdülbâkî Baykara Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Yenikapı Mevlevihane’si bitişiğindeki Hamuşânda, Mevlevîhane’nin ilk postnişini Kemal Ahmed Dede’nin yanına medfûndurlar) [24 Zilkade 1353]
1935 - Bakımsız kalan Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi) semahanesi yıktırıldı
                   1936 - 29 Mayıs - 2994 sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile şekillendirilmiş, Türkiye'nin ulusal bayrağı olarak kabul edilmiştir. *
                   (Kırmızı zemin üzerine beyaz hilal ve yıldız konarak oluşan bayrak ilk kez Osmanlı Devleti tarafından 1844 yılında kabul edilmiştir. 22 Eylül 1983'te 2893 Sayılı Türk Bayrağı Kanunu ile bayrak ölçütleri belirlenmiş ve bayrak son halini almıştır.)

                   1936 - Türk Bayrağı (1)


1936 - 1 Temmuz - Mûsikîşinas, hânende, hafız, Mevlevî Âyîn-i şerif bestekârı Bekir Sıdkı Sezgin İstanbul’da Doğdu
                   1936 - 20 Temmuz - Montrö Sözleşmesi - Boğazların Uluslararası geçişlerdeki kullanımını tanımladı

1936 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Hz. Mevlânâ'nın Hayatını Tahran'da İran Milli Eğitim Bakanlığı'ndan yayınladı (2. baskı 1954)
1937 - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk Hz. Mevlânâ'nın Mektuplarını İstanbul'da bastırdı (Mektûbat Abdülbâki Gölpınarlı Dede tarafından Türkçe'ye çevrilmiştir)
1937 - 27 Ağustos - Ali Eşref Dede’nin büyük oğlu, Edirne Murâdiye Mevlevîhânesi post-nişîni ve şeyhliğinde bulunmuş olan Şeyh Selâhaddin Dede Hakk'a yürüdü
1938 - 9 Ocak - Mevlevî muhibbi Uz (Muallim Hoca Sakallı Kazım Efendi) Hanende Hakk'a yürüdü
1938 - 20 Şubat - Ûdî bestekâr, yazar Cinuçen Tanrıkorur doğumu (İstanbul) *
1938 - 19 Mart - Ahmed Avni Konuk Hakk'a yürüdü
1938 - 21 Nisan - Hz. Mevlânâ Aşığı Pakistan millî şairi Muhammed İkbal Hakk'a yürüdü (Pakistan Lahor kentindeki türbede meftundur)
1938 - Türk Tıp Tarihi Kurumu'nun kurucu üyesi Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk Almanya, İngiltere, Hollanda, Libya, İran ve Avusturya'da incelemelerde bulunarak Selçuklu ve İslam Tarihi ve Medeniyeti alanlarında, Mevlana araştırmaları ile ilgili pek çok eseri inceledi. Anadolu Selçuklu Uygarlığının çeşitli yönlerine ışık tutan eserler ile Mevleviliğe ve Konya’ nın yerel kültürel özelliklerine dair eserler verdi

1938 - 10 Kasım (saat 09:05) - Mustafa Kemal Atatürk Hakk'a yürüdü *

1938/9 - Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi) haremdairesi yandı ve avlusunda yer alan türbe çöktü
                   1939 - 30 Haziran - Lozan Anlaşmasında sınırlarının dışında kalan Hatay ili Türkiye topraklarına dahil edildi *
                  


