ARAMA MOTORU :


Google Arama
www.erimsever.com


Bilginin paylaştıkça çoğalması ve ülkemizde daha fazla "Düzgün İşler" yapılması niyeti ile...

Site Haritası



Yukarı Çık
Hz. Mevlana Sayfasına gitmek için tıklayınız
Semazen
Afrika Dili - Güney Afrika Almanca - Almanya Arapça - Arabistan Arnavutça - Arnavutluk Azerice - Azerbaycan Baskça - İspanya Belarusça - Beyaz Rusya Bengalce - Bengal Bulgarca - Bulgaristan Çekce - Çekoslovakya Çince - Basitleştirilmiş Çince - Geleneksel Danca - Danimarka Endonezya Dili - Endonezya Ermenice - Ermenistan Eskenazi Dili - Almanya Yahudileri Estçe - Estonya Farsça - İran Filipince - Filipinler Fince - Finlandiya Fransızca - Fransa Galce - Galler Galiçyaca - Galiçya Gücerat Dili - Hindistan Gürcüce - Gürcistan Haiti Creole Dili - Haiti Hırvatça - Hırvatistan Hintçe - Hindistan Flemenkçe - Hollanda İbranice - İsrail İngilizce - Amerika, İngiltere İrlandaca - İrlanda İspanyolca - İspanya İsveçce - İsviçre İtalyanca - İtalya İzlandaca - İzlanda Japonca - Japonya Kannada (Karnataka) Katalanka - Catalan Andorran Korece - Kore Latince - Meksika Lehçe - Polonya Letonca - Letonya Litvanyaca - Litvanya Macarca - Macaristan Makedonyaca - Makedonya Malayca - Malezya Maltaca - Malta Norveççe - Norveç Portekizce - Portekiz Romence - Romanya Rusça - Rusya Sırpça - Sırbistan Slovakça - Slovakya Slovence - Slovakya Svahili - Jameyka Tamil - Hindistan Tayca - Tayland Telugu - Sri-Lanka Ukraynaca - Ukrayna Urduca - Pakistan Vietnamca - Vietnam Yidce - Rusya Yahudileri Yunanca - Yunanistan

Mevlana Ataturk(a)
Ata'mızın 22 Mart 1923'de Mevlana Türbesi ve Dergahı ziyaretinde
Konya Mevlevî Dergâhı Postnişini Abdülhalim Çelebi ve Mevlevîlerce karşılanışı (1)

Hz. Mevlânâ (k.s.) sayfasına gitmek için lütfen tıklayınız


Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Soy Kütüğü : (2)(3)

Ataturk Soyu Habertürk televizyon kanalında 13 Eylül 2014'de Yayınlanan Tarihin Arka Odası Programı (Yaklaşık 4 saat 15 dakika) 'nda, Sivaslı Emekli İmam Mehmet Ali Öz'ün Ekim 2014'de yayımlanacak olan "Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre)" kitabına dayanan belgelerle; Atatürk, Ailesi ve Soy Kütüğü konuşulmuştur.

Cumhuriyetimizin kurucusu Mustafa Kemal Atatürk'ün 1937'de yani ölmeden 1 yıl evvel Türk tarihçilerine verdiği "Benim Soyumu Araştırın" emri çeşitli sebeplerden dolayı yerine getirilememiştir. Ve tam 77 yıl sonra ilk kez belgeleriyle ortaya konulan bu programla biraz olsun Atatürk'ün emri de yerine getirilmeye başlanmıştır.

Aşağıda yer alan konuşmalardaki kaynak, programın video kaydıdır. Tarihin Arka Odası 13 Eylül 2014 - YouTube (Yaklaşık 4 saat 15 dakika)

Atamız, Selanik Mevlevîhâne'si Şeyhi İbrahim Efendinin (1777 -1843) torunu olup Baba tarafından da Kıymetli Soyu Şems-i Tebrizî'ye dayanmaktadır.

Programdan 59:37 - 1:01:02 arası konuşmalar düzenlenince :
Mehmet Ali Öz : "Mustafa Kemal Paşa'nın Annesi Zübeyde Hanım ve Babası Ali Rıza Efendi, Selanik'in köken itibariyle en saygın ve eşrafı olan insanlar. Zübeyde Hanım'ın anne tarafını 1480'li yıllara kadar ve babasının soyunu 1590'a kadar (1:30:58'den) götürmek mümkün. Mustafa Kemal Atatürk'ün Annesi'nin Köprülülerle akrabalığı var. Baba tarafından da Osmanlı İmparatorluğu dönemi tarihinde idam edilen 3 Şeyhulislam'dan biri olan Şeyhulislam Feyzullah Efendi'nin kökeninde Hatipzadeler diye bilinen aileye dayanmakta. Feyzullah Efendi'nin babası tarafı da Şems-i Tebrizi Hazretlerine dayanmakta. Dolayısı ile Mustafa Kemal Atatürk bu yönüyle hem Türkmen hem de köken itibari ile tarihi geçmişi bilinen köklü bir aile."

Ataturk'un Soy Kutugu Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk'ün Soy Kütüğü (Osmanlı Arşivi Belgelerine Göre) - Mehmet Ali Öz

Kitap 252 sayfa olarak Dilek Ofset tarafından 2014 yılında basılmıştır (ISBN : 9786058537408)

İnternetten satın alınabilecek birkaç adres:
D&R İdefix Nadir Kitap



Atatürk'ün Çocukluk ve Öğrencilik Yıllarından : (4)

Mustafa Kemal Atatürk'ün bir tarîkat mensûbu olmaktan söz etmek elbette mümkün değildir ama O'nun hangi tarikate sempatisi olduğu konusunda zaman zaman spekülasyonlar yapılır.

Mevlevîlik hakkındaki çalışmalarıyla tanınan Mehmed Önder, Mustafa Kemal'in, çocukluğunda, Selanik'teki Mevlevîhaneyi ziyaret etme adetinde olduğunu yazmaktadır.

Atatürk'ün hayranı ve yayıncısı olan Falih Rıfkı (Atay)'ın konuyla ilgili sözleri de Mehmet Önder'in görüşünü destekler mahiyettedir. Atay, Mustafa Kemal'in Harb Akademisinde bir öğrenci iken, Selanik'e evci olarak (ev izini alarak) gittiği zamanlar, Mevlevîlerin ayinlerine katıldığını belirtir.

İttihatçılar ve özellikle Atatürk Galata Mevlevihanesini de pek çok kez ziyaret etmişlerdir.. (0)



Hz. Mevlânâ'nın Makamını Ziyaretleri : (5)(6)(7)

Atatürk, Konya'daki Mevlana Dergahı ve türbesini, Konya'ya ilk gelişi olan 3 Ağustos 1920 günü ziyaret etmiş ve bu ziyaretten pek etkilenmişti.

Konya’ya yaptığı toplam dokuz ziyareti sırasında her seferinde Hz. Mevlana’nın makamının bulunduğu Türbe-i Saadeti ziyaret etmeyi ihmal etmemiş, tekke ve zaviyelerin işlevlerini tamamlaması ve dolayısıyla kapatılması yönünde çıkan yasa sırasında da Hz. Mevlana’nın türbesini müze haline dönüştürerek tüm insanlık alemine açık halde kalmasını sağlamıştır.

3 Nisan 1922 günü ziyaretlerinde, kendisi için açılan Sema meydanında hazır bulunmuştur.

Yine bir Konya ziyareti sırasında söylediği şu sözler Hz.Mevlana'ya gösterdiği sevgi ve saygının delili gibidir:
“- Ne zaman bu şehre gelecek olsam, içimde bir heyecan duyarım. Hz. Mevlana düşünceleriyle benliğimi sarar. O çok büyük bir dahi, çağları aşan bir yenilikçi...”



1 Kasım 1922 Gazi Mustafa Kemal Paşa Türkiye Büyük Millet Meclisi' ndeki konuşması : (5)(6)(7)

Atamız konuşmasını yapmak için kürsüdeki yerini alıyor. O şimşekler çakan gözleri ile arkadaşlarına bakıyor ve konuşmasına şu cümle ile başlıyor: "Efendiler! Tanrı birdir, büyüktür...”.

Belirli çevrelerin daha baştan itibaren Atatürk’ün sözde dinsiz ve dine karşı olduğunu yaymak istemelerine rağmen, o laik zihniyete sahip “dindar” bir kişiydi. O, kalıplara sığmayan, şekilcilikten uzak, gösteriş içermeyen ve Hz.Muhammed'in buyurduğu “yüksek ahlak” üzerine kurulmuş dinin aşığıydı. O, İslamiyet’in kaynağındaki saf şekline bağlıydı.