1940/1950 - Yol genişletme çalışmaları sırasında Samsun Mevlevîhânesi yıkıldı. Günümüzde TEKEL fabrikası ile Samsun İl Özel İdaresinin yer aldığı bölgede konumlanmış olan mevlevîhâne, hemen yanındaki Mevlevîhâne caddesine de ismini vermiştir
1940 - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk Ankara'da "Uzluk Matbaası"nı kurdu, Mevlevilik Kültürü alanında eserlerin basılmasına vesile oldu
1941 - 13 Haziran - Edirne Mevlevîhanesinden Ahmed Selahaddin Dede’nin kardeşi Neyzen Hüsameddin Dede (Ergut) Hakk'a yürüdü
1942 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Hülâse-i Mesnevi'yi Tahran'da yayınladı (Mesnevi'den 301 sayfa seçme beyitler yayınladı)
1943 - 13 Ağustos - Türk mûsikîsi bilgini ve bestekârı, Bahariye Mevlevîhânesi kudümzeni ve Reisü’l-Kurra (Zekâidedezâde) Hâfız Ahmed Irsoy Hakk'a yürüdü (Eyüp Gümüşsuyu’nda Kaşkârî dergahı civarında medfûndurlar)
1943 - 17 Aralık - Hz. Mevlâna’nın 670. vuslat yıl dönümünde Prof.Dr. F. Nâfız Uzluk tarafından Konya Halkevi’nde bir konferans verildi
1944 - 23 Nisan - Halep Mevlevî Zaviyesi şeyhi Mehmed Bakır Çelebi Efendi Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhanesi'nde babası Abdülhâlim Çelebi'nin yanında medfûndurlar)
1944 - 17 Aralık - Hz. Mevlâna’nın 671. Vuslat Yıl Dönümünde İstanbul’da Piyer Loti Kahvesi’nde Mevlâna Semineri düzenlendi
1945 - 3 Şubat - Galata Mevlevîhânesi son neyzenbaşı Hacı Emin Dede (Yazıcı) Hakk’a yürüdü. (Eyüpsultan’da ağabeyinin yanına defnedilmiştir)
1945 - 15 Ağustos - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk'un Niğdeli Hakkı Eroğlu'na Sultan Veled'in İntihâ-nâme'sinin tercüme ettirmesi
Aynı şaire daha önceden Sultan Veled’in Rebâb-nâme’sini tercüme ettirmiş ve İntihâ-nâme’sini de tercüme ettirmek istemiştir
*
1945 - 27 Ağustos - Reynold Alleyne Nicholson Hakk'a yürüdü
                   1945 - 16 Temmuz - Atom Çağı Başlaması *
                   II. Dünya Savaşında ilk nükleer (atom) patlamasından sonraki tarihi dönemi tanımlamak için kullanılan bir ifadedir. 1933 yılında nükleer zincir reaksiyonları hipotez olmasına rağmen ve ilk yapay kendi kendini imha edebilen nükleer zincir reaksiyonu Aralık 1942 yılında yer almıştı. Trinity testi ve onu takip eden Japonya’daki II. Dünya Savaşını bitiren Hiroşima ve Nagazaki'ye atom bombası saldırısı nükleer teknolojinin ilk büyük ölçekli kullanımını temsil eder ve derin sosyo-politik düşünce değişikliklerini ve teknolojinin gelişimini başlatmıştır. Atom gücü ilerlemenin ve modernliğin bir özeti olarak görüldü.

1944 - 6 Kasım - Ahmed Remzi Dede (Akyürek) Kayseri’de Hakk’a yürüdü (Kayseri, Burhaneddin-i Muhakkık-i Tirmizi Hazretlerinin türbesi hamuşânında medfûndurlar)
1948 - 28 Ağustos - Hattat Mehmed Sü'ud (el-Mevlevî) Hakk’a yürüdü (Merkez Efendi kabristanında medfûndurlar)
1948 - 4 Aralık - Mevlevi Ayin Bestekarı Râkım Elkutlu Hakk’a yürüdü
1950 - 6 Ocak - Karamanlı Muhammedi Ruhi Dede Hakk'a yürüdü
1950 - 3 Ekim - Mevlevi Ayin Bestekarı İzzeddin Hümâyî Elçioğlu Hakk’a yürüdü
1951 - 14 Mart - Bahariye Mevlevîhânesi Şeyhi Karahisar Çelebilerinden Ahmet Çelebi'nin Hakk'a yürüdü
1951 - 20 Haziran - Tâhirü’l-Mevlevî (Mehmet Tâhir Olgun) Hakk'a yürüdü (İstanbul, Yenikapı Mevlevîhanesi Hamuşanında medfûndurlar)
1951 - 17 Aralık - Hz. Mevlâna’nın 678. Vuslat Yıldönümü Anma Töreni Konya Şahin Sinemasında yapılmış, ilk kez programda konuşmalardan sonra, Afyon ve İstanbul’dan davet edilen Mutrip Heyeti tarafından Mevlevi musikisinden örnekler verilmiştir.
1952 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Fihi Mâfih kitabını Tahran'da yayınladı
1952 - 6 Mart - Hacı Raşid Dede nâm-ı diğer Hatip Hoca Hakk'a yürüdü
1953 - 4 Mayıs - Son Mevlevî postnişinlerinden Veled Çelebi İzbudak Efendi Hakk'a yürüdü (Cebeci Mezarlığında medfûndurlar) *
1953 - 1 Aralık - Neyzen Süleyman Ergüner Dede Hakk’a yürüdü
1954 - 8 Ocak Cuma (23:56) - Osman Kemali Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Edirnekapı mezarlığında medfûndurlar) *
1954 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Meahiz-i Kasas-u Temsilâtı Mesnevi'yi Tahran'da 266 sayfa olarak yayınladı (Mesnevi'deki hikayeler)
1954 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Dîvân-ı Kebîr'in 1. cildini Tahran'da yayınladı