Atatürk ve Abdülhalim Çelebi Efendi - 1922 - Muzaffer Kılıç ve Prof.Dr. Yurdakul anıları (8)

Bir gün Atatürk'le beraber Abidinpaşa'dan gelip Samanpazarı yoluyla Ulus'a geçiyorduk. O zamanlar Samanpazarı'nda bulunan üç beş dükkandan birisi Ali Efendi isimli bir kitapçıya aitti. Kitapçı dükkanının kepenklerinde, nefis bir halı asılmış duruyordu. Harp yıllarının sonu olduğundan hiçbir yerde, hele Ankara'da, böyle güzel bir şey görmek pek şaşırtıcı olduğu için, bu halı Atatürk'ün de dikkatini çekti. Hemen arabayı durdurup indik. Beraberce dükkana yürüdük. Kitapçı Atatürk'ü görünce, "Buyrun Paşam." diyerek heyecanla bir emri olup olmadığını sordu. Paşa da bu halıyı çok güzel bulduklarını ifade ettiler ve ne için durduğunu sordular. Kitapçı, "Paşam, bu halı bir müşterimin. Paraya ihtiyacı olmuş, satılması için bana bıraktılar. Benimle bir ilgisi yok." dedi.

Atatürk, böyle güzel bir halının çok kıymetli olduğunu, bunu halı sahibinin nereden almış olabileceğini öğrenmek istediler. Kitapçı ezile büzüle, "Paşam, emanet koyan isminin söylenmemesini özellikle rica ettiler, müsaade ederseniz ismini söylemeyeyim." dedi.

Bu sefer Atatürk daha çok merak edip, "Çocuk, belki halıyı almak isteyeceğiz. Kimin ve kaça olduğunu öğrenmek isteriz." dediler. Kitapçı, "Paşam 40 lira istemişlerdi." deyip yine halı sahibinin ismini vermedi. Atatürk, halı sahibini iyice merak edip ısrar edince de, kitapçı istemeyerek ve sıkılarak Abdülhalim Çelebi Hazretlerinin, Paşam." dedi.

Abdülhalim Efendi, Mevlana sülalesinden gelmiş, Konya milletvekili olarak Meclis'te görev yapıyordu. Kapısı herkese daima açık, cömert, gayet güzel konuşan, Mevlevi kalpağı ile gezen, akıllı, sevimli hoş sohbet, özü sözü doğru bir kişiydi.

Atatürk, bu cevabı alınca çok duygulandı ve bana dönerek dükkana 40 lira bırakmamı emretti. Hemen parayı bıraktım. Kitapçı halıyı koşarak indirip paket yapmaya koyuldu.

Bu arada Atatürk, Abdülhalim Efendi'nin kişiliğinden övgüyle bahsederek, "Abdülhalim Efendi, evde halısını satacak kadar parasız kalıyor ama, kapısını kimseye kapamıyor" diyerek onu övdü. Sonra da kitapçıya dönerek, "Bana bak, halıyı biz alıyoruz fakat halıyı Abdülhalim Efendi'nin evine yollayınız, biz oradan aldırırız. Akşamüzeri de kendilerine bir kahve içmek için geleceğimizi söyleyiniz" dediler. Kitapçı bu davranışa şaşırmış bize bakarken, arabaya binip uzaklaştık.

Aynı akşam Abdülhalim Efendi'nin evine gittik. Abdülhalim Efendi, bizi avlu kapısında karşıladı. Eve girince baktım halı, kapı arkasında paketli olarak duruyordu. Mütevazı evinde minderlere oturuldu. Kahveler içildi.

Abdülhalim Efendi, "Paşam halıyı almışsınız. Fakat halı evime geri geldi. Müsaade ederseniz, arabanıza koyduralım." dedi Atatürk de, "Abdülhalim Efendi, halı yine bizim olsun. Biz arada sırada sana kahve içmeye geldikçe onun üzerinde kahvemizi içeriz" diyerek halıyı açtırdılar ve odaya serdirdiler.

Kahveler içildi ve sohbet edildi. Giderken Abdülhalim Efendi yine bizi kapıya kadar uğurlayarak, "Paşam," dedi, "eğer müsaadeniz olursa halıyı... " derken Atatürk sözünü keserek mütebessim, "Abdülhalim Efendi, onu sana emaneten bırakıyoruz. Her gelmemizde onu burada görmek ve üzerinde oturmak isteriz." diyerek veda edip ayrıldılar.

Böylece Atatürk, Abdülhalim Çelebi Efendi'ye, kitapçıya bile belli etmemeye çalışarak ihtiyacı olan yardımı yapmış, fakat halıyı almamışlardı.

Sonrasını Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul'dan dinleyelim;

Bir bayram günü babamla, Eski Eserleri Koruma Derneği'nde birlikte çalıştığı Prof. Dr. Ferudun Nafiz Uzluk'u evinde ziyarete gittik. Nafiz Bey Mevlevi sülalesinden olup, Abdülhalim Efendi'nin de yeğeni oluyordu. Benim de Tıp Fakültesi'nden hocamdı. Konuşma sırasında babam bu olayı anlattı. Ferudun Nafiz Hoca çok duygulandı. Gözleri dolu dolu oldu ve "Evet, evet biliyorum, biliyorum, Abdülhalim Efendi o halıyı Konya Mevlana Müzesi kurulunca oraya armağan etmiştir. O şimdi oradadır." dedi.

Görülüyor ki, Abdülhalim Efendi de bu asil davranışı kötüye kullanmamış ve halıyı sahiplenmeyip, layık olduğu yere armağan etmiştir.



20-23 Mart 1923 tarihleri arasında Konya’yı ziyareti : (5)(9)(4)(6)(7)

Mustafa Kemal Atatürk, 20 Mart 1923'de Konya'daki Mevlevîhane'yi ziyareti sırasında da, Dergâhı'ın ziyaretçi defterine, Konya'nın, asırlardır süren ışığın kalbi ve Türk medeniyetinin ana kaynaklarından biri olduğunu ifade eden övücü cümlelerini yazmıştı.

22 Mart 1923 günü yaptığı ziyarette ise postnişin Abdülhalim Çelebi'nin davetlisi olarak dergahta yemek yemiş, Hz.Mevlana'nın büyüklüğü üzerine takdir ve hayranlık dolu sözler söylemiştir (konuşmanın bir bölümüdür):

“İslamiyet’in ilk parlak devirlerinde geçmişin mahsulü olan sağlıksız adetler bir zaman için kendini göstermemiş ve yüze çıkmamışsa da, biraz sonra İslamiyet’in gerçeklerine sarılmaktan İslam esaslarına göre hareket etmekten çok, geçmişin mirasa olan adet ve inançları dine karıştırmaya başlamışlardır.
Bu yüzden İslamiyet’e dahil bir akım kavimler, İslam oldukları halde düşmeye, sefalete, geriliğe maruz kaldılar. Geçmişlerin kötü ve batıl alışkanlıkları ve bu suretle gerçek İslamiyetten uzaklaştıkları için kendilerini düşmanlarının esiri yaptılar.

Bu İslam kavimleri içinde Türkler, milli gelenek ve görenekleri itibariyle bir taraftan İran, diğer taraftan Arap ve Bizans milletleri ile temas halindeydiler. Şüphe yok ki temasların milletler üzerinde etkileri görülür. Türklerin temas ettiği milletlerin o zamanki medeniyetleri ise çökmeye başlamıştı. Türkler bu milletlerin kötü adetlerinden, fena yönlerinden etkilenmekten nefislerini men edememişlerdir. Bu hal, kendilerinde bozukluk, cehalet ve insanlıktan öte zihniyetler doğurmasından uzak kalmamıştır. İşte gerileyişimizin belli başlı sebeplerinden birini bu nokta teşkil ediyor.

Milletimizin gerçek din bilginleri, din bilginlerimiz arasında da milletimizin hakkıyla iftihar edebileceği bilginlerimiz vardır. Fakat bunlara mukabil ilim kisvesi altında hakikatten ilimden uzak, gereğince ilim tahsil edememiş, ilim yolunda layığı kadar ilerleyememiş hoca kıyafetli cahiller vardır. Bunların ikisini birbirine karıştırmamalıyız.

Efendiler, gerçek din bilginleri ile dine zararlı ulemanın birbirine karıştırılması Emeviler zamanında başlamıştır. Bilindiği üzere Sıffın vak'asında Hz.Ali’nin ordusuna karşı mızrak uçlarına Kur’an-ı Kerim sayfalarını takarak saldırdılar. İşte o zaman dine fesatlık, İslam arasına nefretlik girdi ve o zaman hak olan Kur’an, haksızlığa kabule vasıta yapıldı. Halifelik hile ile el değiştirdi. Ondan sonra bütün müstebit hükümdarlar dini hep alet edindiler. İhtiras ve istibdatlarını kabul ettirmek için hep ulema sınıfına başvurdular.