1955 - 10 Nisan - Çorum Mevlevî postnişini İzzet Dede’den sonra postnişin olan Hüsameddin Dede Hakk'a yürüdü
1955 - 6 Mayıs - Mevlevî Âyini Bestekârı, müzikolog Hüseyin Sadettin Arel Hakk'a yürüdü (İstanbul, Zincirlikuyu Mezarlığında medfûndurlar)
1956 - Prof. Eva de Vitray-Meyerovitch (Havva Hanım) "Mevlânâ" isimli eserini Paris'te bastırdı
1956 - Lefkoşa Mevlevihanesi bazı odaları "Türk Çocuk Yuvası" olarak kullanıldı

1957 - 19 Haziran Çarşamba - Hz. Mevlânâ'nın 21. kuşak Torunu, Afyon Çelebilerinden Mehmet Saracel Çelebi Doğdu

1957 - 10 Ekim Perşembe 06:30 - Ankaralı Mehmet (Arısoy) Dede Hakk'a yürüdü (Konya, Üçler mezarlığında meftundur)
1957 - Yük.Mimar Şahabettin Uzluk tarafından "Mevlevilikte Resim, Resimde Mevleviler" kitabını yayınladı (İş Bankası yayınları)
1958 - Bediuzzaman Fürûzanfer, Dîvân-ı Kebîr'in 2. cildini Tahran'da yayınladı

1959 - 3 Mayıs - Ressam, Neyzen, Mevlevî muhibbi Zeki Kocamemi Hakk'a yürüdü
                   1960 - Kıbrıs Cumhuriyeti kuruldu *

1961 - 6 Haziran - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk, Bediuzzaman Fürûzanfer'in Hz. Mevlânâ'nın Hayatını Biyografileştirdiği eserini Türkçe'ye çevirdi (Önsöz'ün tarihinden)
1961 - A.J. Arberry tarfından Fürûzanfer'in bastırdığı "Fihi Mafih" kitabı İngilizce'ye çevirisi Nicholson'un anısına bastırıldı (276 sayfa)

1961 - 9 Eylül - Yenîkapı Mevlevîhanesi Semâhane hünkar mahfilinin altında çıkan bir yangın sonucu Semâhane, şerbethane ve türbesi tamamıyla yandı. Geriye Mevlevîhane’nin (Semâhanenin) temelleri, çevresindeki hamuşan, kütüphane, iki giriş kapısı, muvakkithane ve bahçe duvarları kalmıştır.
1962 - Afyon Mevlevîhânesi'ne geniş çaplı onarımların yapıldığı yıllardandır.
Yıkılma tehlikesi gösteren minaresi sökülerek, kesmi taştan, Ampirik uslupta yeniden inşa edilmiştir. Avlunun döşemeleri yenilenmiş, eski şadırvanın yerine yenisi yapılmıştır. "Matbah-ı Şerîf"in yanındaki gasil-hâne bu yıl yapılmıştır. Cümle kapısı önündeki merdiven ile sundurma da bu yıla aittir.
*
1962 - 3 Mayıs - Mevlevî şair M. Kadir Keçeoğlu (Yaman Dede) Hakk'a yürüdü (Karacaahmet Mezarlığında medfûndurlar)
1963 - 30 Nisan - Kıbrıs Mevlevî Tekkesi, "Kıbrıs Türk Müzesi" (Türk Etnoğrafya Müzesi) olarak düzenlenerek ziyarete açılmıştır
                   1963 - 30 Kasım - Kıbrıs'ta Cumhurbaşkanı II.Makarios anayasa değişikliği ile Kıbrıs'lı Türklerin haklarını ortadan kaldırdı *
                   Türkiye ve ABD başkanı Kennedy kabul etmedi. Kıbrıslı Türkler de reddetti.
                   1963 - 21 Aralık - Kıbrıs Rumları, Kıbrıs Türklerine saldırırarak katliamlar yaptı. *

1965 - Abdülbâki Gölpınarlı Dede tarafından çevirisi yapılan Hz. Mevlânâ'nın Mecâlis-i Seb-a kitabı Konya'da basıldı
1965 - 13 Haziran - Rast ve Selmek makamlarında 2 Mevlevî Âyîn bestekârı mûsikîşinas Refik Fersan Hakk'a yürüdü (Zincirlikuyu mezarlığında medfûndurlar)
1966 - 10 Ağustos - Edirne Mevlevîhânesi son şeyhi Ahmed Selâhaddin Dede’nin dervişlerinden Neyzen Kadir Dede Hakk’a yürüdü
1966 - 18 Aralık - Hicazkâr Ayin-i Şerif bestekârı Hâfız Ahmet Çalışır Doğdu (Konya)
                   1967 - Kıbrıs'ta Rum saldırıları tekrar başladı ve Yunan ordusu 15.000 askeri gayri resmi olarak adaya yerleştirdi.

1968 - 30 Mart - Halep Mevlevihanesi şeyhi Âmil Çelebi’nin oğlu Hulki Âmil Keymen Hakk'a yürüdü
1969 - 19 Şubat - Zekâî Dede Efendi’nin torunu, Mevlevi muhibbi, mûsikîşinas Mehmet Münir Kökten Hakk'a yürüdü (Eyüp Mezarlığında medfûndurlar)
1970 - (yılın başlarında) - Bakımsız kalan Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi) avlu kapısı ile arkasındaki ahşap selamlık yıktırıldı
Yıllar boyunca depo olarak kullanılan Bahariye Mevlevihanesi'nin hazîresindeki 20 kadar mezar, Eyüp Mezarlığı ve Edirnekapı Şehitliği'ne nakledildi.
1970 - 6 Mayıs - Bediu’z-zaman Furûzanfer Hakk'a yürüdü (Tahran)
1971 - 11 Temmuz - 1958 yılında Konya’daki anma törenlerinde ilk defa gerçekleştirilen semâ âyininde Çelebi Efendiyi temsilen postnişinlik yapan Mevlevî şeyhi ve Mesnevîhan Ahmet Midhat Bahari Beytur Efendi Hakk'a yürüdü (Göztepe Sahra-ı Cedid kabristanında medfûndurlar)
1972 - Abdülbaki Gölpınarlı Dede, Mesnevî Şerhi çalışmasını bitirmiştir [1392] *

1973 - UNESCO tarafından 1973 yılı "Mevlânâ Sevgi Yılı" olarak anılmıştır. (Hz. Mevlânâ'nın Doğumunun 700. yıl dönümü sebebi ile)
(UNESCO = Birleşmiş Milletler Eğitim Bilim ve Kültür Kurumu)

1973 - Âmil Çelebioğlu, Mesnevî’nin Nahîfî tarafından yapılan tercümesinin sadeleştirilmesini bitirmiş, Türkçe olarak tamamlanmıştır *
1973 - 23 Mayıs - Mevlevî Neyzen Halil Can Hakk'a yürüdü (Karacaahmet mezarlığında medfûndurlar)
1973 - 28 Ağustos - 1959’da ilk kez yapılan Mevlânâ Anma Törenlerinde mutrip heyeti başkanlığı yapmış olan Neyzen Hayri Tümer Hakk’a yürüdü
1973 - 21 Eylül - Neyzen Burhanettin Ökte Hakk'a yürüdü
1973 - 17 Aralık - Mevlâna müzesi karşısına bir bina yapılarak “Mevlâna Tetkikleri Enstitüsü” hizmete girdi. 1978 yılında bu bina İl Halk Kütüphanesi olmuştur
                   1974 - 15 Temmuz - Kıbrıs'ın yönetimi Yunanistan'a geçti
                   Kıbrıs'taki yönetimin Yunanistan'ın istediği enosis yolunda ilerleme kaydetmediğinden adanın Kıbrıs Ulusal Muhafız Birliği yerine Yunan subaylarının kontrolüne geçmesi ve Lefkoşa'daki Başkanlık Sarayı basılarak II.Makarinos'u görevden aldı. Nikos Sampson yeni hükümetin devlet başkanı olduğunu ilan etti.
                   1974 - 20 Temmuz - Türkiye Kıbrıs'a karadan ve havadan harekat gerçekleştirdi.
                   Türk birlikleri, adaya indikten kısa bir süre sonra adanın büyük şehirlerinden bir olan Girne'ye girdi. Başkent Lefkoşa'ya doğru ilerlemeye başladı. 22 Temmuz'da taarruz sonucunda Türk birlikleri önce Girne’ye girdi, daha sonra da başkent Lefkoşa’ya yöneldi. Ateşkes başlamadan Girne-Lefkoşa hattı birleşti.
                   Geçici ateşkes ilan edildiyse de Rum birliklerinin bu ateşkes kurallarına uymaması sonucu 13 Ağustos'ta Türk birlikleri tekrar ilerlemeye başladı. Türk birlikleri 14 Ağustos'ta başkent Lefkoşa'ya, 15 Ağustos'ta Lefke ve Mağusa'ya girdi. Uluslararası baskılar sonucunda ateşkes ilan edildi ve adanın %37'si Türkler'in kontrolüne geçti. 170.000 civarındaki Kıbrıslı Rum kuzeyde bulunan evlerinden göç ettirildi, 50.000 Kıbrıslı Türk ve daha sonrada Türkiye'nin teşviki ile Türkiye'den gelen göçmenler ise bu evlere yerleştirildi.