Gerçek ulema, dini bütün bilginler, hiçbir zaman bu müstebit taç sahiplerine uymadılar. Onların emirlerini dinlemediler, tehditlerinden korkmadılar. Bu gibi ulema kamçılar altında dövüldü, memleketlerinden sürüldü, zindanlarda çürütüldü, darağaçlarında asıldı. Lakin onlar yine o hükümdarların keyfini dine alet etmediler. Fakat gerçek durumda bilgin olmamakla beraber, sırf o kisvede bulundukları için bilgin sanılan, menfaatine düşkün, haris ve imansız bir takım hocalar da vardı. Hükümdarlar işte bunları ele aldılar ve işte bunlar, dine uygundur diye fetva verdiler. İcap ettikçe yanlış hadisler bile uydurmaktan çekinmediler. İşte o tarihten beri saltanat tahtında oturan, sarayda yaşayan kendilerine halife namı veren baskıcı hükümdarlar bu gibi hoca kıyafetli cahillere iltifat edip, onları himaye ettiler. Hakiki ve imanlı ulema her vakit ve her devirde onların kinini çekti.

Böyle yapan halifelerinin ve din bilginlerinin arzularına muvaffak olmadıklarını tarih bize misallerle izah ve ispat etmektedir. Artık bu milletin ne böyle hükümdarlar, ne böyle alimler görmeye tahammülü ve imkanı yoktur. Artık kimse böyle hoca kıyafetli sahte alimlere önem verecek değildir. Eğer onlara karşı benim şahsımdan bir şey anlamak isterseniz; derim ki, ben şahsen onların düşmanıyım. Onların menfi yönde atacakları bir adım, yalnız benim şahsi imanıma değil, o adım benim milletimin kalbine havale edilmiş kanlı bir hançerdir. Benim ve benimle hemfikir arkadaşlarımın yapacağı şey mutlaka o adamı tepelemektir.”



29 Ekim 1923’de Fransız yazar Maurice Pernot’ya verdiği demeç : (5)(6)(7)

“Türk milleti daha dindar olmalıdır. Yani bütün sadeliği ile dindar olmalıdır demek istiyorum. Hakikate bizzat nasıl inanıyorsam dinime de öyle inanıyorum. Şuura muhalif, terakkiye mani hiçbir şey ihtiva etmiyor. Halbuki, Türkiye’ye istiklalini veren bu Asya milletinin içinde daha karışık, suni itikatlardan ibaret bir din daha vardır. Fakat bu cahiller, bu acizler sırası gelince aydınlanacaktır.”



Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısı : (5)(6)(7)

Çankaya köşkündeki dil çalışmaları toplantısında Konya Mevlevi Dergahı eski postnişinlerinden Veled İzbudak Çelebi de davet edilmişti. Söz dönüp dolaşıp Hz.Mevlana’ya gelmiş, yüce Atatürk şunları söylemişti:

“Mevlana, Müslümanlığı Türk ruhuna uygun hale getiren büyük bir reformatör... Müslümanlık aslında geniş manasıyla hoşgörülü ve modern bir dindir. Araplar onu kendi bünyelerine göre anlamış ve uygulamışlardır. Sıcak bir iklimde oturan, suyu nadiren bulan ve kullanan, genel bir hareketsizlik içinde ömür süren Badiye Arapları için, günde beş defa abdest ve namaz, çok ileri seviyede bir yaşama hareketidir. Hz.Muhammed insanları uyuşukluktan harekete sevk etmiştir. Bu uygulama Türkler için çok hareketsiz sayılabilir. Sarp dağlarda at oynatan, erimiş kar sularıyla yıkanan Türk için, abdest ve namazla sınırlı ibadet tarzı çok hareketsiz kalmıştır. Şamani dininde iken dans eden, şarkılar söyleyen, kopuzlar çalan, şiir okuyan Türk, namazı az ve hareketsiz bir ibadet saymıştı. Türk hayat tarzı, bu hareketsizliğe karşı harekete geçilmesinden doğmuştur. Mevleviliğe gelince, o tamamıyla Türk geleneklerinin Müslümanlığa nüfuz örneğidir. Mevlana büyük bir reformisttir. Ayakta dönerek ve hareket ederek Allah’a yaklaşma fikri, Türk dehasının en doğal ifadesidir. Bir tarafta müzik çalıyor, diğer tarafta insanlar ilahiler söylüyor ve ayağa kalkmış diğerleri, hayali bir dönüşle ellerini göklere kaldırıyorlar. Bunun estetiği fevkaladedir"