1974 - 27 Eylül - Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk Hakk'a yürüdü (Ankara, Konya Üçler Mezarlığında medfûndurlar)
Kütüphanesi, kendi isteği doğrultusunda ölümünden sonra Konya İl Halk Kütüphanesi"nde Feridun Nâfiz Uzluk adını taşıyan bölüme (Mevlânâ Dokümantasyon Merkezi olarak da bilinir) bağışlandı
                   1975 - 13 Şubat - Kıbrıs Türk Federe Devleti'nin oy birliği ile kurulduğunu ilan etti. Kuruluş bildirisini ilk cumhurbaşkanı olan Rauf Denktaş okudu. *

1975 - 27 Aralık - Galata (Kule Kapısı) Mevlevîhanesi bu tarihten itibaren Divan Edebiyatı Müzesi olarak ziyarete açılmıştır.
1977 - 27 Nisan - Konya Mevlana Müzesi müdürü M. Necati Elgin Hakk'a yürüdü (İstanbul Zincirlikuyu aile kabristanında medfûndurlar)
1979 - 27 Ağustos - Neyzen Aka Gündüz Kutbay Hakk'a yürüdü (İstanbul, Zincirlikuyu mezarlığında medfûndurlar)
                   1980 - Sayısal Devrim *
                   Mekanik ve elektrik sistemlerin 1980'den beri yerlerini sayısal sistemlere bırakmasını anlatır. Bu devrimin gerçekleşmesinin altında sayısal mantık devrelerinin ucuza ve çok üretilmesi ile gerçeklenen bilgisayar gibi makineler yatar.

1980 - 11 Mayıs - Mevlevî Ayinhan Kudümzen Sadettin Heper Hakk'a yürüdü (Eyüp Sultan Mezarlığında medfûndurlar)
1980 - 18 Aralık - Hüseyin Saadeddin Arel Doğdu
1981 - 22 Haziran - Galata Mevlevîhanesinde âyîn-hanlık yapmış olan Hattat, mûsikîşinas Hâfız Kemâl Batanay Hakk'a yürüdü (Feriköy Mezarlığı'nda medfûndurlar)
1982 - 7 Mayıs - Mevlevî şeyhlerinden Gürcü zade Mehmet Efendi’nin torunu bestekâr Selahattin İnal Hakk'a yürüdü (Ankara Karşıyaka Mezarlığında medfûndurlar)
1982 - 25 Ağustos Çarşamba - Abdülbâkî Gölpınarlı Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Seyid Ahmed Deresi Camii’nin haziresinde medfûn)
                   1983 - 15 Kasım - Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti kuruldu *
                   Günümüzde bile Dünya Posta Birliği KKTC'yi müstakil bir devlet olarak tanımadığından postalarda "Mersin 10 Turkey" posta kodu ile gönderilmektedir *

1986 - 14 Şubat - Ord.Prof.Dr. Ahmet Süheyl Ünver Hakk'a yürüdü (İstanbul)
1989 - 9 Nisan - Yenikapı Mevlevîhanesi son şeyhi Abdülbâki Efendi’nin oğulları Mevlevî postnişini Resûhî Baykara Efendi Hakk'a yürüdü (Yenikapı Mevlevîhanesi Hâmûşân Mezarlığı’nda babalarının yanında)
1989 - 4 Temmuz - Mimar, ressam, eğitimci ve araştırmacı Şahabeddin Uzluk (Hz. Mevlânâ soyundan ve Prof.Dr. Feridun Nâfiz Uzluk'un kardeşi) Hakk'a yürüdü *
                   1990 - Bilişim Çağı (Bilgi Çağı) Başlaması *
                   1980'lerde İnternet'in kullanımının yaygınlaşması ve nihayet 1995'te tamamen serbest bırakılmasından sonra 1990'lardan bugüne kadar olan süre için kullanılmaktadır.

1990 - 26 Mayıs - Ailesi Mevlevî tarîkatine bağlı olan ve ilk gençlik yıllarını Yenikapı Mevlevîhanesi'nde geçiren Tambur sanatçısı mûsikîşinas İzzettin Ökte Hakk'a yürüdü (Yalova Çınarcık kabristanında medfûndurlar)
1992 (günümüzde de devam eder) - Afyonkarahisar Mevlevîhânesinden Aşure dağıtımı
Sultan Dîvânî'ye hediye edilen kazan da kullanılarak yaklaşık 3,5ton aşure ile 40 hatimli 29 tahıl ve baharatlı geleneksel Aşure dağıtımını Afyonkarahisar Belediyesi tekrar başlattı
1992 - Temmuz - Neyzen Fuat Türkelman Hakk'a yürüdü
1996 - 13 Nisan - Celâleddin Bakır Çelebi (Hz. Mevlânâ'nın 21. Kuşak torunu) Hakk'a yürüdü (Konya Üçler Mezarlığında medfûndurlar)
1996 - 10 Eylül - Muhayyersünbüle Mevlevî Âyin-i Şerîf bestekârı mûsikîşinas üstad Hafız Bekir Sıdkı Sezgin Hakk’a yürüdü (Kadıköy, Sahrayı Cedit Mezarlığında medfûndurlar)
1997 - 7 Mayıs - Yenikapı Mevlevîhanesi Şeyh dairesinde çıkan yangın sebebiyle; selamlık binasının çatısı, dedegan hücreleri tamamen yanmış ve harap olmuştur
1998 - 28 Haziran - Neyzenbaşı Ali Doğan Ergin Hakk'a yürüdü
1999 - 24 Temmuz - Prof. Eva de Vitray-Meyerovitch (Havva Hanım) Hakk'a yürüdü (Paris/Fransa) - Vasiyeti üzerine cenazesi 2008'de Konya Üçler Mezarlığına defnedilmiştir
2000 - 28 Haziran - Ûdî bestekâr, yazar Cinuçen Tanrıkorur Hakk'a yürüdü (İstanbul, Ümraniye Kocatepe mezarlığında medfûndurlar)
2002 - 17 Aralık - "Kıbrıs Türk Müzesi" (Türk Etnoğrafya Müzesi) 2001-2002 yıllarındaki yeniden düzenlenmesi sonrası Şeb-i Arus töreni ile Mevlevi Müzesi olarak yeniden ziyarete açıldı
2003 - 26 Ocak - Mevlevî muhibbi Annemarie Schimmel Hakk'a yürüdü
2003 - 14 Eylül - Hafız, mûsikîşinas, yazar Dr. Ali Kemal Belviranlı Hakk'a yürüdü (Konya Hacıfettah kabristanında medfûndurlar)
2004 - 29 Mayıs - Klasik tegannî tarzının üstadı, Hafız, Mevlidhan, Kudümzen, Âyinhan, Naathan, hanende Kani Karaca Hakk'a yürüdü (Necatibey Mezarlığında medfûndurlar)
2004 - 30 Mayıs - Neyzen bestekâr Selami Bertuğ Hakk'a yürüdü
2005 - 23 Ocak - Mesnevîhan Şefik Can Dede Hakk'a yürüdü (İstanbul, Konya Üçler Kabristanında medfûndurlar)
2005 - 17 Eylül - Gelibolu Mevlevîhanesi 1994’te Vakıflar Genel Müdürlüğü tarafından satın alınmış, onarıma başlanılmış ve bu tarihte resmen ziyarete açılmıştır