Konya milletvekili Naim Onat'a cevabı : (5)(6)(7)

Bir gün Konya milletvekili Naim Onat’ın sözde Hz. Mevlana'yı yermek istemesi üzerine Atatürk’ün söylediği şu sözleri bugün bile üzerinde ibretle düşünülmesi gereken ifadelerdir:

“-Eğer Mevlana’yı sizler gibi kavramak gerekirse, o büyük insanın ruhu dertlenir, biz de belki bir saygısızlık göstermek zorunda kalırdık. Mevlana’yı ululuğuyla kavrayabilmek için medresenin dar kapısından geçmemiş olmak gerek.”



18 Şubat 1931 günü Konya'ya 9'uncu defa geldiği zaman, Konya'da 11 gün oturmuştur : (5)(10)(6)(7)

Atatürk, 1926 yılında kendi emirleri ile müze halinde düzenlenerek ziyarete açılan Mevlana Müzesi (o zamanki adıyla Asar-ı Atika Müzesi)’ni 21 Şubat 1931 Cumartesi günü ziyaret etmek istemiş ve öğleden sonra saat 14.00’te müzeye gelmişti. Yanında Konya Milletvekillerinden Fuat Gökbudak ve o günlerde Konya Asar-ı Atika Müzesi Müdürü Yusuf Akyurt vardı. (Fuat ve Yusuf beylerin anlatımları ile)

Atatürk müzede tam üç saat kaldı. Sergilenen halıları, levhaları, yazma eserleri teker teker inceledi. Özellikle 14. ve 15. yüzyıllarda Türkçeye çevrilmiş Kur’an yazmaları dikkatini çekmişti.

"Demek atalarımız yüzlerce yıl önce Kur’an’ı tercüme etmişler. Buna memnun oldum." dedi.

Mevlana Ataturk Rubai Atatürk, Müze salonlarındaki incelemelerinden sonra, eski Çelebi Dairesi olan müdür odasına geçmiştir. Odanın, Mevlânâ’nın sandukasının yer aldığı türbeye açık Niyaz Penceresi kemeri üzerine yıllar önce yeşil destarlı bir Mevlevî Sikkesi (külahı) resmedilmiş ve sikkenin üzerine de talik yazı ile Mevlânâ’nın Farsça şu Rubai'si yazılmıştır:

Mevlana Ataturk Niyaz Rubai  (b) Yâ Hazret-i Mevlânâ
Derha heme besteend illa der-i tu
Ta reh nebered garib illa ber-i tu
Ey der Kerem-u-izzet-u nur-efşani
Horşid-u mah-u sitaregan çaker-i tu

Yazı Atatürk’ün dikkatini çekmiş ve yanında bulunan Hasan Ali Yücel’e okumasını ve tercüme etmesini emretmiştir. Farsçayı çok iyi bilen Hasan Ali Yücel, rubaiyi okumuş ve Türkçeye şöyle çevirmiştir:

"Yâ Hazret-i Mevlânâ
Ey keremde, yücelikte nur saçıcılıkta güneşinde, ayında,
yıldızlarında, kendisine kul-köle kesildiği güzel.
Garib aşıklar senin kapından başka bir yol bulamasınlar diye,
(öteki) bütün kapılar kapatılmış, yalnız senin kapın açık bırakılmıştır."


Atatürk, tercümeyi dikkatle dinledikten sonra, son cümle üzerinde durmuş, şöyle demiştir:

"Hz.Mevlana'nın büyüklüğü burada bir kere daha kendini gösterdi... Demek bütün kapılar kapandığı halde, bu kapı açık oluyor.
Doğrusu ben, 1923 yılında burayı ziyaretim sırasında, bu Dergahı kapatmayalım, Müze olarak halkın ziyaretine açalım, diye düşünmüş, bir yıl sonra (Dergah ve tekkelerin kapatılması Kanunu) çıkar çıkmaz İsmet Paşa’ya Mevlânâ Dergahı ve Türbesi’ni kendi eşyası ile Müze haline getiriniz demiştim. Görüyorum ki şu okunan rubainin hükmünü yerine getirmişim. Bakınız ne kadar mükemmel bir Müze olmuş…"



Sonraki Konuşmalarından : (5)(6)(7)

Değerli tarihçi Cemal Kutay’ın ifadelerine göre, Mustafa Kemal’e emrindeki yardımcılarının “Paşam Hz.Mevlana’nın makamını müze haline getirmeniz üzerine halk buraya akın etmeye başladı. Bu bir sakınca doğurmasın” demeleri üzerine Atatürk’ün verdiği cevap ilginçtir:

“Eğer, Hz. Mevlana’yı hakkıyla tanımak ve benimsemek için ziyarete gitmekte olduklarına inansam öteki dergahların da açılmasını sağlardım. Çünkü, Hz. Mevlana’yı tanımak ve anlamak zaten diğer tüm tehlikeleri de ortadan kaldırmaktadır.”



Sonraki Konuşmalarından : (9)

Atatürk’ün Falih Rıfkı Atay’a Mevlevi dergâhını kapatmak zorunda kaldığı için üzüntülü olduğunu söylediği bilinir.

Atatürk, F. Rıfkı Atay’a şöyle der: “Karar gereğince Konya’da Mevlana dergahının da kapanmış olmasından üzgünüm. Fakat istisna yapamam, buna çok üzülüyorum.

“Hey koca Sultan! Evet, bütün tekkeleri kapattık; fakat senin kapın kapanmadı” dediği de biliniyor.



Ataturk Mevlana Çocuk (c)

SAYFADAKİ FOTOĞRAF KAYNAKLARI :

(a) Fotoğraf : Hanri Benazus Koleksiyonu (Atatürk Orman Çiftliği Müze ve Sergi Salonu : www.aoc.gov.tr/index.php?view=gnl&nid=142)
(b) Mevlânâ Müzesi Fotoğraf : http://muze.semazen.net/content.php?id=00054
(c) Ankara Büyükşehir Belediyesi "Atatürk'ün Çocuk Sevgisi" Fotoğraflarından : www.ankara.bel.tr/cocukmeclisi/ataturk-ve-cocuk/ataturk-ve-cocuk-fotograf
(d) Blog : http://suzidila.blogcu.com/mevlana-turbesi-ve-turk-bayragi/5768667



Ataturk Mevlana Bayrak (d)

KAYNAKLAR :