2007 - UNESCO tarafından "Dünya Mevlânâ Yılı" kabul edilmiştir. (Hz. Mevlânâ'nın 700. Vuslat yıl dönümü sebebi ile)

2007 - Abdülbaki Gölpınarlı Dede, Hz. Mevlânâ'nın Dîvân-ı Kebîr'ini 8 cilt olarak İş Bankası Yayınlarından yayımlamıştır
2007 - 15 Aralık - Lütfi Filiz Hakk’a yürüdü
2008 - (yılın başlarında) - Eyüp Belediyesi tarafından Bahariye Mevlevihanesi (Beşiktaş Mevlevihanesi)'ni canlandırma projesi başlatıldı. Bir müddet sonra İstanbul Büyükşehir Belediyesi'nin devraldığı ve yaklaşık 10 milyon liraya mâl olan restorasyon projesi 2010 yılında tamamlandı.
2008 - 25 Haziran - Prof.Dr. Ahmed Yüksel Özemre Hakk'a yürüdü (Karaca Ahmet Sultân kabristanında medfûndurlar)
2009 - 25 Temmuz - Nezihe Araz Hakk'a yürüdü (İstanbul)
2009 - 31 Ocak - Polis Burhan (Burhan Öcal) Hakk'a yürüdü (Dedeler Hamuşanında medfûndurlar)
2011 - 21 Kasım - Galata Mevlevihanesi, Galata Mevlevihanesi Müzesi adıyla hizmet vermeye başladı



KAYNAKLAR :

(# ') # Nolu kaynaktan alınan bilginin derlenmiş hali
(0) İnternette pekçok yerden bulunabilir
(00) www.erimsever.com
(1) Haritalar: http://tr.wikipedia.org
(2) Ariflerin Menkıbeleri - Ahmet Eflaki Dede - Çeviren: Tahsin Yazıcı - Kabalcı Yayınları (2006) - M.E.B. Yayınları Şark İslam Klasikleri 29 (1995) - Remzi Kitabevi (1986)
(3) Hz. Mevlânâ'nın Hayatını - Bediuzzaman Fürûzanfer - Tahran
(4) Dîvân-ı Kebîr - Cilt 1 - Sunuş (Giriş / Mevlânâ'nın Yetiştiği Çağ) - Abdülbâki Gölpınarlı - İş Bankası Yayınları 2007
(5) Karahisâr-ı Sâhib Sultan Dîvânî Mevlevîhânesi ve Mevlevî Meşhurları - Yusuf İlgar - Afyonkarahisar 2008

SAYFA LEJANT :
İnternet Sayfası
İnternet Hesaplama Sayfası (İnternet Explorer belgesi)
Kitap (Türkçe)
Kitap (İngilizce-Arapça-Urdu dili-Sindhi dili)
JPG, GIF, BMP,... (Resim) Formatında belge
PDF, LIT,... (E-Book) Formatında belge
İnternet Tarayıcı Yardım Dosyası (HTML Help Compiled Help File)
Ofis Yazı dosyası (Word belgesi)
Ofis Sunum dosyası (Power Point belgesi)
Video dosyası
Ses dosyası

Aynı dosyanın www.erimsever.com 'a kaydedilmiş hali

& Exe veya Com Formatında program (veya program kurulumu) (i veya ii veya iii)
(i) Freeware - Kullanımı serbest program
(ii) Shareware - Lisanslı, sınırsız kullanımlı program
(iii) Shareware - Lisanslı, sınırlı kullanımlı program

NOTLAR :
1 - Sayfada sunulan dosya ve programların açılması ile ilgili gerekli yazılımlar için YAZILIMLAR sayfasından faydalanabilirsiniz.
2 - Lütfen fikirlerinizi, paylaşmak istediğiniz program ve belgeleri olabildiğince kaynak göstererek (internet adresi linki ile) mail atınız.


Sevgiden tortulu sular durulur, berraklaşır. Sevgiyle ölü diriltilir, sevgiyle padişahlar köle yapılır - Hz. Mevlânâ (k.s.) - Mesnevî, II, 1530-1531

© Erim SEVER - Makina Mühendisi

İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır - Hadis-i Şerif - Hz. Mevlânâ'nın (k.s.) Vasiyeti'nden
Yasal Uyarı & İlkeler