(0) İnternette pekçok yerden bulunabilir
(00) www.erimsever.com
(1) Atatürk Günlüğü - 22 Mart 1923 : www.ataturktoday.com
(2) Tarihin Arka Odası 13 Eylül 2014 - YouTube (Yaklaşık 4 saat 15 dakika)
     Tarihin Arka Odası - Habertürk kanalında Murat Bardakçı'nın hazırlayıp Erhan Afyoncu ve Prof.Dr. Nurhan Atasoy ile birlikte sunduğu Program, Youtube'daki tarihinarkaodasiht kanalında yayınlanmaktadır.
(3) Atatürk'ün soykütüğü - Tarihin Arka Odası Programı'nı hazırlayan ve Sunan Murat Bardakçı - HaberTürk (2) no'lu kaynağa ait atıf haberi
(4) Mustafa Kemal Atatürk ve Mevlevilik - Hülya Küçük : Akademik.Semazen.net
     Atıf Yapılan Kaynaklar: M. Önder, “Mevlânâ Müzesinden Notlar,” TY, Temmuz 1964 (Mevlânâ Özel Sayısı), s.68.
     F. R. Atay, Çankaya, 2. Baskı, İstanbul, 1984, s.31.
     A. Mango, Atatürk, London, 2000, s.566.
     İ. Ortaylı, “Ottoman Modernisation and Sabetaism,”, Alevi Identity. Cultural, Religious and Social Perspectives, edl. T. Olsson, ve diğerleri, Swedish Research Institute in Istanbul, Transactions c. 8, İstanbul, 1998, ss.97-104: 101.
     İ.H. Sevük, Atatürk İçin, İstanbul, 1939, ss.37-8.
     Bakir Çelebi hakkında bkz. H. Hüseyin top, "Son Dönem Çelebileri ve Evlâdları", Konya'dan Dünya'ya Mevlâna ve Mevlevîlik, Konya, 2002, ss 151-8:151.
     A. Gölpınarlı, Mevlana'dan Sonra Mevlevîlik, (buradan sonra Mevlevilik), İstanbul, 1953, ss. 361-2. Ancak Celâlettin Çelebi, Bakır Çelebi'nin, tarikatların kaldırılmasından sonra Atatürk'ün onayı ile Abdülhalim Çelebi tarafından Halep'e gönderildiğini söylemiştir (Çelebi, s.212.) ki bu yanlıştır. Zira, tarikatlar 1925'in sonuna doğru (30 Kasım 1925) kapatıldığında, Abdulhalim Çelebi vefat etmişti bile (1 Ocak 1925"de).
     Şehir, o zaman bir sancak idi. 1918'de İngilizler tarafından işgal edildi. Sonra, Fransız idaresine girdi. 21 Ekim 1921'de imzalanan Ankara Anlaşması ile, Fransa şehre otonomi vermeyi kabul etti. Ocak 1937'de, Fransa ve Türkiye'nin garantörlüğünde bağımsız bir şehir haline geldi. 23 Haziran 1939'da Türkiye'nin bir parçası haline geldi: Streck, “Antakya,” İA (MEB), c. I (1993), ss.456-9.
     Celâlettin Çelebi, “Abdülhalim Çelebi,” İA (TDV), c. I (1988), , s.212.
     Gölpınarlı, Mevlevîlik, s.181.
     Bkz. Egeli, s.72. Sultan Veled'in Dîvân, Ibtidâ-nâme ve Rebâb-nâme'sindeki Türkçe şiirler, Anadolu Türkçesi ile yazılmış en eski örneklerini teşkil eder ve Türkçe'nin erken dönemlerine ait en eski tanıklık olma özelliğini haizdirler: G. Schubert, “Sultan Walad,” EI2, c. IX, ss.858-9.
(5) www.mevlana.com/mevlana_dosyalar/ataturk.htm
     22 Aralık 1987 yılında yayınlanan Hürriyet gazetesinde çıkan bir haberden de alıntı yapılmıştır.
(6) Mustafa Kemal Atatürk ve Mevlana : Dünya Mevlana Sağlık Eğitim ve Kültür Vakfı
(7) Mevlana Rumi Ve Atatürk : Galata Mevlevihanesi Mevlana Rumi Mevlevi Musiki ve Sema Topluluğu
(8) Atatürk ve Abdülhalim Çelebi Efendi : www.isteataturk.com
     Linkteki Kaynak: Atatürk'ten Hiç Yayınlanmamış Anılar, Prof. Dr. Yurdakul Yurdakul, Truva Yayınları. ISBN: 975-6297-37-6. Sayfa:104-106
(9) Atatürk ve Mevlana : http://panteidar.wordpress.com
(10) Atatürk'ün Konya Mevlana Türbesi ve Dergahını Ziyareti : www.isteataturk.com

SAYFA LEJANT :
İnternet Sayfası
Kitap (Türkçe)
Kitap (İngilizce-Arapça-Urdu dili-Sindhi dili)
JPG, GIF, BMP,... (Resim) Formatında belge
PDF, LIT,... (E-Book) Formatında belge
İnternet Tarayıcı Yardım Dosyası (HTML Help Compiled Help File)
Ofis Yazı dosyası (Word belgesi)
Ofis Sunum dosyası (Power Point belgesi)
Video dosyası
Ses dosyası

Aynı dosyanın www.erimsever.com 'a kaydedilmiş hali

& Exe veya Com Formatında program (veya program kurulumu) (i veya ii veya iii)
(i) Freeware - Kullanımı serbest program
(ii) Shareware - Lisanslı, sınırsız kullanımlı program
(iii) Shareware - Lisanslı, sınırlı kullanımlı program

NOTLAR :
1 - Sayfada sunulan dosya ve programların açılması ile ilgili gerekli yazılımlar için YAZILIMLAR sayfasından faydalanabilirsiniz.
2 - Lütfen fikirlerinizi, paylaşmak istediğiniz program ve belgeleri olabildiğince kaynak göstererek (internet adresi linki ile) mail atınız.


© Erim SEVER - Makina Mühendisi

İnsanların hayırlısı, insanlara faydası dokunandır - Hadis-i Şerif - Hz. Mevlânâ'nın (k.s.) Vasiyeti'nden
Yasal Uyarı & İlkeler